+ Yorum Gönder
Özel Eğitim ve Rehberlik ve Rehberlik Forumunda Sağlıklı İletişim Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Börtecine
    Devamlı Üye

    Sağlıklı İletişim








    Sağlıklı İletişim Nasıl Sağlanır ?

    Sağlıklı Bir İletişim İçin Ne Yapmalıyız ?





    Hepimiz, anlaşmak ve önemsenmek için yaşıyoruz. Hangi ilişki "önemli olmadığımız" türünde bir mesaj veriyorsa, o ilişkiden sıkıntı duyuyoruz. Çocuklar, "Aman baba yaptıkların da neymiş! Ne olacak, bütün anne-babalar zaten çocuklarını bir ev sahibi yapıyorlar, yediriyorlar, içiriyorlar, sen de yaptıklarını bu kadar önemseme!" derlerse, biz kendimizi kötü hissederiz. Onun için hepimizin genel amacı anlaşmak ve önemsenmektir. Esas olarak sözlerle kelimelerle anlaşıyormuş gibi görünsek de, iletişim kurmamıza yardımcı olan üç temel özellik vardır: Kelimeler, ses tonu, beden dili.
    Biz bazı duygu ve düşüncelerimizi iletmek için bazı sözler söylüyoruz. Duygu ve düşüncelerimizi iletmek için söylediğimiz kelimelerin yetmediğini, anlaşılmadığını hissettiğimizde ne yapıyoruz? Birkaç kelime daha ekliyoruz veya bir kaç kelime çıkartıyoruz. "Bana bir bardak su ver!" diyoruz. Su gelmiyorsa, "Çok susadım, bir bardak su ver, dedim!" diyoruz. Bir kelime daha ekliyoruz veya çıkarıyoruz. Ama bununla beraber, kendi duygumuzu ve düşüncemizi ilettiğimiz cümle anlaşılsın diye nelerde değişiklik yapıyoruz? Ses tonumuzda ve beden dilimizde değişiklik yapıyoruz.
    Su gelmezse sesimizin tonu daha da yükseliyor, veya bedenimizle konuşmaya başlıyoruz. "Bir su istedim senden, onu bile getirmeyecek misin oğlum, kızım!" diyoruz ve bedenimizle konuşmaya başlıyoruz. Gözlerimiz açılıyor, kızıyoruz, yumruklarımızı sıkıyoruz.
    İşte biz iletişim kurarken bu üç özelliği kullanıyoruz. Bu özellikleri acaba hangi ağırlıkta kullanıyoruz? Hangi tür mesajları daha çok veriyoruz? İletişimimizde en çok ne tür mesajlar var? Kelimeler mi, ses tonumuz mu, beden dilimiz mi daha etkili? Kelimeleri mi daha etkili görüyoruz? Bir tek "git" kelimesiyle ses tonunu değiştirirsek, beden dilini değiştirirsek çok farklı mesajlar verebiliriz. "Git!" deriz, çekil git anlamına gelir; "Git" deriz, gidebilirsin anlamına gelir; "Git" deriz, ne olur gitme anlamına gelir.
    Bu örneğe bakarak, hala kelimeler mi çok önemli dersiniz yoksa; ses tonu, beden dili ya da söyleyiş biçimimiz mi çok önem taşıyor?
    Yapılan araştırmalarda, beden dilinin konuşmamızdaki ve iletişimimizdeki değeri %30, ses tonunun %10 olduğu belirlenmiştir.
    Kelimelerimizi çok güzel seçmeliyiz ve söylerken de nasıl söylediğimize çok dikkat etmeliyiz.
    Bir yabancı ile karşılaştığımızda eğer o dili bilmiyorsak nasıl anlaşıyoruz? Amacımız anlaşmak olduğuna göre işaretlerle anlaşmaya başlıyoruz. Bir iletişim içerisinde esas olarak, dikkat etmemiz gereken şey kendi duruşumuz, yüzümüzdeki ifademiz ve söyleşimizdeki ses tonumuz. Bunları eğer başarılı bir şekilde kontrol edebiliyorsak, iletişim dersini geçtik demektir.
    Yüzümüzdeki sevecenlik, ses tonumuzdaki neşe ve güven ifadesi çocuğumuza eğer ulaşıyorsa, işler iyi gidiyor denebilir.
    İşte biz duygu ve düşüncelerimizi bu üç şey (yani kelime, ses tonu ve beden dili) aracılığıyla bir mesaj şeklinde alıcıya iletiyoruz. Bu kişi çocuk olabilir, bu eş olabilir Alıcıya mesajlarımızı iletirken bu mesajların birbirimize gidiş gelişleri ile birlikte iyi bir iletişim içinde miyiz, değil miyiz? Bu soruların cevapları ortaya çıkmaya başlıyor.
