+ Yorum Gönder
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Misafir Soruları Arşiv Forumunda ormanların ekolojik açıdan önemi Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    ormanların ekolojik açıdan önemi









  2. HARBİKIZ
    Moderator





    ORMANIN ÖNEMİ VE YARARLARI

    Orman; toprağı, ağaç ve ağaççıkları, yaban yaşamı, otu, çiçeği, mantarı, böceği, kuşları, mikroorganizmaları ile aynı sistem içinde bütün olarak yaşayan doğal bir varlıktır.
    Orman ekosistemi içinde barınan her varlık, sistemin uyumlu bir öğesi konumundadır. Ormanda bu hayat çemberi içine düşen her varlık, ister gözle görülemeyecek ölçekte bir bakteri olsun, isterse dev bir ağaç yada bir çiçek veya böcek olsun durmadan bu çemberin içinde döner durur. Böylece durmadan doğan,durmadan didinen, durmadan çözülen, durmadan oluşan ve tabii durmadan dönen milyarlarca varlık, ortaya olağanüstü bir sistem, tek sözcük ile bir orman varlığı çıkarır.
    Ormanlar, yaşayan, çoğalan; ekonomik ve teknik yararlanma olgusu içinde tükenmez kaynak özelliği gösteren, bu yanıyla insanoğluna esin kaynağı olan ve ona güç veren, insanlığın kalkınmasını, mutluluğunu, refahını sağlayan önemli bir anahtardır.
    İnsanoğlu, başlangıçta ağaçtan ve ormandan yalnızca günlük gereksinimleri için yararlanıyordu. Yaşantısını sürdürürken, çevresindeki zenginlikleri keşfetmesi, bunlardan olanakları ölçüsünde yararlanması, son derece doğal bir davranıştı. Ama uygarlık geliştikçe, insanın günlük gereksinimleri yalnız çeşitlenmekle kalmadı, aynı zamanda boyut da kazandı. Birey, örneğin ruhsal gereksinimleri için de; yücelik, güzellik kavrayışına karşılık veren bir alan olarak estetik duygulanımları için de ormandan yararlanmaya koyuldu.
    Ormanın somut-maddi yararları ile soyut, daha doğru ifadeyle manevi-kollektif-sosyal yararlarını ayrı başlıklar altında kısa kısa gözden geçirmeye çalışalım.
    Odun ve Odun Dışı Ürünler

    İnsanoğlunun ilk keşfettiği ve yararlanmaya koyulduğu doğal kaynakların başında orman gelmektedir. Ormanları, yukarıda, kendi yaşama ortamlarında var olan, çoğalan; ana elemanı ağaç, ağaççık olmak üzeri, diğer bitkisel, hayvansal, mineral öğelere de yaslanan, tüm bu öğeler arasında karşılıklı etkileşim ve kendine özgü yaşama beraberliği bulunan, insanlığa maddi manevi yararlar sunan bir varlık olarak almıştık.
    Ancak odun hammaddesinin, günümüzde, artık iki binin üzerinde kullanım olanağına sahip olduğu bilinmektedir. Odunun teknolojik özellikleri üzerinde yapılan araştırmalar, odundan yararlanma çeşitliliğinin her geçen gün biraz daha artacağını göstermektedir.
    Bu değerli kaynağın ilk bakıştaki yararları arasında, özellikle çeşitli sanayi dallarında, işkollarında hammadde olarak kullanılışı gösterilebilir nitekim kâğıt sanayiinden kimya, enerji, madencilik, ulaştırma, bayındırlık, tarım sanayiine dek pek çok alanda kullanılan odun, aynı zamanda insanoğlunun bin yıllara yayılan uygarlık serüvenini de özetlemektedir.
    Öte yandan ormanlarımızdan odun hammaddesinin yanında odun dışı ürünler de elde edilmektedir. Nitekim ormanlar reçine, tanen, sığla yağı, defne yaprağı, defne yağı, mantar, çamfıstığı, keçiboynuzu (harnup), kestane, somak, cehri, mahlep, kitre (geven), meyankökü, meyan özü, kekik, ıhlamur çiçeği, adaçayı, menengiç, salep vb. sayılamayacak denli çok ürünle insanoğlunun yararlandığı en büyük doğal kaynaktır.
    Bu örnekler, bize ormanları, odun olarak sağladığı maddi katkılar kadar, ormanların tükenmez bir kaynak olduğunu da göstermektedir.
    Orman Su Varlığını Korur ve Düzenler

    Su, doğa olaylarının yönlendirmesiyle hidrosfer (sular dünyası: okyanuslar, denizler, göller, akarsular), pedosfer (karalar dünyası) ve atmosfer arasında sürekli olarak hareket halindedir. Suyun, gaz, sıvı yada katı halde bu dolaşımına hidrolojik döngü denilmektedir.
    Ormanlar, ortamların su dengesi üzerinde çok yönlü etkiler yaratabilmektedir. Örneği intersepsiyon olgusu sonucunda, iğneyapraklı ormanlarda yağışların %30-35’i, geniş yapraklılarda ise %15-20’si buharlaşma yoluyla yeniden atmosfere kazandırılmaktadır. Öte yandan bu olgunun, toprağın fiziksel özelliklerin iyileştirerek yüzeysel akışı azalttığı, buna bağlı olarak toprak aşınımını, taşınmasını en aza indirdiği, bu arada toprağın alt katmanlarına giren su miktarını artırdığı da bilinmektedir.
    Ormanların yağışları artırdığına ilişkin saptamalar da söz konusudur.
    Kaldı ki ormanlar, ağaçların topraktan kökleriyle aldığı suyu yapraklarıyla atmosfere vermesi sonucunda da, havadaki nem oranının artmasını sağlamaktadır. Örneğin bir meşe ağacı, günde 570 litre suyu: ortalama olarak ise bir ağaç, yılda 20 ton suyu bu yolla (transpirasyon) atmosfere verebilmektedir.
    Tüm dünyada yıllık su gereksiniminin, 1990’lar itibariyle, 2.850 milyar m3 olduğu, ancak bunun 2015 yılında 11.985 milyar m3’e yükseleceği beklenmektedir. Population Action International’ın (PAI) bir araştırmasına göre ise, halen 505 milyon olan kronik ya da şiddetli su sıkıntısı çekenlerin sayısı da 2025 yılında 2.4 ila 3.2 milyara yükselmiş olacaktır.
    Ormanlar, suyun niteliğini iyileştirici yanıyla da önemli bir işleve sahiptir.
    Görüldüğü gibi orman, su varlığının yalnızca düzenliliğini değil, aynı zamanda bu suların temizliğini de sağlamaktadır.


    İklim ve Orman

    İklim ile orman arasında karşılıklı yani çift yönlü bir ilişki söz konusudur. Çünkü ormanın iklim üzerindeki etkileri kadar, iklimin de orman üzerinde etkileri bulunmaktadır. İklim, orman ekosistemlerinin yapısı ve dinamiği üzerinde rol oynayan egemen etkendir. Kaldı ki ormanların tipleri ve özellikleri, yayılış bölgelerindeki iklim, mevki ve toprak koşullarına bağlı olarak değişmektedir.
    Yetişme ortamı; ormanın da içinde yer aldığı canlılar toplumunun geçek ve tipik çevresini oluştururken bu canlıların yaşamalarını ve gelişmelerini sağlayan canlılar toplumunu sürekli etkisi altında tutan doğal etkenlerin de yönlendirmesi karşısındadır. Bu dalğal etkenler, yetişme ortamı etkenleri olarak “klimatik faktörler” (yağış, havanın nemi, hava hareketleri, ışın enerjisi); “edafik faktörler” (toprak özelliklerine ilişkin karakteristikler, toprak havası, suyu besin maddeleri, derinliği, toprak tipi, toprak tür vb.); “biyotik faktörler” (insanlar, hayvanlar, bitkiler, mikroorganizmalar, insanın sosyal çevresi) ve “rölyef faktörler” (genel mevki: bir yerin enlem ve boylam derecelerine göre dünya üzerindeki konumu; denizden yatay uzaklığı; ova, yayla, tepe dağ oluşu/ özel mevki: denizden yüksekliği; arazi eğimi; arazi yüzü şekli) biçiminde ortaya çıkar.
    İşte, genel iklim koşulları ve arazi yapısı bakımından belirli özellikler gösteren büyük coğrafi bölgelerdeki benzer hayvan ve bitki toplumlarına, üzerinde yaşadıkları bölgelerle birlikte “biyom” adı verilmektedir.
    Tropik yağmur ormanları bu sınıflandırma içinde, bir biyom örneği olarak değerlendirilebilir. Örneğin tropik yağmur ormanları, dünyanın öteki bölgelerindeki canlılar için de oksijen kaynağıdır. Tahriplere karşı söz konusu ormanların korunması yönünde, dünya çapında kampanyalar açılması bunun göstergesidir.
    Ne var ki, iklim koşullarından böylesine olumsuz etkilendiği halde; ormanlar, yine de insanoğlunun yararına iklime yani hava, yağış, nem, ışın, ısı hareketlerine olumlu yönde etkiler yapmakta, bu yönde de büyük katkılar sağlamaktadır.
    Örneğin hava hareketlerinin yönü ve hızı, orman varlığına göre büyük ölçüde değişebilmektedir. Ağacın türüne, sıklığına ve ağaç tepelerinin oluşturduğu kapalılığa bağlı olarak ortaya çıkan bu etkiden, rüzgâr perdeleri oluşturmada yararlanılmakta; bundan hareketle tarımsa verimliliğin artırılması yönünde çaba harcanmaktadır.
    Koruyucu orman kuşağının, açık alanların yanı sıra kentler arası yollarda da olumlu etkiler yarattığı gözlenmektedir. Örneğin kar birikimindeki yoğunluğun ya da araçlar üzerindeki rüzgâr etkisinin azaldığı görülmektedir. Ormanlar, rüzgârın hızını keserek toprak ve kar savrulmalarına engel olmaktadır.
    Ormanlar güneş ışını ve ısısında sergiledikleri dönüştürücülükle de dikkat çekmektedir. Ormanların, çığlara karşı etkin bir koruyucu olması, ormanlık alanlarda çığ oluşumu olasılığının çok düşük kalması; ormanın iklim üzerindeki bir başka olumlu et*kisini göstermektedir. Ayrıca ormanların, toprağın donmasını ve çözülmesini ge*ciktirdiği bilinmektedir.
    Ormanların, küçük iklimler yaratarak hava kirliliğini önlediği de gözlenmiştir. Böylesi bir etki, özellikle sanayinin yoğun olduğu kentlerde çok büyük önem taşı*maktadır. Eğer orman yoksa, kentin hemen üstünde, çıplak gözle görülecek biçim*de, kirli ve durgun bir havanın biriktiği gözlenmektedir.
    Öte yandan bitkiler, kendi dışlarına devamlı su vererek, bu suyu buharlaştırarak düşük bir ısıda kalabilmektedir. Ayrıca, bütün bunların üzerine, yaprak döken ağaç türlerinin oluşturduğu ormanların, kış mevsimlerinde bile yaza oranla %60 dolayında bir kirli hava süzme-emme-temizleme yetenekleri bulunduğunu eklemek gerekiyor.