    "Bu gün derslerin nasıl geçti? Yeni bir şeyler öğrendin mi?" diye mesaj gönderiyorsunuz; çocuğunuzdan da "Bıktım okul konusundan, boş ver! Ben şimdi ne yiyeceğim?" gibi mesaj geliyorsa, iletişim düz bir hatta gerçekleşmiyor demektir.
    Mesajlarımız dalgalanmaya başlayınca "engelli iletişim" ortaya çıkmaya başlıyor. Ben "ak" diyorum, o "kara" diyor; ben "Ben geç kalıyorsun evladım, hadi hazırlan." diyorum; "Her şeyime de sen niye karışıyorsun?" diyor. "Yemeğe gelsen artık yemek vakti." diyorum, "Sen aç kalmış olabilirsin.";" Benim hiç açlıkla ilgim yok!" diyor. Benim söylediğim ve onu davet ettiğim yer başka, anlaşmak istediğim konu başka, onun verdiği cevap başka. İşte böyle engelli iletişimler aile içinde yoğunlaşmaya başlıyorsa, bir yerlerde bazı tıkanmalar var demektir.
    Özellikle gençlik dönemi, engelli iletişimle bolca karşılaşacağımız bir dönemdir. Yeter ki engelli iletişimi anne-baba olarak kendi aramızda yaşamayalım. Eğer söylediklerimiz yan mesajlarla geri dönüyorsa o zaman ailede işler karışık demektir.
    Anne ya da baba çocuğuna bir şey söylediğinde, söylenen şey duvara çarpar gibi geri dönüyorsa "tıkanık iletişim" den söz edebiliriz. "Evladım derslerin nasıl?" diyorsunuz. Pat kapıyı kapatıp gidiyor. Ne ses, ne nefes hiç bir tepki alamıyorsanız, işte o zaman iletişim artık yok. Tıkanık iletişim. Kanallar tıkanmış, mesaj gidip gelmiyor. "Nasılsın oğlum?" Cevap yok. "Acıktın mı kızım?" Cevap yok. Evden çıkıyor. Bir yere gidiyor. "Arkadaşlarınla mı buluşacaksın kızım?" Küt kapı kapandı, ses yok ise; tehlike çanları çalmaya başladı, diyoruz.
    "İki şey ruhumuzu karartır:Konuşacakken susmak, susacakken konuşmak."Umuyoruz ki siz böyle tıkanık noktalarda değilsinizdir. En kötüsü, engelli iletişimler içerisindesinizdir ve oralardan nasıl geri döneceğinizin yollarını araştırıyorsunuzdur.
    Bir iletişimin, aile içerisinde tıkanık noktalara gelmesine veya yaklaşmasına sebep olabilecek iletişim türleri üzerinde biraz durmak istiyoruz. Biz anlaşmak için varız. Anlaşmak için de yaptığımız iki temel faaliyet var. Nedir bunlar? Anlaşmak için ne yapıyoruz? Bir konuşuyoruz bir de dinliyoruz. Biraz dinlemeyi unutabiliriz ama konuştuğumuz muhakkak. Konuşmayı seven bir toplumuz; Ebeveynler de öyle. Konuşmak ve dinlemek faaliyetlerini birlikte yaptığımızda anlaşmış olacağız.
    Her konuşma ve her dinleme doğru bir iletişime yol açıyor mu? Açmıyor. Öyle konuşmalar olabilir ki tıkanıklığın sebebidir. Öyle dinlemeler olabilir ki dinleyeceğim diye başlamışsınızdır, ama dinleyen siz değilsinizdir. Dinlerken eğer kelimelerin sözlük anlamları üzerinde duruyorsanız bu dinleme fizyolojik boyutta bir dinlemedir. Yani duyarsınız; "duymak" anlaşmaya yetmez. O söylediği ile o insan neyi anlatmak istiyor? Duymak değildir önemli olan, anlamaktır. "Epeydir görüşemedik; bir araya gelsek ne kadar iyi olur!" diyor bir arkadaş diğerine. Bu arkadaşın söylemek istediği şey, "Seni çok özledim bir arada olursak sevinirim!" Diğerinin söylediği, "Hiç vakit yok. İşte istanbul'da yaşamak böyle. Mümkün değil, annemi bile göremiyorum, nerde kaldı sizleri görebileceğim!" Bu yanlış bir dinlemedir.
    Görünüşte Dinleme
    Ne tür yanlış dinlemeler yapıyoruz? Oldukça çok çeşitli yanlış dinlememiz var. Bunlardan bir tanesi görünüşte dinleme. Ne yazık ki çocuklarımızın doğumundan itibaren en çok yaptığımız dinleme türü bu "Görünüşte dinleme" dir.
    Nasıl bir şey bu görünüşte dinleme. Madem ki bizim iletişimimizin en önemli özelliği bedenimiz ve ses tonumuzmuş, görünüşte dinlediğimiz zaman anlayın ki yaptığınız şey, çocuğunuz konuşurken ya da eşiniz konuşurken "Anlat anlat ben seni dinliyorum." diyerek kendi kafanızdaki ya da elinizdeki işle meşgulseniz siz o insanı sadece duyarsınız ama anlamazsınız. Niçin? Çünkü mesajların önemli bir bölümü beden dilinde veriliyor. Çocuğumuz daha ilkokuldayken, yuvadayken eve geliyor, çantasını atıyor. "Anne bak ne oldu, sana bir şey anlatacağım" diyor. "Ayakkabılarını çıkar, ellerini yıka, gel. Ben mutfaktayım yemek yapıyorum. Sen de anlat!" diyor anne. Çocuk eğer bütün talimatlara uyan bir çocuksa ayakkabılarını çıkarıyor, ellerini yıkıyor, mutfağa geliyor. Annenin sırtı çocuğa dönük; işte onu mu pişirsem, bunu mu yapsam, köfteyi mi koysam, salatayı mı yapsam derken "Anlat anlat ben seni dinliyorum!" diyor. Aynı şey size yapılsa, siz çok önemsediğiniz bir konuyu anlatmak için eşinizi bekleyip eve geldiğinde "Akşam sana ne anlatacağım önemli bir konu var. Çocuğun okulu ile ilgili bir sorun yaşadık bugün." dediğinizde eşiniz gazeteyi alıp "Anlat anlat ben seni dinliyorum!" derse ne hissedersiniz? Konuşuyor musunuz? Lafa başlıyorsunuz, "Seninle bu evin işlerini konuşmak bile mümkün değil!" diyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki hem gazete hem söz bir arada olmaz. İşte biz bedenimizle ve gözümüzle dinlemiyorsak, görünüşte dinliyoruz. Seçiminiz yemek değil çocuğunuz ise, İletişimden söz edebiliriz. Ama yemeği seçmişseniz, "Çocuğumla uyumlu ve doyumlu bir ilişkim var.", deme şansını kaybediyorsunuz.
    İşte yanlış dinlemelerden birincisi, bu görünüşte dinleme, insan hiçbir şey anlatmasa daha iyi. Duvara konuşsan beni daha iyi anlar, dedirten bir dinleme biçimidir. Görünüşte dinleyen ailelerin içerisinde, çocukların bir süre sonra konuşmaktan vazgeçtiklerini görmek mümkündür.
    Seçerek dinleme
    Bazen eşimizi ya da çocuklarımızı seçerek dinliyoruz. Seçerek dinlerken konunun bizimle ilgili olan bölümünde "psikolojik dinlemeye" geçiyoruz. Konuların içinden bizi ilgilendiren bölümü cımbızla çekip alıyoruz. Konuşan kişi bütününü önemsiyor, konunun bütününü anlatıyor. Siz kendinizle ilgili bölümünü seçiyorsunuz. Bir anlaşmaya varma şansınız yok.
    Savunucu dinleme
    Bir başka dinleme türü de "savunucu dinlemedir." Dinlerken, karşıdaki kişinin anlattıklarını kendinizle ilgili bir açık zannederek, konuşmanın içine dalıyorsunuz ve kendinizi savunmaya başlıyorsunuz, savunucu dinleme yapıyorsunuz demektir. Savunucu konuşma modeli çok çabuk çocuklara geçer. En hızlı yer değiştiren bir türdendir. Çocuğa, "Derslerine çalışmadın!" diyemezsiniz. Çocuk garip bir şekilde kendini savunmaya girer. Çünkü o savunma sistemleri içinde büyümüştür. Hem onun da kendini savunması lazımdır. "Ben çok çalıştım ama hocam öyle çok saçma sorular sordu ki !" diye kendini savunmaya başlar. Hiçbir zaman konuların, problemlerin çözümüne yarayacak objektif veriyi elde edemeyiz.
    Tuzak kurarak dinleme
    "Tuzaklı" dinlemede en temel faktör ebeveynlerin, anne-baba rolüyle, polis, öğretmen, avukat rolünü karıştırmaya başlamasıdır. Anneler kendilerini evin polisi, babalar başöğretmeni gibi hissetmeye başlıyorlar ve çocuklarını acaba neyi yanlış yaptı diye dinliyorlar. Çocuk hiç konuşmasa da "Bugün acaba başına bir şey mi geldi, bugün benim istemediğim bir yere gitti mi, bugün acaba o arkadaşıyla buluştu mu?" diye düşünüyoruz. Bunu da doğrudan sormuyoruz. Çünkü doğrudan sorarsak alacağımız cevaplardan hayır gelmeyecek, o zaman yan yollardan sormaya başlıyoruz.

    Tuzaklı dinlemeye başladığımız zaman, karşıdaki insanın doğru olmayan konuşmalarına imkan vermeye başlıyoruz.
    Çocuğumuza kurduğumuz tuzaklar daha çok erken yaşlarda başlıyor. Etrafı teftiş etmek için oluyor ve biz yine iyi olmayan bir dinleyici rolüne düşüyoruz. İşte bu dinleme hatalarını kaldırmamız ve eğer varsa kendi ailemiz içersinde sıralamayı yapıp bunların üzerine birer çizgi çizmemiz gerekiyor. Çünkü bu tür dinlemelerden bizim kişileri anlamamız mümkün değil; anlasak kendimizi anlarız. Ama insanın en zor anladığı kişi kendisi olabiliyor. Biz eğer kendimizi anlarız. Ama insanın en zor anladığı kişi kendisi olabiliyor. Biz eğer kendimizi iyi tanımıyorsak bir başka tanıma şansımız yoktur. Hep zannederiz ki herkesi çok iyi tanıyoruz. Bir de kendimize bakıp tanımanın, insanı tanımanın, insanın davranışlarının yerli yerine oturtmanın ne kadar zor olduğunu kendimizde görsek, o leb deyince leblebiyi anlasınlar, gözüne bakıp adam olsunlar dediğimiz çocukları dışarıdan kontrol etmenin de ne kadar zor olduğunu görmek daha kolaylaşır. Dinleme hatasını yapmamız ve sağlıklı dinlememiz demek, çocuklarımızla kuracağımız iletişimde mesajlarımızı iletmemiz daha kolay olduğu bir alanı, boş ve açık bırakmamız demek.








  2. Acil

    Sağlıklı İletişim isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder


sağlıklı iletişim