    Oksijen Kaynağı Orman

    Dünya Sağlık Örgütü, “hava kirliliği”ni, “canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen veya canlılar üzerinde maddi zararlar meydana getiren yabancı maddelerin, havada normalin üzerinde bir yoğunluğa ulaşması” biçiminde tanımlamaktadır. Bunun yanı sıra şöyle bir tanım daha yapılmaktadır: “hava kirliliği, atmosferdeki toz, gaz, duman, koku, su buharı şeklinde bulunabilecek kirleticilerin, insana ve diğer canlılarla eşyaya zarar verici bir miktara yükselmesidir.”
    Hava kirliliği yaratan maddelerin ana kaynakları, enerji santralleri, termik santraller, çeşitli sanayi kuruluşları ile motorlu taşıtlar ve evsel gereçlerdir.
    Şimdiye dek yapılan araştırmalar, hava kirliliğinin insanlarda yol açtığı zararın belli başlılarının şunlar olduğunu ortaya koymuştur:
    -Havadaki zararlı maddeler, vücut direncini ve koruma işleyişini zayıflatmaktadır.
    -Hava kirliliği, kalp ve dolaşım rahatsızlıklarına neden olmaktadır.
    -Hava kirliliği baş ağrısı ve solunum yollarında tahribat yapmaktadır.
    -Hava kirliliği akciğer kanseri yapabilmekte, ayrıca vücutta çeşitli kanser hastalıklarına, bu arada kan kanserine yol açabilmektedir.
    -Hava kirliliği, sinir sisteminde tahriplere yol açmakta, deri hastalıklarıyla deri kanserlerine neden olmaktadır.
    -Hava kirliliği, göz mukozasına zarar vermekte, insanın iskelet sisteminde v edişlerinde çeşitli rahatsızlıkların nedenini teşkil etmektedir.
    -Hava kirliliği, kalıtımsal rahatsızlıklar için taban oluşturmaktadır.
    Hava kirliliğine yönelik bu bilgilerin ardından, ormanın çok büyük bir özelliğine, onun oksijen kaynağı oluşu konusuna geçebiliriz.
    Ormanın, havayı arındırma, oksijen yaratma özellikleriyle de yaşamsal bir öneme sahip olduğu bilinmektedir. Ormanlar, özümleme olayı sonucunda CO2 harcamakta, bunun karşılığında oksijen açığa çıkarmaktadır.
    Bitkiler, 264 gr CO2 ve 108 gr sudan 180 gr üzüm şekeri üretir ve 102 gr oksijeni de açığa çıkarır. Bu nedenle ormanlar, hem karbon gazı tüketicisidir, hem de biyolojik anlamda başlıca karbon deposudur. Ormanların yılda hektar başına 3-5 ton CO2 tutarlarken, buna karşılık 8-13 ton oksijen ürettikleri saptanmıştır.
    Orman, havadaki kirliliği emip tozu süzerek de çok önemli bir işlev görmektedir. Örneğin 1 hektar çam ormanının yılda 30-40 ton, ladin ormanının 32 ton, kayın ormanının da 68 ton kadar bir tozu süzdüğü saptanmıştır.
    Ormanların oksijen üretme etkinliği üzerine yapılan bir araştırmada, hektar başına olmak üzere, iğneyapraklı ormanların yılda 30 ton, geniş yapraklı ormanların 16 ton, tarım kültürlerinin ise 3-10 ton oksijen ürettiği saptanmıştır.
    Esasen, dünya ormanlarının ürettiği oksijen miktarı dünyadaki yeşil bitkilerin özümleme sırasında ürettikleri oksijen miktarının %33-46’sıdır. Böylece dünyadaki tüm ormanların ürettiği oksijenin, 55x109 ton/yıl ile 102x109 ton/yıl arasında olduğu anlaşılmaktadır.




+ Yorum Gönder


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


: