+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Edebi Türler ve Kitap Özetleri Forumunda Hacivat ve Karagöz oyunu Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Mineli
    Devamlı Üye

    Hacivat ve Karagöz oyunu








    Hacivat ve Karagöz oyunu
    HACİVAT - KARAGÖZ






    Karagöz-Hacivat Türk gölge oyununun tek temsilcisi olarak kabul edilen Karagöz oyununun kökeni konusunda değişik görüşler vardır. Kimi kaynaklara göre Orta Asya'dan, İran'dan ya da Hindistan'dan batıya göç eden Çingeneler aracılığıyla Anadolu'ya gelmiştir. Bir görüşe göre Bizans, İtalya ya da Yunan kökenlidir. Türkiye'ye Portekiz ya da İspanya'dan göç eden Yahudiler aracılığıyla geldiğini savunanlar da vardır. Ancak bu görüşleri kanıtlayacak yeterli belge yoktur. Oysa Yavuz Sultan Selim döneminin güvenilir kaynaklarından İbni İlyas, gölge oyununun Türkiye'ye XVI.yy.'da Mısır'dan geldiğini ortaya koymuştur. İlk zamanlar Mısır gölge oyununun etkisi altında olan Karagözün, kesin biçimini XVII.yy.'da aldığı ve tiplemelerin de bu dönemde ortaya çıktığı öne sürülmektedir. KARAGÖZ Karagöz ve Hacivat'ın gerçek kişiler olduğuna dair halk arasında yaygın bir efsane vardır. Buna göre Karagöz B.Trakya'da yaşayan bir demirci ustasıdır. Orhan Gazi Bursa'yı alınca buraya gelir, Demirtaş Köyü'ne yerleşir. Orhan Gazi'nin emriyle inşa edilmekte olan caminin bağlantı demirlerini yapmakla görevlendirilir. Caminin ustabaşısı Hacı İvaz(Hacivat) ile Karagöz arasında bir süre sonra eğlenceli söyleşmeler başlar. Öteki işçiler işi gücü bırakıp onları izlediklerinden işler yarım kalır. Durumu öğrenen Orhan Bey, Karagöz'ün başını vurdurtur; olanları görüp ürken Hacivat da hacca gitmek üzere yola çıkar, eşkıyalar tarafından öldürülür. Tüm olanlardan pişmanlık duyan Orhan Bey, Şeyh Küşteri adlı birinin Karagöz'le Hacı İvaz arasında geçen söyleşmeleri bildiğini öğrenir. Çağırtıp anlatmasını ister. Şeyh Küşteri de aydınlatılmış bir perdeye yansıttığı görüntülerle Hacı İvaz ve Karagöz arasındaki söyleşmeleri canlandırır. Orhan Bey çok beğenir ve bu oyunun sürdürülmesini ister. Böylece Karagöz oyunu ortaya çıkmış olur. Halk arasında yaygın bir efsane olmasına karşın, yapılan araştırmalar bu efsanede kimi tarih tutarsızlıklarının olduğunu ve gerçekle pek ilintisi olamayacağını ortaya koymuştur. Karagöz oyunları dört bölümden oluşur: mukaddime (öndeyiş,giriş), muhareve (söyleşme), fasıl (oyunun kendisi) ve bitiş. Oyunun mukaddime denilen bölümünde, ilkin perdeye göstermelik yansıtılır. Göstermelik çoğu kez oyunun içeriğiyle ilintisi olmayan bir görüntüdür (bir dalyan,vakvak ağacı, gemi, denizkızı, kediler, Burak vb.). Bu görüntü müzik eşliğinde perdeye yansıtılarak izleyicilerin ilgisi oyuna ve perdeye çekilir. Görüntü nareke adı verilen cırtlak bir düdük sesiyle kaldırılır ve tefin tartımına uygun hareketlerle perdeye Hacivat gelir, bir semai okur. Bunu kimi kez, bir ara semaisi izler. Ardından ''Of hay Hak'' diyerek perde gazeline başlar. Bu gazel, öndeyiş bölümünün en önemli öğesidir. Bunda Karagöz perdesinin bir öğrenek yeri olduğu, felsefi ve tasavvufi anlamı, kurucusunun Şeyh Küşteri olduğu belirtilir. Padişaha övgü ve yakarışın yanısıra tasavvuf konularına da değinilir. Bundan sonra Hacivat, uyaklı bir anlatımla konuşur ve bir beyit okur, kendisine kafa dengi bir arkadaş aradığını ve bu arkadaşta aradığı özellikleri ağdalı bir dille belirtir. Kimi kez yeniden bir beyit okuduktan sonra perdeye Karagöz indirilir. İkisi dövüşmeye başlar, Hacivat kaçar, Karagöz yere uzanıp ona veriştirmeye başlar. Ardından bir tekerleme söyler. Bu tekerleme genellikle aynı harfle başlayan çeşitli sözcüklerin belli bir mantık bağı olmadan art arda sıralanması biçimindedir (Esasen ''Kara kaşla kara gözlümdür sebep'' şarkısı karalığından neş'et ettiği için kasımın fırtınasına karışan kaz yavruları karmakarışık olup karabiber havanına girdikleri için kaşık altı oldular). Bundan sonra, muhavere bölümüne geçilir. Muhavere genellikle oyunun iki baş kişisi olan Hacivat'la Karagöz arasında geçer. Bazen muhavereye başka kişilerin de katıldığı olur. Bu bölüm salt söze dayanır olay yoktur. Amacı, Karagöz'le Hacivat'ın kişiliklerini, ses, yaradılış, yetişme biçimi ve diğer özelliklerini vurgulayarak yansıtmak ve kişilikleri arasındaki zıtlığı belirginleştirmektir. Karagöz ve Hacivat Fasıl bölümü oyunun kendisidir. Burada Hacivat ve Karagöz'ün yanısıra, oyunun öteki kişileri de bir olaylar dizisi içinde yer alır. XVI.yy.'da belirli bir konudan çok hayvanlarla, gemilerle daha çok kopuk sahneler gösterilirken, XVII.yy.'dan başlıyarak fasıl konuları belli bir olaylar dizisine uymaya başlamıştır. Fasıllar çok çeşitlidir. En eski olan ve her Karagöz oynatanın dağarcığında bulunması gerekenlere karı kadim, Meşrutiyet döneminden sonra ortaya çıkanlara nev icat denir. Bitiş bölümü genellikle çok kısadır. Karagöz oyunun bittiğini belirtir, kusurları için af diler, gelecek oyunu duyurur. Bundan sonra Hacivat'la aralarında kısa bir söyleşme geçer, bu söyleşi oyundan çıkarılacak öğreneği vurgular. Karagöz figürleri kalın deriden, özellikle deve derisinden yapılır. Bu derinin kullanılabilmesi için birçok işlemden geçmesi gerekir. Renklendirme için eskiden kökboyalar kullanılıyordu, bugün ise bunların yerini çini mürekkebi almıştır. Oynak eklemli olarak yapılan parçalar birbirlerine kiriş, kursak, tel ya da naylon iplik ile bağlanır. Oynatma değneklerinin geçeceği delikler, yuvarlak ikinci bir deri parçası dikilerek derinleştirilir. Karagöz perdesinin boyutları eskiden 2x2,5 m iken daha sonra 1,10x0,80 m olmuştur. Perdenin çevresi çiçekli bezden, ayna denen yarı saydan bölümü ise mermerşahidendir. Perdenin arkasında ve tabanında perdenin çerçevesine iplerle tutturulmuş peş tahtası denen bir raf bulunur. Buraya perdeyi aydınlatan meşale konur. Meşale çeşitli biçimlerde hazırlanır. Bir çanak içine pamuk ipliğinden yapılmış dört parmak kalınlığında bir fitil konur, zeytinyağı, beziryağı ya da susamyağıyla yakılır. Çok parlamaması için, arada bir, yağın içine bir zincir daldırılır. Perde mumlarla da aydınlatılabilir. Oynatma değnekleri 60cm boyunda ve gürgendendir. Figürdeki deliğine iyice yerleşmesi için ucu ısıtılır ya da erimiş muma batırılır. Karagöz tek bir sanatçının gösterisidir. Bu kişiye hayali ya da hayalbaz denir. Karagözde müziğin yeri çok önemlidir. Oyun baştan sona müziklidir. Karagöz oynatan kişinin, hem oyunun tekniği ile ilgili işleri, hem müziği, hem de figürleri idare etmesi gerekir. Bu nedenle bazen çırak kullandığı da olur. Bunlara yaptıkları işlere göre sandıkkar, yardak, dayrezen gibi adlar verilir. Karagöz oyunlarında bilinen tiplemelerin XVII.yy.'da ortaya çıkmaya başladığı öne sürülmektedir. Karagöz oyunlarındaki kişilerin en önemli özelliği, değişik tiplerden seçilmiş olmalarıdır. Bunlar durağan, değişmez kişilikleri simgelerler. İstemlerini kullanma güçleri yoktur, bu yüzden sürekli kendilerini yinelerler. İlişkilerinde ve davranışlarında değişmezlik sözkonusudur. Belli bir zamana da oturtulmamışlardır. Geçmişleri ve gelecekleri yoktur. Abartılmış kusurlar, özellikler tek kişide toplanmıştır. Dış görünüşleri önemlidir. XVII.yy.'da kesin biçimini alan Karagöz, kısa sürede en tutulan ve yaygın seyirlik oyunlardan olmuştur. Kaynaklarda XVI.yy.'dan başlayarak sık sık adına rastlanmakla birlikte, hakkında yeterince bilgi verilmemiştir. Karagöz oyunu üzerine bilgilerin çoğu XIX.yy. kaynaklarından edinilmiştir. Araştırmacılar Karagöz oyunlarının nasıl bir halk güldürüsü olduğuna ilişkin çeşitli görüşler öne sürmüşlerdir. Kimisine göre dar bir mahallenin sınırları içine sıkışmış, gerçek dünyayla ilişkisi olmayan; kimine göre felsefi ve tasavvufi; kimine göre de erotik öğelerin ağır bastığı bir halk seyirlik oyunudur. Türkiye'ye gelmiş birçok yabancı, gördükleri Karagözün açık saçık bir oyun olduğu üzerinde durmuşlardır. Thevenot, G.A.Oliver, Gerard de Nerval, Karagöz'ün perdeye erkeklik aygıtı ile çıktığını söyleyen Sevin, Edmond de Amicis. gibi. Nitekim ele geçen bazı kaynaklar, Karagöz oyunlarında siyasal taşlamalara ve güncel olaylara da yer verildiğini açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Çeşitli yabancı tanıklar Karagözün siyasal yönüne dokunuyorlar. Bir tanık, Karagözün hoşnutsuz kişilerin sözcüsü olduğu için yasaklandığını, kimi yerlerde sınırlı olarak oynatıldığını söylüyor. Bir başkası Karagöz'de söyleşmelerin yer yer mizahlı, nükteli, yer yer fitneci, ortalığı karıştırıcı olduğunu, sultana bile sataştığını belirtiyor. Oysa temel olan Karagöz'ün açık biçimli bir oyun olması, her olaya, konuya ve amaca uyarlanabilmesidir Türk gölge oyununun tek temsilcisi olan Karagöz'ün günümüzde canlılığını koruyamadığı görülmektedir. Çeşitli Karagöz oyunları sahneye, televizyona, baleye uyarlanmış, sergiler açılmış, Karagöz oyunu yarışmaları düzenlenmişse de günümüze değin geleneksel biçimi üzerinde yeterince durulmamıştır.








  2. Mineli
    Devamlı Üye





    Karagöz oyununun klasik dağarcığı (= repertuvarı) 28 oyundan bileşiktir. Bu rakam, Ramazan ayında Tanrıya tapınmakla geçirilmesi gereken «Kadir gecesi» dışındaki gecelerin sayısına denktir. Ne var ki, bilinen Karagöz oyunları sayısı bu rakamın üstünde olup, karagöz sanatçıları Ramazan aylarında onlar arasından seçtikleri 28 oyunla kendilerine göre bir dağarcık meydana getirirler. Karagözcüler arasındaki geleneğe göre, Ramazanın ilk gecesinde çoklukla Mandıra oyunu, arefe gecesinde de Meyhane oyunu oynatılırdı (böylece, Ramazan ayında kapanan meyhanelerin bayramda açılacağı müjdelenmiş olurdu).

    Karagöz oyunları iki ana bölüme ayrılır:

    1. Kâr-i kadîm (= eski zaman işi: klasik) oyunlar.

    2. Nev-îcâd (= yeni uydurulmuş: modern) oyunlar.

    «Kâr-ı kadîm» oyunlar şunlardır:

    Abdal Bekçi, Ağalık, Bahçe, Balık, Büyük Evlenme, Canbazlar, Câzûlar, Çeşme, Ferhad ile Şirin, Hamam, Kanlı Kavak, Kanlı Nigâr, Kayık, Kırgınlar, Mandıra, Meyhane, Orman, Ödüllü (Pehlivanlar), Salıncak, Sünnet, Şairlik, Tahir ile Zühre, Tahmis, Ters Evlenme, Tımarhane, Yalova Safâsı, Yazıcı.

    Evliya Çelebi'nin «taklid» diye andığı 10 oyundan Civan Nigâr (= Kanlı Nigâr?), Civan Nigâr Hamama girüb Gazi Boşnak hamamda Civan Nigârı basub Karagöz'ü kirinden üryan bağlayub hamamdan çıkarması (= Hamam), Üç eşkiya çelebiler (= Orman?), Hoppa (= Yalova Safâsı?) adlı dört tanesinin «zamanımıza kadar devam ettiği» tahmin edilmektedir.

    Karagöz oyunlarının kaynakları üzerinde bugüne değin gereği gibi çalışılmış değildir; kimi incelemeciler, bunlardan birkaçının (Ters Evlenme, Yalova Safâsı, Cincilik) Hint, Çin, Arap (Binbir Gece) hikâye, oyun ve masallarıyle yakınlık gösterdiğine işaret etmişlerdir.

    «Nev-îcâd» oyunlar şunlardır:

    Aşçılık, Bakkal (Yangın), Bursalı Leylâ, Cincüik, Eczane, Hain Kâhya, Hançerli Hanım, Kerem ile Aslı, Leylâ ile Mecnun, Sahte Esirci, Sahte Kedi, Ortaklar, Karagöz'ün Fotoğrafçılığı, Karagöz Dans Salonunda v.b.

    Karagöz, günlük olaylara açık bir sanat türü olduğu için, zamanın eğilimi ve ilgisi gözönünde bulundurularak, dağarcığa her devirde yeni yeni oyunlar eklenmiştir. Sözgelimi, Tanzimat'tan sonra bir yandan Hançerli Hanım, Tayyarzâde v.b. gibi halk hikâyeleri karagöze uyarlanırken, bir yandan da, edebiyatımızın Batıya yönelişine paralel olarak, Ahmet Mithat'ın Hüseyin Fellâh romanı ile Moliere'in Zoraki Hekim (= Karagöz'ün Hekimliği) komedyası dahi karagöz oyunu haline getirilmiş, ayrıca, Hain Kâhya, Sahte Kedi v.b. gibi tuluat tiyatrolarının oyunlarından da yararlanılmıştır.

    Karagöz oyunları, kimi incelemeciler tarafından "konular gözönünde bulundurularak" birtakım gruplara ayrılmıştır.

    Böyle bir ayırmayı ilk olarak deneyen Georg Jacob, karagöz oyunlarını 4 grupta toplamıştır:4

    1. Karagöz'ün bir iş tutması :

    a. İşsiz olan Karagöz'e Hacivat aracı olup bir iş bulur, ya da aynı işte ortak olurlar (Canbazlar, Orman, Salıncak- Kayık, Yazıcı v.b.). Bu bölüme giren oyunlarda geleneksel birtakım uğraşlar, zanaatlar tanıtılır.

    b. Kimi zaman, Karagöz, bir yarışma dolayısıyle bir işe girmiş olur (Ödüllü, Şairlik).

    c. Kimi zaman da, Karagöz, bir raslantı ile birtakım uğraşların içine girmiş bulunur (Balık, Tahmis).

    2. Karagöz'ün, kendisine yasak edilen yerlere girmeye çalışması, ya da yapılmaması gereken şeylere burnunu sokması (Abdal Bekçi, Bahçe, Hamam, Kanlı Kavak).

    3. Bir dolantı (= entrika) içinde Karagöz'ün kendini gülünç ya da zor bir durum içinde bulması (Ters Evlenme, Yalova Saf âsi, Meyhane v.b.).

    4. Efsanelerden, halk hikâyelerinden alınan konuların karagöze uyarlanması (Ferhad ile Şirin, Tahir ile Zühre, Leylâ ile Mecnun, Hançerli Hanım v.b.).

    Sabri Esat Siyavuşgil, karagöz oyunlarını 3 grupta toplamıştır:

    1. Basit örf ve âdet veya zanaat parodileri (Tahmis, Balık, Canbazlar, Büyük Evlenme). Bu gruptaki oyunlarda dolantı yoktur; bu oyunların amacı, bir âdet ya da bir zanaatın çekici, meraklı ve eğlenceli safhalarını göstermektir. Bu oyunlarda taklitler çok azdır.

    2. Vesile-entrikalı cemiyet satirleri:

    a. «Sünnet» tipi oyunlar (Sünnet, Ödüllü, Şairlik, Tımarhane). Bu gruptaki oyunlarda dinsel-ulu-sal gelenekler realist tablolar halinde gösterilir, taklitlere de epey yer verilir.

    b. «Kayık» tipi oyunlar (Kayık, Salıncak, Yazıcı, Eczane, Orman, Aşçılık, Ağalık). Bu gruptaki oyunlar, Karagöz'le Hacivat'ın para getirecek bir işe girmeleri temeli üzerine kurulmuştur. Girilen iş dolayısıyle, Karagöz'le Hacivat, İmparatorluğun çeşitli tipleriyle karşılaşırlar; dolayısıyla, taklitlere geniş ölçüde yer verilmiş olur; bu bakımdan, bu oyunlar birer karakter komedyası niteliği gösterirler.

    c. «Mandıra» tipi oyunlar (Mandıra, Çeşme, Kanlı Nigâr, Meyhane). Bu gruptaki oyunlarda konu önem kazanmış, taklitlerin ve toplum hayatından alınma sahnelerin yanında toplumsal yergiye de yerverilmiştir.

    d. «Bahçe» tipi oyunlar (Bahçe, Abdal Bekçi, Hamam, Yalova Saf üst). Bu gruptaki oyunlarda, Karagöz, girmesi kendisine yasak edilen yerlere girme çabası gösterir. Dolantmın epey karmaşık bir hal aldığı bu oyunlarda, toplum vicdanını inciten olaylara karşı toplumsal yergi daha keskinleşmiştir.

    e. «Ters Evlenme» tipi oyunlar (Ters Evlenme, Câzûlar, Kanlı Kavak). Bu gruptaki oyunlarda do-lantı önem kazanmış, seyircinin ilgisi, düğümün nasıl çözüleceği, oyun kişilerinin zor durumdan nasıl kurtulacakları noktaları üzerinde toplanmıştır. İlginin olay örgüsü üzerinde toplanması dolayısıyle, bu gruptaki oyunlarda çoklukla taklitlere yer verilmemiştir.

    3. Müstakil entrikah fasıllar veya halk hikâyeleri adaptasyonları (Ferhad ile Şirin, Tahir ile Zilhre, Leylâ ile Mecnun, Arzu ile Kanber, Hançerli Hanım, Hain Kâhya v.b.).

    Her iki incelemecinin de gruplara ayırma çabası "Siyavuşgil'in de işaret ettiği gibi" ister istemez «indî» ve «itibarî» kalmış, birtakım oyunlar (sözgelimi Tımarhane oyunu) bu gruplardan birine sokulmak için zorlanmıştır.





  3. Mineli
    Devamlı Üye
    Hacivat, geleneksel Türk gölge oyununun baş karakterlerinden biridir.

    Tam bir düzen adamıdır. Nabza göre şerbet verir, eyyamcıdır. Kişisel çıkarlarını her zaman ön planda tutar. Az buçuk okumuşluğundan dolayı yabancı sözcüklerle konuşmayı sever. Perdeye gelen hemen herkesi tanır, onların işlerine aracılık eder. Alın teriyle çalışıp kazanmaktan çok Karagöz’ü çalıştırarak onun sırtından geçinmeye bakar.

    Değişik oyunlarda rol icabı değişik kıyafetler içinde Keçi Hacivat, Çıplak Hacivat, Kadın Hacivat, Kahya Hacivat gibi farklı Hacıvat tasvirleri vardır.

    Karagöz, tek aktörlü, tek yazarlı, taklide ve karşılıklı konuşmaya dayanan, iki boyutlu tasvirlerle bir perdede oynatılan gölge oyunu.
    Eskiden hayali zıll, zıllı hayal, hayali sitare denilen Karagöz oyununun doğuşuna ilişkin en yaygın rivayet şöyledir:

    Orhan Gazi devrinde Bursa'da Ulucami inşaatında çalışan demirci ustası Kambur Bali Çelebi (Karagöz) ve duvarcı ustası Halil Hacı İvaz (Hacivat) arasındaki nükteli konuşmalar diğer çalışanları öyle güldürüyormuş ki, bunları dinlemek isteyenler işlerini bırakıp etraflarında toplanıyorlarmış. Tabi inşaat çalışması aksamaya başlamış. Bunu duyan padişah ikisini de idam ettirmiş. Ancak padişah daha sonra çok pişman olmuş. Onu teselli etmek isteyen Şeyh Küşterî, başındaki beyaz sarığı çıkarıp germiş ve arkasına ışık yakmış. Ayağından çıkardığı çarıklarla da Karagöz ve Hacivat'ın tasvirlerini yaparak perdeye yansıtmış. Onların nükteli konuşmalarını tekrar canlandırmış. Padişahı teselli etmeye çalışmış. İşte o gün bugündür Karagöz oyunları değişik mekanlarda oynanır olmuş. İşte günümüzde de Karagöz Perdesine Şeyh Kuşterî meydanı denilir ve bu zat Karagözcülüğün piri sayılır.

    Karagözün kukladan farkı iki boyutlu suretler ve bunların gölgeleriyle oynanmasıdır. Suretler renklidir.
    Oyun 2x2,5 veya 1x1,20'lik bir bez perde üzerine aksettirilen tasvirlerin gölgelerinin konuşturulmasıdır. Kenarları çiçekli bez perde patiskadandır. Asıl perdeye ayna denir. Perde arkasındaki peş tahtası üzerindeki şem'a ile bu gölgelendirme sağlanır.

    Tasvirler manda, dana, deve derisinden yapılır. Deri saydamdır, nevrekan'la kesilip kök boyasıyla boyanır. Hareketli yerleri kirişle tutturulur, değnek delikleri açılır. 30-40 cm olan tasvirleri oynatmak için 60 cm lik değnekler kullanılır. Sol elle Karagöz, sağ elle öteki tipler oynatılır.

    Karagöz oynatıcısına hayali, hayalbaz denir. Yardımcıları çırak, yardak, dayrezen, sandıkkar'dır. Oyunda konuşmaların değişmesi baş hareketleriyle yapılır.
    Oyun 4 kısımdan oluşur. Giriş, muhavere, fasıl, bitiş. Sahne açılır, göstermelik ve nareke'den sonra Hacivat gelir bir gazel okur, Karagöze sataşır, perdenin sağ üstünden Karagöz Hacivat'ın üstüne atlar, kavga ederler ve Hacivat kaçar. Sonra gelir, konuşmaya başlarlar. Konuşma bitince Karagöz çeşitli tiplerle konuşup güldürür, özel bir tip gelir, onunla kavga eder. Bitişte Karagöz ve Hacivat yine ağız dalaşı yaparlar ve kavga ederlerken oyun biter.

    Oyun boyunca müzik özellikle her tipin sahneye gelişinde etkili bir şekilde kullanılır.

    Tipler şive taklitlerinde Kastamonulu, Kayserili, Bolulu, Laz, Kürt, Arnavut, Arap, Acem, Rumelili, Ermeni, Rum, Yahudi, Frenk'tir. Hasta tipler Tiryaki, Beberuhi, Kekeme, Esrarkeş, Sarhoş, Deli, Denyo'dur. Çelebi, Zenne, Köçek tipleri dışındaki özel tipler büyücü, cadı, canavardır.

    Oyunların konuları Ferhat ile Şirin, Hamam, Kanlı Nigar, meyhane, Sünnet, Tımarhane gibi eski, Bakkal, Cinci, Eczane, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun gibi yeni şekillerdedir.

    Karagöz herşeye burnunu sokan, kaba, aşırı meraklı, okuma yazması kıt, cahil, cahillikten veya işine gelmediğinden herşeyi ters anlayan, anlamazlıktan gelen, yanlış yorumlayan, müstehcen konuşan, biedep çingene ve işsiz, mesleksiz, karısıyla sürekli kavga eden bir tiptir.

    Hacivat, hali vakti yerinde, herkesle hoş geçinen, alıştığı gibi konuşan, akıl hocasıdır. Karagözle sürekli kavga ederler. Arapça Farsça konuşmalarını Karagöz hep ters anlar.

    Konular genellikle Karagözün züğürtlüğü, işsizliği, Hacivatın onaiş bulmasına rağmen beceriksizliği, alışılmışın dışına çıkışı; Karagöz'ün yasak veya tehlikeli bir yere girişi, başına türlü işlerin gelmesi, tiplerle çatışması; bir maceraya karışması; halk edebiyatı konuları arasına karışmasıdır. Ferhad ile Şirin, Leyla ile Mecnun gibi aşk hikayelerini kendi tekniğine uydurur. Mesela Hacivat Karagöz'e Ferhat ile Şirin'in macerasını anlatır: Ferhat Şirin'in kasrını boyayan nakkaştır, Şirin'e aşıktır, Şirin'in anası Ferhat'tan Elma Dağı'nı delip kasra su getirmesini istemiştir, Ferhad o şartla Şirin'i elde edebilecektirDaha bu hikaye anlatılırken Karagöz'ün aklı durur, mesela bir insanın aşk uğruna dağı delmeye kalkışmasını havsalası almaz, garip yorumlar yapar. Sahnede oyunun gerektirdiği dekorları da kendine göre olmayacak şeylere benzetir, oyun romantik bir konuyu komik düzeye indirir. Mesela perdede Hacivat'ın evi tarafında Elma Dağı bir moloz yığınıdır vs.

    Kalıplaşmış sözler: Hacivat'ın girişte 'yar bana bir eğlence' demesi. Muhaverede Hacivat ile Karagöz arasındaki hazır ikili konuşma. Karagöz'ün tekerleme cevapları. Hacivat'ın bitişte 'yıktın perdeyi eyledin viran/varayım sahibine haber vereyim heman' demesi. Karagöz'ün 'her ne kadar sürci lisan ettikse affola' diye bitirmesi.

    Karagöz sahneye hep sağdan gelir, Hacivat ve tipler soldan. Sahneye Küşteri meydanı denir, genellikle bir İstanbul mahalle meydanıdır.





  4. Mineli
    Devamlı Üye














  5. Mineli
    Devamlı Üye
    KARAGÖZ
    HACİVAT- Yar bana bir eğlence medet, yar bana bir eğlence hey!
    KARAGÖZ-(Pencereden )Geliyorum! Geliyorum!
    HACİVAT-(Pencereye gelerek) Vay Karagöz’üm, maşallah!
    KARAGÖZ-Selvinin tepesine bin de kuş avla.
    HACİVAT-Dinle Karagöz’üm; sabahleyin evden çıktım, çarşıdan geçerken bir serpuş(şapka) aldım. Hem yeni serpuşumu göstermek, hem de biraz yorgunluk atmak için Karagöz’üme uğrayayım demiştim.
    KARAGÖZ-Ne yapayım? Ne olacak?
    HACİVAT-Canım efendim serpuş almıştım.
    KARAGÖZ-İyi ya be yahu, ondan da bana ne!
    HACİVAT-Ayol öyle mi derler?
    KARAGÖZ-Ya nasıl derler?
    HACİVAT-Güle güle giy, başında paralansın derler.
    KARAGÖZ-Peki. Güle güle giy başında paralansın.
    HACİVAT- Dönüşte odun deposunun önünden geçiyordum. Bari birkaç çeki de odun alayım dedim. Aldım eve gönderdim.
    KARAGÖZ- Güle güle, başında paralansın.
    HACİVAT- Ayol sus. Bu serpuş değil, odun aldım odun.
    KARAGÖZ- İyi ya, güle güle başında paralansın!
    HACİVAT- Canım öyle denmez.
    KARAGÖZ- Ya ne denir?
    HACİVAT- Güle güle yak, otur da külüne bak, denir.
    KARAGÖZ- Ha, Peki! Güle güle yak, otur da külüne bak.
    HACİVAT-Hah aferin! Derken birader, yolda bizim hasan ustaya rast geldim. Evin damı akıyordu, aklıma geldi. Eve gönderdim. Evin kiremitlerini aktarıp, biraz da ufak tefek kırık döküğü tamir etmesini tembih ettim.
    KARAGÖZ-Güle güle yak. Otur da külüne bak.
    HACİVAT-Aman ne yaptın birader?
    KARAGÖZ-Güle güle yak. Otur da külüne bak.
    HACİVAT-Canım efendim öyle denmez.
    KARAGÖZ- Ya ne denir?
    HACİVAT-Oh oh! Maşallah, pek memnun oldum! Güle güle oturunuz. İçinden hiç eksik olmayınız denir.
    KARAGÖZ- Oh oh! Maşallah, pek memnun oldum! Güle güle oturunuz. İçinden hiç eksik olmayınız.
    HACİVAT-Eksik olma Karagöz’üm. Derken efendim, evimin tamir edildiğini gören alacaklılardan biri, Hacivat zenginleşmiş, ev yaptırıyor, gidip alacağımı isteyeyim diye para almaya gelir. Benim param tükendiğinden alacaklı ile boğaz boğaza kavga ettik, ikimizi mahkemeye götürdüler, mahkeme sonucunda ikimizi de hapse attılar.
    KARAGÖZ- Oh oh! Maşallah, pek memnun oldum! Güle güle oturunuz. İçinden hiç eksik olmayınız.
    HACİVAT- Aa birader, hapisteyim, hapiste!
    KARAGÖZ- Oh oh! Maşallah, pek memnun oldum! Güle güle oturunuz. İçinden hiç eksik olmayınız.
    HACİVAT- Ayol öyle denmez.
    KARAGÖZ-YA ne denir? Ne bileyim ben!
    HACİVAT- İnşallah efendim yakında biri sebep olurda çıkarır. Siz merak etmeyin, ötekini de çıkarırlar, denir.
    KARAGÖZ- İnşallah efendim yakında biri sebep olurda çıkarır. Siz merak etmeyin, ötekini de çıkarırlar.
    HACİVAT- Aferin Karagöz’üm. Sonra efendim, bizi hapisten çıkardılar. Ben o sevinçle koşa koşa eve gidiyordum. Acele ile fırının yanından geçerken küreğin sapı gözüme dokunup çıkarmaz mı?
    KARAGÖZ- İnşallah efendim yakında biri sebep olurda çıkarır. Siz merak etmeyin, ötekini de çıkarırlar.
    HACİVAT- Gözüm çıktı efendim, gözüm.
    KARAGÖZ-İnşallah efendim biri sebep olur ötekini de çıkarır.
    HACİVAT- Canım öyle denmez!
    KARAGÖZ- YA ne denir?
    HACİVAT- İnşallah şifa bulursunuz, yakında hiç görmemişe dönersiniz denir.
    KARAGÖZ- İnşallah şifa bulursunuz, yakında hiç görmemişe dönersiniz ( Tokat atar, Hacivat gider.) Münasebetsiz, kapımın önünde yaptığı gürültü patırtı ile etrafı rahatsız ettiği yetmemiş gibi, boş laflarla beni yormaya kalkıyor. Sen gidersin de beni buraya lofça çivisi ile mıhlamadılar ya! Ben de çekilir giderim.

  6. Mineli
    Devamlı Üye
    KANLI NİGAR OYUNU
    Tasvirler
    Karagöz ve çıplağı
    Hacıvat ve çıplağı
    Çelebi ve çıplağı
    Kanlı Nigar
    Salkım İnci
    Mercan ve çıplağı
    Beberuhi ve çıplağı
    Tuzsuz Deli Bekir ve çıplağı
    Uzun efe
    Hacıvat semai söyleyerek gelir
    Makam: Rast
    Durmaz işler tâ ciğerden hançerimin yaresi
    Böyle zalim olmasın hiç kimsenin mehparesi
    Hacıvat semai bitince perde gazelini okur, perde gazeli bittikten sonra devamla;
    Hacıvat: Huzuru erbabı safada, nazargahi ehli dehada, yani şu bezmi şevkefzada bana da bir yari vefadar olsa. Geliverse şu kayme üzre kadem bassa, ben söylesem o dinlese, o söylese ben dinlesem. Her ikimizde söyleşirken bizi temaşâ eden ahibba safayab olsalar.
    Demem o demek değil, ben bendenize ben duacınıza, ben hâke, ben hâkesâre.
    Karagöz: (pencereden) Senin gibi kör kesere (çekilir)
    Hacıvat: Eli yüzü yunmuş, elfâzı düzgün bir kafadâr olsa
    Karagöz: (pencereden) Kafan darsa aşağı iner bollaştırırım ha(çekilir)
    Hacıvat: Diyelim iş ne imiş, işimizi mevlam onara, yar bana bir eğlence medettttt, aman bana bir eğlence medettt
    Karagöz: (pencereden) Hacıvat bağırma, evde çocuk uyuyor, uyanırsa karışmam, oturağını kafana atarım (çekilir)
    Hacıvat: Ah bana bir eğlence amannn
    Karagöz: (pencereden) Bağırsan da gelmeyeceğim, çağırsan da gelmeyeceğim (çekilir)
    Hacıvat: Gel benim servi bülendim
    Karagöz: (pencereden) Gelemem benim sümüklü efendim
    Hacıvat: Gel benim ömrümün hasılı
    Karagöz: (pencereden) Gelemem ayağımın nasırı
    Hacıvat: Gel benim serseri gezenim
    Karagöz: (pencereden) Atlarsam tepeni ezerim
    Hacıvat: Aşağı gelsene karagözüm
    Karagöz: (pencereden) memgel
    Hacıvat: Pergel mi?
    Karagöz: Beş on tane usta dülger
    Hacıvat: Aman karagözüm, aşağıya ne ile gelirsin?
    Karagöz: (pencereden) Arabayla
    Hacıvat: araba olmazsa?
    Karagöz: (pencereden)Şimendiferle
    Hacıvat: Anlaşıldı karagözüm senin canın letaif istiyor
    Karagöz: (pencereden) Nasıl da bilirsin canımın kadayıf istediğini
    Hacıvat: Karagözüm dil bilir misin?
    Karagöz: Dil de bilirim, dudak da, yanak da
    Hacıvat: Mesela Rumca bilir misin?
    Karagöz: Bilirim
    Hacıvat: Ela do
    Karagöz: Elin doluysa oraya koy
    Hacıvat: Anlaşıldı Rumca bilmiyorsun, Ermenice bilir misin?
    Karagöz: Bilirim
    Hacıvat: Egurnaim
    Karagöz: Koy oraya sonra alayım
    Hacıvat: Anlaşıldı, Ermenice de bilmiyorsun, Yahudice bilir misin?
    Karagöz: Bilirim
    Hacıvat: Venaki
    Karagöz: Al parayı ver rakıyı
    Hacıvat: Peki Arapça bilir misin?
    Karagöz: Uydur uydur söyle
    Hacıvat: Taal hin
    Karagöz: Tahin yemem sonra uyuz olurum
    Hacıvat: Acaba çingenece bilir misin?
    Karagöz: Süt be süt
    Hacıvat: Uclan
    Karagöz: (pencereden atlayarak) Soskiros
    Hacıvat: Ben ne diyeceğim?
    Karagöz: Soborlos keros de
    Hacıvat: Aman karagözüm ve ne dil kelamı, ve neyin lisanı?
    Karagöz: (hafifçe) Çingene, çingene
    Hacıvat: Çengelde mi?
    Karagöz: Hayır sırıkta asılı
    Hacıvat: Doğru söyle karagözüm siz kimlerdensiniz?
    Karagöz: Biz unkapanı’nda elek yapar elek satarız
    Hacıvat: Unkapanında börek yapar börek mi satarsınız?
    Karagöz: Zeyrek yokuşunda benden bir yumruk yer misiniz?
    Hacıvat: Karagözüm aslını saklayan piçtir, sen kimlerdensin?
    Karagöz: Çingene (tokat) Kerata bizim çingeneliği meydana koydurdu.
    Hacıvat: (gider, gelir) Karagözüm sen çingene değilsin, senin ahlakın çingenedir, sana çingene derlerse bühtan ederler.
    Karagöz: Gelip bir kere benim halimi sormazsın, bir takım saçma sapan laflar edersin.
    Hacıvat: Hayrola, ne oldu, hastan mı var, biriyle niza mı ettin?
    Karagöz: (ağlar gibi) Önümüz kış, kömür almak için Fatih’e gittim, bir de baktım, sırayla develer. En önde haşa huzurdan bir eşşek, eşeğin üstünde koca fesli bir çocuk. Derken, yukardan aşağıya bir çaylak geldi, çocuğu fesinden yakalayıp havaya kaldırdı
    Hacıvat: Allah allah, sonra?
    Karagöz: Çocuğun başındaki kırmızı fesi ciğer sanmış olacak ki, çaylak kapmış giderken altındaki eşşek de havaya, eşşeğe bağlı olan develer de birer birer havay, ben de bir devenin kuyruğundan yakaladım, haydii ben de havaya
    Hacıvat: Vah vah! Aman merak ettim sonra?
    Karagöz: Çocuğa bağırdım “Aman oğlum, fese yapış, sıkı tut.” Derken hacıvat, çocuk fesi bırakınca haydii bütün katar paldır küldür aşağıya.En altta ben, develer üstüme yığıldı. Amanın can kurtaran yok mu, diye bastım feryadı. Bir de uyandım ki ne deve var ne eşek. Ben korkuyla küçük büyük ne varsa koyuvermişim. Ne dersin bu rüyaya?
    Hacıvat: Vayyy deminden beri söylediğin rüya mıydı, ben de sahi diye dinliyorum
    Karagöz: Aptallığına doyma (tokat atar, Hacıvat gider) Sen gidersin ben de burada durmam ya, ben de çekilir giderim, iydgahta dollaba dilber seyrine, bakalım ayine-i devran ne suret gösterir (gider)
    (Muhavere biter, şarkı eşliğinde Nigar Hanım ve Çelebi iki taraftan girerler ve karşılaşırlar)
    Şarkı: makam Karcığar
    Feyz bahş-i cân iken âlemde şirin sözlerin
    Bir bakışla öldürür insanı baygın gözlerin
    K.Nigar: Vay küçük bey, böyle nereye gidiyorsunuz?
    Çelebi: Bir yerde işim var, oraya gidiyorum
    K.Nigar: Malum, o şırfıntı Salkım İnci olacak karının evine
    Çelebi: Hayır canım, benim onunla alakam yok
    K.Nigar: Kime yutturuyorsun bu dolapları?
    Karagöz: Zeytinyağlısını ben çok severim o dolmanın
    Çelebi: Size karşı ben yalan söylemem
    K.Nigar: Yazık olsun sana, ben seni namuslu bir delikanlı bilirdim, yanılmışım
    Çelebi: Affedersiniz hanımefendi, size karşı hiç namussuzlukta bulunmadım
    K.Nigar: Daha ne yapacaksın? Seni seviyorum diyerek beni aldattın, sana varımı yoğumu sattım yedirdim, bütün emlakımı sattım sana yedirdim, bütün akarımı sattım sana yedirdim.
    Karagöz: (pencereden) Vay pisboğaz oğlan vay, karının bütün akarını yemiş
    K.Nigar: En sonunda beni o şırfıntı ile değiştin
    S.İnci: (gelir, hiddetli hiddetli konuşur) Hanım ağzını topla, ben adamın ağzını mutfak paçavrası gibi çardanak yırtarım, bana adıyla sanıyla seksen mahalleden kovulmuş Salkım İnci derler
    Karagöz: (pencereden) Ooo, bu daha yaman çıktı
    K.Nigar: Bana da sekiz on kişiyi bıçaktan geçiren Kanlı Nigar derler. Ben de adamın saçını başını yolar kel horoza çeviririm.
    Karagöz: (pencereden) Allah şerlerinden korusun
    K.Nigar: Ben buna bütün varımı sattım, yedirdim. (çelebiyi kendine çekerek) Gel bakayım bu tarafa
    S.İnci: Ben de ona bütün elmaslarımı sattım yedirdim, gel beyim bu tarafa (kendine çeker)
    Karagöz: (pencereden) vay canına oğlanı pay edemiyorlar.
    K.Nigar: Bana bak kardeş, seni aldatmış elmaslarını yemiş, beni de aldattı bütün varımı yedirdi. Şurada benim evim var, götürelim bir temiz dayak atalım, soyalım kapı dışarı atalım.
    S.İnci: Vallahi yapalım, tut öyleyse (yakalarlar, eve götürürler)
    Çelebi: Aman hanımlar afedersiniz, ben hata ettim. (götürürler, içerden tokat, deynek sesleri, vurun, soyun)
    Çelebi: (ağlar gibi) Aman rica ederim, bari soymayınız (soyarlar, bir don bir gömlek atarlar)
    Çelebi: Aman donuyorum (titrer) dı dı dı dı
    Karagöz: (gelir) Bu da kim, sen kimsin?
    Çelebi: (titrer) Felaketzede üryanım dı dı dı dı
    Karagöz: Anlamadım ya neden böyle soyundun, pehlivan mısın?
    Çelebi: İki aşiftenin gazabına uğradım.
    Karagöz: Aşağı mahallede kazan mı kalaylşadın, kalaycı mısın?
    Çelebi: Hayır baba, şu karşıki evde iki kadın var, onlar beni soydular, dövdüler, beni bu hale koydular
    Karagöz: Vay utanmazlar, onların adları ne?
    Çelebi: Birinin adı Kanlı Nigar.
    Karagöz: Vay öteki ne?
    Çelebi: Salkım İnci, aman babacığım benim elbiselerimi al sana çok çok para veririm
    Karagöz: Sen merak etme, ben şimdi gider onların evlerini başlarına yıkarım. Hem oğlum sen beni tanır mısın?
    Çelebi: Tanımam ama sen bir kabadayı adama benziyorsun
    Karagöz: Ban adlan sanlan Karagöz derler
    Çelebi: Memnun oldum. Sen benim elbiselerimi al, cebimde bir altın saat var, onu sana veririm
    Karagöz: Altın saat haa!
    Çelebi: Evet, yüz altın kıymetinde
    Karagöz: Senin elbiselerin nerede duruyor?
    Çelebi: İçeride, küçük odada hemen kapının ardında
    Karagöz: Neydi onların adı?
    Çelebi: Kanlı Nigar, Salkım İnci
    Karagöz: Olur (gider evlerine doğru bağırır) Hey bana bakın kanlı enginar, salkım saçak, sana kanlı enginar derlerse bana da zeytinyağlı bakla derler
    K.Nigar: (içerden) Aman kızlar, kapının önünde biri bağırıyor, ben korkmaya başladım
    S.İnci: Ben de korkmaya başladım
    Karagöz: (oğlana) Görüyorsun benden nasıl korkuyorlar, hele adımı duysunlar, bütün bütün korkarlar, belki korkudan altlarına bile kaçırırlar. (eve doğru) Haydi açın kapıyı verin oğlanın pırtılarını
    K.Nigar: Verelim ama sen kimsin?
    Karagöz: Bana adıyla sanıyla karagöz derler, ben adamın
    K.Nigar: Aman kızlar, karagöz gelmiş nerelerde kaçalım
    Karagöz: Bir yere kaçamazsınız, her yeriniz sarılı
    K.Nigar: Aman karagöz dayı, kapının önünde bağırma, biz konu komşudan utanıyoruz. İçeri gelin bir kahvemizi için, bir iki lokma da yemeğimizi yeyin
    Karagöz: Yemek mi? Ooo, yemeklerden neler var?
    K.Nigar: (içerden) Aklının ermediği yemekler var
    Karagöz: Mesela?
    K.Nigar: (içerden) Alâ terbiyeli düğün çorbası, zeytinyağlı hünkar beğendi, zeytinyağlı taze barbunya fasulyesi, kıymalı puf böreği
    Karagöz: (ağzını şapırdatarak) Tatlılardan neler var?
    K.Nigar: (içerden) Ağzına layık hanım göbeği ve elmâsiye
    Karagöz: Onların içinde sarmayla soyulmayla sonra da kapı dışına koyulma da var mı?
    K.Nigar: (içerden) Ahçı başıya soralım, öyle yemek var mı?
    Karagöz: Hadi açın kapıyı geliyorum (oğlana) Gidiyorum pırtılarını almaya
    Çelebi: Aman babacığım çabuk getir, zira donuyorum dı dı dı dı
    Karagöz: Ziyanı yok sen biraz çivi kes (eve gider) haydi açın kapıyı
    K.Nigar: Kızlar açın kapıyı Karagöz dayı geliyor, buyrun buyrun
    Karagöz: (girer) Sofralar kurulsun, yemekler gelsin, sonra bu oğlanın pırtıları gelsin
    K.Nigar: Kızlar, vurun kol demirini kapıya, getirin sopaları
    Karagöz: Ne oluyor?
    K.Nigar: Sofra kuruluyor, yatırın şunu yere, vurun kızlar vurun
    Karagöz: Aman vurmayın, ben bir şey istemiyorum, şaka yaptım vurmayın be
    K.Nigar: Soyun, atın dışarı (soyarlar atarlar)
    Karagöz: Vay canına, karılardan dayak yemesi ne fena, ay sırtım ayaklarım
    Çelebi: Nerde elbiselerim?
    Karagöz: Ananın köründe
    Çelebi: Anam orada mı? (ağlar) Eyvahh beni böyle görmesin
    Karagöz: Ne anası be
    Çelebi: Elbiselerin ananın önünde demedin mi?
    Karagöz: Vay uydurucu kerata, görmüyor musun, ben de soyuldum
    Çelebi: Ne olacak böyle?
    Karagöz: İki çıplak bir hama yakışır, gidelim şuradaki hamam girelim
    Çelebi: Aman babacığım ne olacak böyle halimiz, ben donuyorum
    Karagöz: (eve doğru gider) Bana bakın, kanlı enginar, salkım saçak hanımlar verin bizim elbiselerimizi
    K.Nigar: Kızlar bir tekne soğuk su getirin şunların kafasına dökelim
    Karagöz: Vazgeçtim
    Hacıvat: (gelir)
    Karagöz: (iki büklüm olur) Eyvah Hacıvat geldi
    Hacıvat: (tanımaz) Bunlar taştan mamül heykeller galiba?
    Çelebi: Bu adam ne dedi?
    Karagöz: Taş kasaptaki dilenci keller dedi
    Hacıvat: Bana bakın siz kimsiniz
    Çelebi: Felaketzede üryanız
    Karagöz: Evet Feriköy’ünde urbacıyız
    Hacıvat: (kendi kendine) Ben bu sesi tanıyacağım, karagöz?
    Karagöz: (başını kaldırır) ha?
    Hacıvat: Aman birader bu ne kıyafet?
    Karagöz: Ortalığa ziyafet
    Hacıvat: Ne oldunuz böyle? Bu yaştan sonra pehlivanlığa mı heves ediyorsun? Ya bu delikanlı kim?
    Karagöz: Pehlivanlık değil
    Hacıvat: Peki niçin soyundunuz?
    Karagöz: Biz soyunmadık, bizi soydular
    Hacıvat: Kim soydu?
    Karagöz: Şu arada iki karı var, onlar önce bunu sonra beni soydular, bu oğlanı iki karı aldatmış evlerine götürmüşler parasını elbiselerini almışlar, sonra kapı dışarı atmışlar
    Hacıvat: Peki, ya seni kim soydu?
    Karagöz: Ben de bunun elbiselerini istedim, karılar gel verelim dediler. Kurnazlıkla beni içeri aldılar bir temiz dayak attılar, bu hale koydular, kapı dışarı attılar
    Hacıvat: Kimmiş bunlar, bu mahalleye nerden gelmişler, bunların adı ne?
    Karagöz: Ben bilmem, oğlan bilir
    Hacıvat: Bunlar kim? Adları ne?
    Çelebi: Birinin adı Kanlı Nigar birinin adı da Salkım İnci.
    Hacıvat: Ben şimdi gider onların hadlerini bildiririm (eve doğru gider) bana bakın hanımlar
    K.Nigar: Sen kimsin?
    Hacıvat: Ben bu mahallenin ihtiyarıyım, adıma Hacı Evhad çelebi derler
    K.Nigar: Aaaa! Kızlar Hacıvat çelebi gelmiş, açın kapıyı, buyrun Hacıvat çelebi içeri, bir yorgunluk kahvesi için
    Hacıvat: Siz buraya nerden geldiniz?
    K.Nigar: Efendim içeri buyrun, hem konuşalım hem söyleyelim, ne olur bir kahvemizi için.
    Karagöz: Sakın içeriye gireyim deme, sonra karışmam
    K.Nigar: Hacıvat çelebi buyursanıza kapı açık duruyor
    Hacıvat: Geliyorum (girer) Efendim bunları niye soydunuz?
    K.Nigar: Biz soymadık, onlar içeri girdiler ve soyunup çıktılar
    Hacıvat: Siz soymuşsunuz, sebebi?
    K.Nigar: Kızlar, vurun kol demirini kapıya, şimdi sana sebebini söyleriz
    Karagöz: (sıçrayarak) Eyvah kol demiri kapıya kondu
    K.Nigar: Yatırın şunu aşağıya, vurun! (tokat değnek sesleri)
    Hacıvat: Aman efendim, ben zayıf ül bünye adamım, rica ederim vurmayın
    K.Nigar: Atın dışarı, üstünü başını da soyun öyle atın
    Hacıvat: (ağlayarak gelir) amanın dostlar, hem dövdüler, hem üstümü başımı soydular, enfiye kutumu aldılar
    Karagöz: Vay kerata, dayak yediğine, çırıl çıplak edilip sokağa atıldığına yanmıyor da enfiye kutusunu arıyor, aman hacıvat ne hale dönmüşsün (kafasına vurarak) kafaya bak! Topatan kavununa benziyor
    Çelebi: Karagöz ne oldu hacıvat’a
    Karagöz: Ne olacak o da bizim gibi oldu , gel hacıvat geç arkama (hacıvatı arkasına geçirir)
    Hacıvat: Aman karagözüm ne olacak halimiz?
    Karagöz: Meşhur atasözü vardır, biz onu tutmadık, işte böyle cas cavlak olduk
    Hacıvat: Aman karagözüm o atasözü nedir?
    Karagöz: El için yanma nâre, yak çubuğunu safanı ara derler
    Hacıvat: Çok doğru karagözüm
    Mercan ağa yâlel türküsüyle gelir
    Hobeleka, hobeleka, hobeleka dingala

    Mercan: Oo siz kim oluyor böyle çimçiplak olmuş?
    Hacıvat: Aman karagözüm bu arap ne dedi?
    Karagöz: Üç kişi çılbır mı yediniz diyor?
    Mercan: Solesenize siz kim oluyoo?
    Karagöz: Adamız adam
    Mercan: Nasıl adamsınız?
    Karagöz: En arkadaki akar yiyen adam benim, arkamdaki enfiye kutusunu yiyen adam
    Mercan: Ya sen kim oluyo?
    Karagöz: Ben de bir altın saat uğruna cascavlak olan adam
    Çelebi: (kendi kendine) Eyvah benim lalam geldi
    Karagöz: Bu senin lalan mı?
    Çelebi: Evet benim lalam
    Karagöz: Bana bak hacı karanlık, sen burda kimi arıyorsun?
    Mercan: Benim kucuk beyi buralara geldi mi?
    Karagöz: Şu arkamdaki mi, bak bakalım
    Mercan: Ooo kucuk bey ne oldu boyle, çımçıplak olmuşsun
    Çelebi: Aman lala sorma, beni yolda iki karı yakaladı, zorlan şu karşıki eve soktular, elbiselerimi paralarımı aldılar.
    Karagöz: Bi de temiz dayak attılar, kapı dışarı attılar
    Mercan: Vah vah!.. kim bu kadınlar, sen onları bana goster, ben onların kafasını kırıyo
    Çelebi: Senin arkandaki evde oturuyorlar
    Mercan: Adları ne bunların?
    Karagöz: Biri kanlıenginar biri salkımsaçak
    Mercan: Ben şimdi gidiyo, onların kafasını kırıyo, (eve gider). Bana bakın enginar hanım, salıncak hanım, açın bakim bana kapıyı
    Zenne: (içerden) Aman kızlar, Mercan Ağa gelmiş
    Karagöz: Mercan değil çakmakçılar yokuşu gelmiş
    Mercan: Soyleyin keratalar, benim kucuk beyi kim boyle çimçiplak yaptı?
    Zenne: İçeri gel de söyleyelim
    Mercan: Açın kapıyı geliyorum (girer) kim benim kucuk beyi çimçiplak yaptı söyleyin
    Zenne: Sen ne istiyorsun?
    Mercan: Elbiselerini istiyorum
    Zenne: peki verelim, kızlar vurun kol demirini kapıya, yatırın şunu aşağıya vurun, vurun!(tokat değnek sopa sesleri) soyun atın dışarı
    Karagöz: Eyvah!..hacı karanlığı dövdüler, soydular, attılar. Eyvah, bana bak hacı karanlık, ne oldun sen böyle marsık gibi dışarıya fırladın
    Mercan: Ooo donuyo, donuyooo
    Karagöz: Geç bakalım sen den sıraya (arkasına alır)
    (Türkü söyleyerek Beberuhi gelir)
    Beberuhi dimeto dimeto beberuhi
    Vardım halebe bindim dolaba paraları verdim rakı şaraba
    Beberuhi: Ha haaa haaa, bunlar da kim, hamam kaçkınlarına benziyorlar. Değil, değil, bunlar sümüklüböcek, kabuklarından çıkmışlar hahh hahhh hahhh
    Karagöz: Alay etme ulan sümüklü böcek sensin
    Beberuhi: Hah hahhh hahhh, adammışlar be laf ediyorlar
    Karagöz: Sen nesin?
    Beberuhi: bana adıyla sanıyla altıkulaç beberuhi derler
    Karagöz: Ulan senin beşbuçuğun palavra be, sen yarım kulaç bile yoksun
    Beberuhi: Siz burda necisiniz?
    Karagöz: Adamız
    Beberuhi: Yuh! hiç böyle çıplak adam olur mu?
    Karagöz: Biz denizde yüzüyorduk, elbiselerimizi çaldılar böyle çıplak kaldık
    Beberuhi: Yuh! kim çaldı?
    Karagöz: Şu arkadaki evde iki tane kadın var, onlar çaldı
    Beberuhi: Gidip alsanıza
    Karagöz: Vermiyorlar
    Beberuhi: Niye vermiyorlar
    Karagöz: İçinizde akıllı kimse gelsin alsın diyorlar
    Beberuhi: Yuh! hepiniz enayi misiniz, içinizde hiç akıllı yok mu?
    Karagöz: Vardı ama sattık
    Beberuhi: Ben şimdi gider elbiselerinizi alırım, bana ne verirsiniz?
    Karagöz: Sana para veririz
    Beberuhi: Olur (kapıya gider) bana bakın hanım amcalar
    Karagöz: Ulan hanımdan amca olur mu?
    Beberuhi: Sen karışma sarmısak kafalı, (bağırarak) bana bakın hanım amcalar size söylüyorum, verin bunların elbiselerini, bana para verecekler
    Zenne: (içerden) İçeri gel de al
    Beberuhi: Açın kapıyı geliyorum, (girer) haydi verin elbiseleri
    Zenne: Şimdi alırsın, kızlar vurun kol demirini kapıya, yatırın şunu aşağıya, vurun vurun
    Karagöz: Eyvah, bu altı kulacı da dövüyorlar
    Beberuhi: (bağırarak) Vurmayın beee! anneme söylerim sizi döver sonraa (ağlar)
    Zenne: Soyun atın dışarıya
    Beberuhi: (çıplak olarak perdeye gelir, başlar ağlamaya)
    Karagöz: Ağlama oğlum ağlama, sen de sıraya geç bakalım (beberuhi karagözün arkasına geçer)
    (Türkü söyleyerek Tuzsuz Deli Bekir gelir)
    Sarhoşum ama falso yapmam
    Olur olmaz hovardaya kulak asmam
    Tuzsuz: Eyy gidi felekkk, ey gidi felek!
    Karagöz: Hoş geldin burnu dümbelek
    Tuzsuz: Siz nesiniz bre?
    Karagöz: Biz balığız balık
    Tuzsuz: Ne balığı?
    Karagöz: En arkadaki uskumru, onun önündeki istavrit, onun önündeki kaya, onun önündeki pisi
    Tuzsuz: Ya sen?
    Karagöz: ben de çingene palamudu
    Tuzsuz? Ben çingene palamudunun mezesini çok severim, gel seni götüreyim şurada fırıncı var, vereyim güzel bir kızartsınlar, üstüne limon sıkayım, rakıma meze yapayım
    Karagöz: Aman yavaş ol sonra benim kılçığım senin boğazına batar
    Tuzsuz: Doğru söyleyin be siz nesiniz?
    Karagöz: Pehlivanız
    Tuzsuz: Ne pehlivanı?
    Karagöz: En arkadaki emlâk akar pehlivanı, onun önündeki enfiye lokum pehlivanı, onun önündeki simsiyah arap özengi pehlivanı, onun önündeki meşhur altıkulaç pehlivanı
    Tuzsuz:Ya sen?
    Karagöz: Ben de somun pehlivanı
    Tuzsuz: Doğru söyleyin, niçin böyle soyundunuz?
    Karagöz: Bak sana söyleyeyim, senin adın ne?
    Tuzsuz: bana adıyla sanıyla Tuzsuz Deli Bekir derler
    Karagöz: belli senin ne tatsız tuzsuz bir adam olduğun
    Tuzsuz: Söylesenize bre ne oldu size?
    Karagöz: Bak sana söyleyeyim, şu arkada iki tane kadın var,
    Tuzsuz? Adları ne?
    Karagöz: Birinin adı kanlı enginar, birinin adı salkım saçakmış. İşte onlar önce şu en arkada duran delikanlıyı eve almışlar, paralarını almışlar soyup sovana çevirmişler, bir temiz de dayak atmışlar, kapı dışarı etmişler, ben de bu çocuğun haline acıyıp gittim karılardan elbiseleri istedim, gel içeri verelim dediler, içeri girdim beni de dövdüler, soydular, kapı dışarı attılar. Velhasıl hepimizi işte böyle dövdüler, soydular kapı dışarı attılar.
    Tuzsuz: (karagöz'e doğru tükürerek) Tuuuhhh! Ulan bu kadar adamı iki karı dövsün, soysun kapı dışarı atsın, tuhhhhh
    Karagöz: Tükürme suratıma be
    Tuzsuz: Ben şimdi gider onların hadlerini bildiririm (gider kapılarına) Eyytttt! Açın kapıyı bre Tuzsuz Deli Bekir geldi
    Zenne: Aman kızlar çabuk kapıyı açın, Tuzsuz Deli Bekir gelmiş hepimizi kırara geçiriri valla
    Tuzsuz: Eyyttttt! Duymuyor msunuz, açın kapıyı yoksa şimdi kıracağım
    Zenne: Aman kızlar çabuk kapıyı açın, buyurun yiğidim, şahbazım buyurun
    Tuzsuz: (içeri girer) Niye açmıyorsunuz kapıyı breee
    Zenne: Affedersiniz Tuzsuz dayı, mutfakta yemek pişiriyordum
    Tuzsuz: Bana bakın bunları siz mi soydunuz?
    Zenne: Hayır onlar kendileri soyundular
    Tuzsuz: Niye soyundular?
    Zenne: Güreşeceklermiş, aman canım sen onları bırak, senin şişen de rakın da kalmamış, bizde biraz rakı var içmez misiniz? Hem de uskumru tavasıyla meze var
    Tuzsuz: Nasıl içmem, getirin buraya
    Zenne: Kızlar, vurun kol demirini kapıya
    Çelebi: Aman Karagöz baba ne olacak?
    Karagöz: Tuzsuz Deli Bekir şimdi tuzlanacak
    Zenne: Yatırın şunu aşağıya, vurun vurun
    Tuzsuz: (bağırarak) Vurmayın bre nâbekarlar, şimdi evinizi ateşe veririm
    Zenne: Soyun, atın kapı dışarı (atarlar)
    Tuzsuz: Eyy gidi felek, ey gidi felek
    Karagöz: Hoş geldin kafası dümbelek, nerde kaldı Tuzsuz Deli Bekirlik? İşte adamı böyle döverler, cascavlak dışarı atarlar
    Tuzsuz: Benim uykum var, şöyle bir yatayım (yatar)
    Karagöz: Dayağı yiyince herifin uykusu geldi
    (Türkü söyleyek Uzun Efe gelir)
    Efeyim severim ben zevki safayı
    Gam bilmem ne imiş attım ben cefâyı
    Karagöz: Ooo, bir kabadayı adam geldi, dur bakalım ne yapacak
    Efe: Üleynnn siz kimsiniz?
    Karagöz: (taklit ederek) Adamızzzzz
    Efe: Niye böyle soyundunuz?
    Karagöz: Hava sıcak da ondan
    Efe: Doğru söyleyin niye soyundunuz?
    Karagöz: Ben sana doğruyu söyleyim, şu en arkada duran delikanlı, iki kadının parasını yemiş, kadınları aldatmış, kadınlar da bunu yakalamışlar, evlerine götürmüşler, soymuşlar, bir temiz dayak atıp kapı dışarı etmişler
    Efe: Eee sonra?
    Karagöz: Ben bu çocuğun haline acıdım, gittim kadınlardan elbiseleri istedim, gel verelim dediler, beni içeri aldılar, soydular soğana çevirdiler, bir de temiz dayak attılar, haydi kapı dışarı. İşte efem hepimizi bu kadınlar soydular, dövdüler, kapı dışarı attılar. Sakın sen de gireyim deme, sen de bizim gibi böyle cascavlak olur çıkarsın dışarı, karışmam
    Efe: Hımmm, peki.(eve gider) Bana bakın kızlar
    Zenne: Aaa!..Uzun Efe gelmiş, kızlar kapıyı açın içeri girsin
    Efe: Bana bakın, bunları niye soydunuz?
    Zenne: İçeri gir de sana olan biteni anlatayım
    Karagöz: Sakın haaa! Hem mariz hem de cascavlak bizim gibi haydi kapı dışarı
    Efe: Söyleyin bakalım, bunları niçin bu hâle koydunuz?
    Zenne: O oğlan beni ve Salkım İnci'yi aldattı, sizi seviyorum diyerekten benim varımı yoğumu bitirdi, bu Salkım İnci'yi de benim gibi aldatmış, onun da malını mülkünü bitirmiş, biz de bunu sokakta yakaladık, içeri aldık bir temiz dövüp soyduk, kapı dışarı attık
    Efe: Yaaa! Ya ötekiler?
    Zenne: Onlar da oğlandan tarafa çıkıp zorlan bizden oğlanın elbiselerini almak istediler, onları da bir temiz soyduk, dövdük, kapı dışarı attık. O oğlan da anlasın, kadınları kızları aldatıp, kandırıp paralarını, malını mülkünü yemesin
    Efe: Peki öyleyse, ben onların hadlerini bildiririm, siz bunların elbiselerini verin. Bu hâl hepsine bir ders olmuş olur
    Zenne: Peki efendim, gelsinler elbiselerini alsınlar
    Efe: (çağırır) na bak, buraya gel (Karagöz girer)
    Efe: Sen çık dışarı, öteki gelsin
    Karagöz: Sıra bende ama neyse (çıkar)
    Efe: Gel buraya
    Hacıvat: Geleyim efendim, (girer elbiselerini alır giyinir çıkar) Aman Karagözüm ben elbiselerimi aldım gidiyorum
    Karagöz: (tokat atar) Cehennemin dibine git
    Efe: Gelsene beee (Karagöz girer) sen değil sen çık
    Karagöz: Eyvah bana sıra yok galiba
    Beberuhi: Sıra bende hahh hahhh hahhhhoşuma gitti (girer) merhaba efe amca ben geldim
    Efe: Haydi sen de giyin git
    Beberuhi: Hahhh haaahhh haaahh karagöz amca haydi allahaısmarladık
    Karagöz: (tokat atar) Haydi uğurlar olsun
    Efe: Gel bakalım mercan ağa
    Mercan: Amanin ben donuyooo.. (içeri girer) amanin ben donuyoooooo
    Efe: Al sen de pırtılarını giyin git, hey delikanlı gelsene
    Çelebi: Geliyorum efendim (girer)
    Efe: Nasıl elalemin karısına kızına takılır mısın, işte adamı böyle döverler, soyarlar, sokağa atarlar, tövbe et bakayım bir daha kimsenin karısına kızına takılmayacağına
    Çelebi: Tövbeler olsun efendim
    Efe: Al elbiselerini giyin git
    Karagöz: ben burada kaldım yahuu
    Efe: O yerde yatan kim?
    Karagöz: Tuzsuz Deli Bekir, içmiş içmiş burada sızmış
    Efe: Vayyy! Tuzsuz da mı soyuldu, dayak yedi, çağır onu bana
    Karagöz: (Tuzsuz'u dürterek) Eyyy rakı budalası uyan Üsküdar'da sabah oldu
    Tuzsuz: Epey kestirmişim, bana bir şişe rakı ver
    Karagöz: Uyan, burası meyhane değil, sokak sokak
    Efe: Buraya gel
    Karagöz: geleyim efendim
    Efe: Sen değil, çık dışarı, Tuzsuz gelsin
    Karagöz: Olur, Haydi hey Tuzsuz musun tuzlu musun nesin, seni meyhaneci çağırıyor
    Tuzsuz: Gideyim gider)
    Efe: Vay Tuzsuz, sen de mi dayak yedin?
    Tuzsuz: Ne yapalım el elden üstündür
    Efe: Al sen de elbiselerini git
    Tuzsuz: Allahaısmarladık (gider)
    Efe: Gel bakalım
    Karagöz: Geliyorum (girer) geldim
    Efe: Al sen de pırtılarını git, bir daha kimsenin arasına girme
    Karagöz: Tövbeler olsun (çıkar)
    Hacıvat: Aman Karagözüm geçmiş olsun
    Karagöz: Allah müstehakını versin (tokat)
    Hacıvat: Yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim heman (gider)
    Karagöz: Her ne kadar sürc-i lisan ettikse affola, inşallah yarın akşam salıncak oyununda yakan elime geçerse vay haline vayyy.. (Temennâ ederek çıkar, arkadaki ışığın sönmesiyle oyun biter)


    Not: Kanlı Nigar oyunu eski klasik Karagöz oyunlarından biridir. Önemli olan oyunu yazılı olduğu şekliyle ezberleyip oynatmak değildir. Önemli olan karagöz oyunlarının en temel özelliği olan doğaçlama geleneğini kullanarak oyunun temel örgüsünü bozmadan uygun yerlerine güncel espriler ve motifler ekleyerek ilgi çeker bir hale getirmektir. Bu metinde örnek olarak kullanılmış olan müzikler de değiştirilip seyircinin ilgisini çekebilecek güncel müzikler kullanılabilir, ancak kullanılacak müziğin ilgili tiplemelerin genel karakteristiğine uygun olması gerekir.
    Oyunun tam metni Mehmet Muhittin Sevilen'in (Hayâlî Küçük Ali) yazdığı Milli Eğitim Basımevi tarafından 1969 yılında basılmış Karagöz adlı kitabından alınmıştır.

  7. Mineli
    Devamlı Üye
    KÜTAHYA ÇEŞMESİ (GÜLME KOMŞUNA GELİR BAŞINA)

    Tasvirler:
    Karagöz
    Hacıvat
    Tiryaki
    1.Çelebi
    2.Çelebi
    Laz
    Himmet Dayı
    Matiz (Tuzsuz Deli Bekir)
    Zenne (Karagöz’ün Karısı)
    Zenne (Hacıvat’ın Kızı)
    Arap
    Çeşme
    Küp
    Harar
    Nâreke zırıltısı ve tef velvelesi ile göstermelik kalktıktan sonra Hacıvat semai söyleyerek gelir.
    (Makam Segah)
    Gördün de beni bend ettin
    Ne suçum gördün terkettin vay
    Ağyar ile ülfet ettin
    Ne suçum gördün terkettin vay
    Semaisi bittikten sonra perde gazelini okur;
    Perde gazeli bittikten sonra devamla;
    Hacıvat: Ahh efendim ne olurdu şu dört köşe perdede bana da bir arkadaş olsa, geliverse şu dört köşe perde üzre, o söylese ben dinlesem, efendim haddim olmayarak bendeniz söylesem o dinlese
    Karagöz: (Pencereden) Şu Hacıvat’da benim oğlumun burnunu yese (çekilir)
    Hacıvat: Bizi seyreden dostlar da gülseler eğlenseler, iş ne imiş diyelim işimizi mevlam rast getire. Yar bana bir eğlence medet, aman bana bir eğlence medetttt.
    Karagöz: Hacıvat defol git şurdan aşağıya gelirsem görürsün gününü
    Hacıvat: Ah bana bir eğlence medett
    Karagöz: (aşağıya atlar boğuşmaya başlarlar)
    Hacıvat: Aman karagöz yapma çenem kırıldı
    Karagöz: Kırılsın kerata
    Hacıvat: Yapma birader boğacaksın beni
    Karagöz: Geber kerata (Hacıvat kaçar Karagöz sırtüstü yerde yatar) Amannn öldüm bayıldım, of aman keratayı kaçırdım ama galiba ben de poturlara kaçırdım. (Ayağa kalkar)Seni gidi sivri sakallı keçi suratlı herif seni. Gelmiş kapımın önünde Medine dilencisi gibi bağırır durur. Hele bir daha gel bak seni kuyruğundan tutup da Kaf dağının ardına kadar atmazsam ban da Karagöz demesinler Amma da attık haa (Hacıvat gelir)
    Hacıvat: Vay Karagözüm benim iki gözüm merhaba
    Karagöz: Hoş geldin suda pişmiş balkaba(tokat)
    Hacıvat: Aman Karagözüm beni gelir gelmez darb etmenizin sebebi mucibesi?
    Karagöz: Bizim bekçinin ne poturu var ne de cübbesi (tokat)
    Hacıvat: Yazıklar olsun sana Karagöz. Adam olmamışsın, haşa huzurdan şu dünyaya eşek gelmişsin eşek gidiyorsun
    Karagöz: Ona yarabbi şükür
    Hacıvat: Ne gibi?
    Karagöz: Ya sen beygir gelmişsin de hergele gidiyorsun ya (tokat)
    Hacıvat: Ama Karagözüm ben senin gibi değilim ben nereye gitsem bana itibar ederler ayağa kalkarlar
    Karagöz: ban da kalkarlar
    Hacıvat: Senin nene ayağa kalkarlar? Cahil echelin birisin
    Karagöz: Halt etmişsin, ben reçeli de yerim güllacı da
    Hacıvat: Öyle değil, yani ağzından çıkanı kulağın duymaz. Çünkü cahilin birisin okuyup yazmamışsın, mürekkep yalamamışsın
    Karagöz: Onu yaladım
    Hacıvat: Nerde yaladın
    Karagöz: Geçen gün çeşme başına gittim orada bizim sakanın eşeği duruyordu imrendim suratını yaladım
    Hacıvat Tu allah iyiliğini versin
    Karagöz: Tükürme suratıma be
    Hacıvat: bak Karagözüm sen benim kırk yıllık arkadaşımsın. Sana birkaç kelime öğreteyim de her nereye gidersen sana itibar etsinler
    Karagöz: Öğret bakalım
    Hacıvat: Dinle, bir kibar yere gittiğinde sana bir şey sorarlarsa ne diyeceksin biliyormusun?
    Karagöz: Yoo
    Hacıvat: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim, arada sırada da ne buyurulur a benim efendim diyeceksin
    Karagöz: Sonra ne olacak
    Hacıvat: İşte böylece sen adama olacaksın herkesin yanında itibarlı olacaksın
    Karagöz: Olur Hacıvat, şey ne diyecektim
    Hacıvat: Evet efendim
    Karagöz: Evdedir efendim
    Hacıvat: Öyle değil canım
    Karagöz: Öyleyse dükkandadır efendim
    Hacıvat: canım Karagözüm ben nasıl söylersem sen de öyle söyle
    Karagöz: olur yaparım, nasıldı o
    Hacıvat: Evet efendim
    Karagöz: Evet efendim
    Hacıvat: Aferin Karagözüm, öyledir efendim
    Karagöz: Hayır ikindidir efendim
    Hacıvat: İkindiyi bırak, öyledir efendim
    Karagöz: İkindiyi bırak akşamı yakala, öyledir efendim
    Hacıvat: Münasiptir efendim
    Karagöz: Minas’ın değil Agop’undur efendim
    Hacıvat: A Karagözüm Agop’u falan karıştırma, münasiptir efendim
    Karagöz: Agop’u karıştırmam, Mıgırdıç’ı karıştırırım
    Hacıvat: Canım münasiptir efendim
    Karagöz: Münasiptir efendim
    Hacıvat: Arada sırada ne buyurursunuz a benim efendim
    Karagöz: Arada sırada burnumu yersiniz a benim efendim
    Hacıvat: Ne dedin?
    Karagöz: arada sırada dedim
    Hacıvat: Şimdi seninle kibar bir konağa gitmişiz, konağın sahibi çok kibar bir adam, sohbet sırasında sana der ki, efendim ne buyurulur? O zaman sen ne diyeceksin?
    Karagöz: Haberim yok derim
    Hacıvat: Olmaz
    Karagöz: Yaa?..
    Hacıvat: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim, arada sırada ne buyurulur a benim efendim diyeceksin
    Karagöz: Boyuna böyle mi diyeceğim?
    Hacıvat: Evet
    Karagöz: yaparım öyleyse be Hacıvat
    Hacıvat: Efendim zatıâlinizi çok iyi görüyorum
    Karagöz: Evet efendim öyledir efendim, sonra neydi?
    Hacıvat: Müna
    Karagöz: (keser) Münasiptir efendim, Sonra??
    Hacıvat: Arada
    Karagöz: (keser) arada sırada ne halt edersiniz a benim efendim
    Hacıvat: Öyle halt karıştırma, ne buyurursunuz a benim efendim
    Karagöz: Ne buyurursunuz a benim efendim ha?
    Hacıvat: aferin Karagözüm
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim, arada sırada ne buyurursunuz a benim efendim
    Hacıvat: Çok güzel
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim, arada sırada ne buyurursunuz a benim efendim
    Hacıvat: Ne buyurulur a benim efendimi arada sırada söyleyeceksin
    Karagöz: Evet efendim
    Hacıvat: Yani sana
    Karagöz: (keser) Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim
    Hacıvat: Ama Karagöz biraz beni dinle
    Karagöz: Evet efendim
    Hacıvat: Biraz dinlerler
    Karagöz: Evet efendim
    Hacıvat: Ama biraz da beni dinle
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim
    Hacıvat: Ama beni dinlemiyorsun Karagöz
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim
    Hacıvat: Beni kızdırıyorsun Karagöz
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim
    Hacıvat: Beni adam yerine koymuyorsun Karagöz
    Karagöz:Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim
    Hacıvat: (kızgın bir ifadeyle) ben adam değil miyim yani?
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim
    Hacıvat: Ben hayvan mıyım
    Karagöz: evet efendim, öyledir efendim
    Hacıvat: vay ben hayvanım haa?.
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efendim,
    Hacıvat: Sen de eşek misin?..
    Karagöz: Evet efendim, öyledir efen(birden durur tokat atar Hacıvat gider) Yürrüüü, seni gidi idare fitilli mum bacaklı kerata seni, az kaldı beni de eşek yapacaktı, sen gidersen beni buraya mıhlamazlar, pamuk ipliğiyle hiç bağlamazlar, ben de çeker giderim köşe pencereme otururum, bakalım şimdi bu perdeden kimler gelir kimler geçer(çıkar)
    -Muhavere bitti-
    Hacıvat: (içerden) Peki kızım ben şimdi o Karagöz olacak terbiyesizle (hem gelir hem söylenir) bir daha konuşmayacağımı söylerim
    Hacıvat’ın kızı: (içerden) Hem söyle babacığım bir daha da evimize gelmesin, komşulardan utanıyoruz
    Hacıvat: Sen merak etme kızım, (Karagözü çağırarak) bana bak Karagöz
    Karagöz: (gelerek) Ne var Hacı cav cav
    Hacıvat: Bak Karagöz, bundan sonra ben seninle konuşmayacağım
    Karagöz: Niçin?
    Hacıvat: Çünkü senin ev tarafın bozukmuş
    Karagöz: Ne yapalım fakirlik, çatının bir tarafı çökmekte, kiremitler de akıyor, bende de metelik yok
    Hacıvat: Öyle değil senin eve mahremâne girip çıkıyorlarmış
    Karagöz: Muharrem ağa benim eski dostumdur, güzel de turşu yapar
    Hacıvat: Turşucu Muharrem değil, inadına lafı ters anlama, gece yarısı sen uykuda iken kapıdan gizlice eve giren varmış, senin karın seni uyutup eve erkek alıyormuş, görmüşler bana da söylediler, işte bu kadar (gider)
    Karagöz: Vay edepsiz utanmaz kerata vay, benim karımı bütün mahalleli bilir, sen halt etmişsin, ben şimdi gider karıma sorarım (eve girer, içerden) yahuu!
    Karagözün karısı: (içerden) Huuu!
    Karagöz: Bizim eve benden başka bir erkek geliyormuş öyle mi?
    Karagözün karısı: O ne demek anlamadım?
    Karagöz: Hacıvat dedi ki, bizim eve gece yarısından sonra biri giriyormuş
    Karagözün karısı: O Hacıvat olacak fitne herif kendi kızını görsün sokaklarda. Hep oğlanlarla konuşuyor
    Karagöz: Gideyim de Hacıvat’a müjde vereyim (perdeye gelir, kendi kendine) Acaba bu Hacıvat’ın dediği doğru mu yalan mı? Bir kere de komşulardan sorayım. Beni eskiden beri tanıyan mahallenin ihtiyarı var, onu çağırayım sorayım (gider, içerden) bana bak Kevserus efendi buraya gel (tekrar perdeye gelir)
    Türkü söyleyerek Tiryaki gelir
    (Makamı İsfahan)
    Fesleğen ektim gül bitti
    Karagöz: Hah mahallenin ihtiyarı geldi, hoş geldin
    Tiryaki: (sağırcadır) Selamınaleyküm (uyur)
    Karagöz: Aaa! Adam uyudu, hey ihtiyar uyuma be!
    Tiryaki: Ne istiyorsun?
    Karagöz: Sen beni tanırsın değil mi?
    Tiryaki: Tanırım, tanırım (uyur)
    Karagöz: herif beni uykuda tanıyor galiba (dürterek) Hey hemşerimm
    Tiryaki: Ne var, ne istiyorsun?
    Karagöz: Ölünün körü var, uyuma da anlatayım
    Tiryaki: Anlat bakalım kulağım sende.
    Karagöz: Sen beni tanırsın, benim kadını da tanırsın, benim kadında bir kötülük, bir fenalık gördün mü? Onu söyle.
    Tiryaki: Gördüm.
    Karagöz: (hayretle) Neee? Nasıl gördün?
    Tiryaki: Geçen sabah hane-i acizaden geçerken yolum bir viranelik oldu
    Karagöz: Anlamadım ya, neyse sonra?
    Tiryaki: Bazı çocuklar ceviz oynuyorlardı
    Karagöz: Eee.. Sonra?
    Tiryaki: Derken aralarında bir münakaşa zuhur etti, münakaşa münâzaya, münâzaa müdarebeye intikal ederek birbirleriyle döğüşmeye başladılar, kiminin başı yarıldı kiminin gözü çıktı, kanlar içinde kalktılar, ben bunu gördüm.
    Karagöz: (ferahlayarak) Ohh be, yarabbi şükür (kendi kendine) ben de senin karındaki kötülükleri gördüm diyeceksin sandım daha neler gördün?
    Tiryaki: (türkü söyleyerek gider) Ben yârimi gördüm divan yolunda
    Karagöz: Gideyim başka bir adam çağırayım. (Hacıvat tarafından gider.) Bana bakın orada aklı başında kim varsa gelsin, (der perdeye gelir)
    Türkü söyleyerek kekeme Çelebi gelir
    Üsküdara gider iken aldı da bir yağmur
    Karagöz: Hah herhalde akıllı olacak. Bana bak oğlum, hoş geldin, merhaba!
    Çelebi: (kekeleyerek) me me mer ha ha.. ha.. ba..
    Karagöz: Hoppala bu da başka bir çeşit. Oğlum sen beni tanırmısın?
    Çelebi: Ta ta. nı.. nı.. rım
    Karagöz: Benim karıyı da tanırısn değil mi?
    Çelebi: Ta.. ta.. ta.. ta.. nı.. nıı.. nıı.. rımm.
    Karagöz: Bir fenalığını, bir kötülüğünü gördün mü, işittin mi?
    Çelebi: Göö.. gö. Gö. Görme.. dim..
    Karagöz: İşitmedin de?
    Çelebi: i.. i. İşişi.. işit.. me.. me..
    Karagöz: (keserek) İşiyecek galiba..
    Çelebi: işit, işit.. medim
    Karagöz: Haydi uğurlar olsun öyleyse.
    Çelebi: (türkü söyleyerek gider) Katip benim ben katibin el ne karışır
    Karagöz: Şurda bizim Trabzonlu Hayrettin ağa var, onu çağırayım (gider içeriden) hayrettin ağa buraya gel
    Laz türkü söyleyerek gelir
    Endüm dere kenarına su verdüm da börülcene
    Karagöz: Hah, geldi bizim hamsi düşmanı, hoş geldin hayrettin ağa merhaba
    Laz: (çabuk çabuk konuşarak) Merhaba kardeşum, nasilsun eyimisun, hoşmisun. Pen Tirabizondan kalktım geldim Samsuna, Sansunda kopti pi firtina, kaptan dedi al pırıni sırina.Benim pirtilar finduk ile bahur idi bahuri attık denize gitti dibine funduğu attık kaldı ustüne mal mal finduk idi ama deniz suyu yedu da para etmedu
    Karagöz: Dur dur kardeşim dur yahu, amma çene varmış sende be
    Laz: Kelduk istanpula girduk bakurculuğa edemeduk girduk kalayciluğa
    Karagöz: (lazın ağzını kapatarak) Dur kardeşim dur, bir kere beni dinle
    Laz: Dinleyrum, laf tetuğun karşiliklu olur, sen tersun pen tinlerum, pen terum sen tinlersun
    Karagöz: Daha ben bir şey demedim yahu, şimdi dinle, sen beni tanırsın değil mi?
    Laz: Tanirum
    Karagöz: Dur dinle, dediler ki benim kadın fena imiş, sen bizi tanırsın, benim kadından bir fenalık gördün mü onu söyle
    Laz: Tetular ki senin kadinun fenadur ya ben ne deyum, pizum finduklar deniz suyu yedi da para etmedu
    Karagöz: Defol şurdan, (laz kaçar), dikiş makinesi gibi tır tır konuşur, varayım bizim aktar Hacı baba var onu çağırayım (gider çağırır) Hacı Baba buraya gel
    Arap maval okuyarak gelir
    Yalel yalel yalellllll yalel
    Yalel yalell yalellllllll
    Karagöz: Tuuu
    Arap: Selamun aleyküm sana bana
    Karagöz: Aleyküm selam ötekine berikine
    Arap: Beni sen şağırdi?
    Karagöz: Evet ben çağırdım, senin adın ne?
    Arap: Benim ismi hacı şamandıra
    Karagöz: Benim ismim de Hacı Kandil
    Arap: Maaşallah yaa hacı kandil efendiya
    Karagöz: bana bak Hacı şamandıra sen beni tanırsın değil mi?
    Arap: Ayva, tanır
    Karagöz: Benim kadını da tanırsın değil mi?
    Arap: Ayva, tanır
    Karagöz: Dediler ki senin kadın berbat imiş
    Arap: Ayva
    Karagöz: Sen ne dersin, nasıl bilirsin?
    Arap: Amma yeganim bunu sana kim suledi?
    Karagöz: Hacıvat söyledi
    Arap: Suledi amma kime suledi?
    Karagöz: Bana söyledi
    Arap: Nişun suledi?
    Karagöz: Ne bileyim işte söyledi
    Arap: Amma kime suledi?
    Karagöz: (kızgın) bana söyledi
    Arap: Suledi amma kime suledi?
    Karagöz: (dişlerini sıkarak) banaaaaa
    Arap: Amma ne suledi?
    Karagöz: (tokat atarak) Şu herifin suratına vur dedi (arap kaçar, Karagöz kendi kendine) kim söyledi,kime söyledi, kime gideyim dostlar, ay biri geliyor
    Himmet dayı türkü söyleyerek gelir
    Dağda davar güderim emineme selam ederim
    Eminem selamı da almazsa başımı da alır giderim
    Eminem eminem tombul eminem göbeğinin altı çukur eminem
    Himmet: Selamın aleyküm dayu
    Karagöz: Aaleyküm selam dayu (kendi kendine) herifin boya bak çınar ağacı gibi
    Himmet: Sen burda nidiyon?
    Karagöz: Başımda bir dert var onu anlatacak adam arıyorum
    Himmet: (boyu uzun olduğundan konuşulanları anlamaz) Anlamayon ne didün?
    Karagöz: Derdimi anlatacak adam arıyorum
    Himmet: Anlamayon ne diyon?
    Karagöz: Zaten burdan oraya laf yetişmez ki gideyim evden merdiveni getireyim (eve gider karısına seslenir) yahuuuu
    Karagözün karısı: ne var gene ne istiyorsun
    Karagöz: Şu merdiveni ver
    Karagözün karısı: Ben onu kırdım çamaşır yıkadım
    Karagöz: Bak şimdi lazım oldu, gördün mü yediğin haltı
    Karagözün karısı: Şaka söyledim kömürlükte duruyor
    Karagöz: (merdiveni alır gelir, himmetin göğsüne dayar) Hah şöyle
    Himmet: Ulan ne diyon?
    Karagöz: sana laf yetiştirmek için iskele kuruyorum, bana bak sıkı dur (merdivene çıkar, burun buruna gelirler) Hah şimdi oldu, herifin burnu da pis pis akıyor
    Himmet: Ne istiyon?
    Karagöz: Sakın sallanma, dinle! Benim karım için
    Himmet: Karu degül avrat
    Karagöz: Evet avrat, onun için (himmet sallanır) dur sallanma, bizim avrat, (Himmet geri çekilir, merdiven düşer himmet gider) Hay avradın batsın, (merdiveni eve götürür, bırakır gelir) A dostlar derdimi kime anlatayım, şurdaki meyhaneye gideyim belki orada akıllı biri vardır. (gider, gelir) birini buldum gelecek
    Tuzsuz Deli Bekir türkü söyleyerek gelir
    Nice sevmeyeyim dostlar bir acaip dili var
    Yanağında gül açılmış etrafında hâli var

    Bugün bana cevredersen yarın hak divanı var
    Tuzsuz: (bir nâra atarak) E.y gidi felekkkkkkkkkkkk heyyyyyyy
    Karagöz: Deh.. gidi burnu dümbelek
    Tuzsuz: Eyyytttt be dağ başında duman yiğit başında hâl eksik değildir dayı
    Karagöz: Öyledir ayı oğlu ayı
    Tuzsuz: Söyle bakalım beni buraya niçin çağırdın? (hem konuşur hem sallanır) Hem öyle karşımda sallanma
    Karagöz: Kim sallanıyor be?
    Tuzsuz: Çabuk söyle ne istiyorsun, meyhane kapanacak
    Karagöz: Herifin aklı fikri meyhanede
    Tuzsuz: Söylesene bre
    Karagöz: Söylüyorum, benim kadın için fenaymış dediler, sen ne dersin
    Tuzsuz: Bir insan karısının iyi veya fena olduğunu bilmez mi bre
    Karagöz: Bilir ama Hacıvat keratası söyledi de
    Tuzsuz: Gözünle görmediğine, kulağınla işitmediğine inanma işte bu kadar (gider)
    Karagöz: Herif sarhoş ama aklı yerinde, (kendi kendine) Şimdi eve giderim, karıya derim ki ben İnegöl’e gidip alış veriş yapacağım derim savuşur bir yere saklanırım, bakalım bizim eve gelen giden var mı? (eve girer) Yahuu!
    Karagözün Karısı: (içerden) Huuu
    Karagöz: (içerden) Ben İnegöl’e gideceğim, tanesi on liraya kurbağa alacağım, Bursa’da tanesini beş liraya satip para kazanacagim, senin üstüne başina bayramlik alacagim haydi allaha ismarladik (perdeye gelir)
    Karagözün Karisi: (içerden) Allah akillar versin, on liraya alacak, beş liraya satacak, para kazanacak da bana bayramlik alacak hay aklinla yaşa
    Karagöz: Şu arka sokakta saklanirim, bakalim gelen giden var mi? (gider)
    şarkı ile Çelebi gelir
    Cigerde nâri hasret açti daglar
    Firâkinla gözüm gönlüm kan aglar
    Dayanmaz nâle-i cangâha daglar
    (Çelebiyi Karagözün karisi karşilar)
    Karagözün karisi: Vay benim sevgili beyim böyle yanik yanik şarkılar söyleyerek ne tarafa teşrif?
    Çelebi: Güzelim, bunu bilmeyecek ne var? Sizden tarafa geliyordum, Acaba gül yüzünüzü görebilir miyim dedim, şükür karşima çiktiniz.
    Karagözün karisi: Tam vaktinde geldiniz, bizim bunak Inegöl’e gitti
    Çelebi: Ne yapacak orada?
    Karagözün karısı: Tanesi on liraya kurbağa toplayacak Bursa’da tanesini beş liraya satacak, para kazanacak bana da bayramlik alacak
    Çelebi: Böyle kazanca can kurban
    Karagözün karisi: Gittigi çok iyi oldu, buyurun bize, evde kimsecikler yok
    Çelebi: Ya gelirse?
    Karagözün karisi: Kim bilir kaç günde gelir, buyurun biz zevkimize bakalim (gider)
    Çelebi: Açk-i yarân muhabbet-i canân ben de gidiyorum yâr aşkina ya heyy (o da gider)
    Karagöz: (meydana gelir) Vay canina, tevekkeli dememişler, kandinin fendi erkegi yendi
    Karagözün karisi: (içerden) Efendim içkilerden hangisini seversiniz?
    Çelebi: (içerden)Güzelim, adetim degil ama elinizden zehir olsa içerim
    Karagöz: Ziftin pekini iç kerata
    Karagözün karisi: (içerden) Çok dogru demişler, yâr elinden zehir olsa içilir diye
    Karagöz: Şu kariya bak, oglana ne diller döküyor
    Karagözün karisi: (içerden)Mastika, şarap, konyak, likör
    Karagöz: Bizim ev meyhaneymiş de benim haberim yok
    Çelebi: (içerden)efendim, afedersiniz hiç birini kullanmam
    Karagözün karisi: (içerden) Yok canim mutlaka benim şerefime bir şeyler içeceksiniz
    Karagöz: Olmaz olmaz, gideyim bu oglani kapi dişari edeyim (eve gelir, bu sirada perdenin ortasina çeşme kurulur)
    Karagöz: (kapiyi çalar) Yahuuuu!
    Karagözün karisi: (içerden) Amannn bizimki geldi
    Çelebi: (içerden) Eyvahhh ben şimdine yapacagim
    Karagöz: Yahu kapiyi açsana
    Karagözün karisi: (içerden) Acele etme geliyorum
    Çelebi: (içerden)Ben nereye gideyim?
    Karagözün karisi: (içerden) Sen şu kapinin ardinda büyük küp var onun içine gir, bizimki içeri girer, yukari çikar sen de küpten çikar gidersin
    Çelebi: (içerden) Peki (der küpe girer)
    Karagöz: Yahu açsana kapiyi
    Karagözün karisi: Açtim canim gir, hem ne çabuk geldin?
    Karagöz: Giderken müneccimlere rastladim, üç ay yagmur yagmayacakmiş, Herkes şimdiden küplerini doldursun dediler, ben de küpü doldurmaya geldim
    Karagözün karisi: Çok iyi ettin kocacigim, tenekeleri al çeşmeden doldur da getir
    Karagöz: Ben küpü doldurup getirecegim
    Karagözün karisi: Aaa! Koca küp gider mi? Kirarsin da küpsüz kaliriz
    Karagöz: Hiç bir şey olmaz
    Karagözün karisi: Canim koca küpü götüremezsin
    Karagöz: Sen karişma ben götürürüm
    Karagözün karisi: Olmaz olmaz küp gitmez
    Karagöz: Öyle gider ki (küpü getirir, ortaya koyar) hah şöyle (içine bakarak) hay köpoglu, gideyim evden kovayi alayim, çeşmeden doldurup tepesine dökerim (gider)
    Bir başka Çelebi şarkı söyleyerek Hacivat’ın evine doğru gelir
    Gönlümü yıktın benim ey şivekâr
    Sevmeseydim ben seni ey dil-fikâr
    Âteşe saldın beni ah nazlı yâr
    (Çelebi’yi Hacıvat’ın kızı olan zenne karşılar)
    Zenne: Maaşallah beyim, böyle güzel güzel şarkılar söyleyerek ne tarafa?
    Çelebi: (hep nazlanır) Biraz işim vardı da
    Karagöz: (yavaşça gelir, küpün arkasında oturarak) Vay köpoğulları, Hacıvat’ın kızı
    Zenne: Tabii her zaman işiniz olur, bizi aklınıza bile getirmezsiniz
    Çelebi: Sizi hiç unutur muyum, her zaman aklımdasınız
    Zenne: Bu akşam bize gelirsiniz artık değil mi?
    Çelebi: Gelemem efendim, zirâ işlerim çok
    Zenne: Olmaz olmaz mutlaka geleceksiniz
    Çelebi: Israr etmeyiniz gelemem, hem evde babanız vardır
    Zenne: Olsun, o afyonunu yuttu mu altı saat öldürseniz uyanmaz
    Karagöz: (yavaşça) Kulakların çınlasın Hacı cav cav
    Çelebi: Müsaade ediniz gideyim, inşallah başka bir akşam gelirim
    Zenne: (yalvarır gibi) Ne olur geliniz, babamın bir samur kürkü var onu sana vereyim
    Karagöz: (yavaşça) Hacıvat kulakların çınlasın
    Çelebi: Teşekkür ederim istemem
    Zenne: Ne olur beni kırmayınız, babamın gayet kıymetli bir kehribar tesbihi var, onu da sana vereyim
    Karagöz: (yavaşça) Haydi tesbih de gidiyor
    Çelebi: Lüzumu yok efendim istemem
    Karagöz: (yavaşça) oğlan da çok nazlı haa
    Zenne: Bu kadar katı yürekli olmayınız, babamın sandıkta bir kese içinde yün tane sarı sarı altınları var, onları da size vereyim, ne olur geliniz
    Karagöz: Hadi ulan enayilik etme
    Çelebi: Peki ama nasıl geleyim?
    Karagöz: (yavaşça) Altınları duyunca oğlanın gönlü olmaya başladı
    Zenne: Ben şimdi babama derim ki, yünlerimiz kirlendi şunları harara doldur, çeşme başına götür, yıkayayım derim. Babam da hararı buraya getirir, siz şuralarda bir yerlerde saklanın ben birkaç kere öksürürüm, siz de hemen gelip harara girersiniz, babam da alır eve getirir
    Karagöz: (yavaşça) Vay kurnaz karı vayy
    Çelebi: Peki ben şurada saklanırım (gider)
    Zenne: (gider, içerden) babacığım yünlerimiz çok kirlendi, sen onları harara doldur çeşme başına götür, ben gider yıkarım
    Hacıvat: (içerden) Çok güzel olur kızım (hararı meydana getirir, Karagözü görür) Karagöz sen ne yapıyorsun orada?
    Karagöz: Haa?
    Hacıvat: Ne işin var orada?
    Karagöz: Ne vazifen a kerata
    Hacıvat: Hadi git ordan, benim kızım gelip burada soyunacak yünlerini yıkayacak
    Karagöz: Yıkasın bana ne?
    Hacıvat: olmaz, olmaz kızım kollarını bacaklarını sıvayacak yün yıkayacak
    Karagöz: Sıvasın, bacaklarını da açsın
    Hacıvat: Sen ordan benim kızımın her tarafını seyret ha?
    Karagöz: Canım ben burda o orada, arada koca çeşme duvarı var
    Hacıvat: Hayır hayır olmaz, belki gözün ilişir bir tarafını görürsün. Benim kızımın yüzüne erkek sinek bile konmamıştır
    Karagöz: Allah allah, peki öyle olsun, ben de giderim (gider)
    Hacıvat: (evine gider, içerden) Haydi kızım çeşme başında kimseler yok
    Zenne: Olur babacığım
    Karagöz: (gelir küpün üstüne oturur)
    Zenne: (Gelir Aaa.. der içeri kaçar, içerden) babacığım, babacığım!
    Hacıvat: (içerden) Hayrola kızım bu telaşın ne?
    Zenne: (içerden) Çeşmenin başında bir küp var, üstünde de Karagöz olacak o terbiyesiz oturuyor
    Hacıvat: (içerden) Ben şimdi onun terbiyesini veririm (gelir) karagöz!
    Karagöz: Ha?
    Hacıvat: Ben sana git buradan demedim mi? Kızım geldi, seni görünce kaçtı eve geldi
    Karagöz: Bana ne, kaçmasaydı
    Hacıvat: Benim kızım senin bildiğin kızlardan değil, sokakta şimdiye kadar peçesini kaldırmamıştır, bu güne kadar kızımın yüzünü hiçbir erkek görmemiştir
    Karagöz: Demek kızın bu kadar namuslu ha?
    Hacıvat: Zahir
    Karagöz: Ya benim karı?
    Hacıvat: Herkes söylüyor aşiftenin birisi
    Karagöz: Ya sizin altı aylık gebe kızınız ne alemde?
    Hacıvat: Anlamadım ne dedin? Hem sen orada küp üstünde ne yapıyorsun?
    Karagöz: Fal bakıp para kazanıyorum
    Hacıvat: Ne falı?
    Karagöz: Küp falı, kimin gönlünde ne varsa bu küp derhal söyler
    Hacıvat: Bana bir fal bak bakayım
    Karagöz: Paran var mı?
    Hacıvat: Ne olacak
    Karagöz: Bir lira ver bakayım
    Hacıvat: Al bakalım (verir)
    Karagöz: (küpe bakarak) Bu küp diyor ki, senin bir samur kürkün varmış
    Hacıvat: (hayretle) Eyyy?
    Karagöz: Bu kürk gidiyor
    Hacıvat: (hayretle) Amma nereye gidiyor?
    Karagöz: Beş lira ver söyleyeyim
    Hacıvat: Al Karagözüm çabuk söyle
    Karagöz: Ver bakalım (küpe bakarak) senin gayet kıymetli bir kehribar tesbihin var mı?
    Hacıvat: Var
    Karagöz: O da gidiyor
    Hacıvat: Aman nereye gidiyor?
    Karagöz: Kütahya safasına
    Hacıvat: Bu Kütahya safası nerede?
    Karagöz: Ver beş lira daha söyleyeyim
    Hacıvat: (ağlar gibi) Al Karagözüm
    Karagöz: (alır, küpe bakarak) Aman Hacıvat, işte bu fena
    Hacıvat: Ne gibi?
    Karagöz: Senin sandığında yüz tane çil çil altınların var mı?
    Hacıvat: (ağlar gibi) Var, ne olmuş onlara?
    Karagöz: Kirlenmiş de yaldızlanmaya gidecekler
    Hacıvat: (hem ağlar hem gider) Eyvah benim kürküm, kehribar tesbihim, ille altınlarım
    Zenne: Ağlama babacığım her şeyin bir çaresi bulunur, O karagöz oradan gittiyse gideyim de şu yünleri bir temizce yıkayayım
    Karagöz: Kızmış, geliyor, ben şurada saklanayım (gider)
    Hacıvat: (gelir) Defolmuş.. (gider) Gitmiş kızım
    Zenne: (gelir) Oh kimsecikler yok (öksürür)
    Çelebi: (gelir) Ne var ne yok?
    Zenne: (hararın kapağını açar) Girin içine (çelebi girer kapağı kapatır) gideyim babama haber vereyim, alsın gelsin (gider, içerden) babacığım yünleri yıkadım al da gel
    Hacıvat: (içerden) Olur kızım (Hacıvat gelmeden Karagöz gelir, hararın üstüne oturur) Ne o Karagöz, benim hararımın üstünde ne işin var?
    Karagöz: İçindekileri kimse çalmasın diye oturdum
    Hacıvat: bana yardım et, şunu eve götürelim
    Karagöz: Hakikaten senin kız hiç erkek görmedi mi?
    Hacıvat: Karagöz, yine beni kızdırıyorsun. Benim kızım senin karın gibi değil, yeryüzünde bir tanedir
    Karagöz: (gülerek hararın üstüne çıkar, tekmeler)
    Hacıvat: İn ordan aşağı hararımı kıracaksın (harardan aman boğuldum diye sesler gelir)
    Karagöz: Geber kerata
    Hacıvat: Harardan bir ses geliyor
    Karagöz: Güveler bağırıyor
    Hacıvat: Güvenin sesi çıkar mı?
    Karagöz: Bu güvelerin babasıdır bağırır, (kapağı açar) çık ulan dışarı!.. (çelebi çıkar)
    Hacıvat: Aman Karagözüm bu da kim?
    Karagöz: Sizin damat bey (çelebiye tokat atarak) defol kerata (çelebi gider)
    Hacıvat: Aman birader namusum pây-ı mâl oldu
    Karagöz: Buraya gel (küpün başına getirir) Şuradan bana kocaman bir taş getir
    Hacıvat: Taşı ne yapacaksın?
    Karagöz: Küpün içine atacağım (küpten aman atmayın diye ses gelir)
    Hacıvat: içerden ses geliyor bunlar da kim?
    Karagöz: Böcek böcek
    Hacıvat: Nasıl böcek bu?
    Karagöz: Sen şimdi görürsün nasıl böcek olduğunu (küpün içine seslenir) çık dışarı ulan (çelebi çıkar)
    Hacıvat: Aman birader bu da kim?
    Karagöz: Bu da bizim ortak efendi (tokat atarak) defol kerata (çelebi çıkar)
    Hacıvat: Aman Karagözüm bu ne iş?
    Karagöz: Buna gülme komşuna gelir başına derler. Ne senin kızında bir fenalık ne de benim karıda bir kötülük var. Bir zamanlar Kütahya Çeşmesi başında geçmiş bir olayı temsil ettik
    Hacıvat: Öyleyse Karagözüm geçmiş olsun
    Karagöz: Allah müstehakını versin (vurur)
    Hacıvat: Hooş olsun külhani, yıktın perdeyi eyledin viran varayım sahibine haber vereyim heman (gider)
    Karagöz: Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola, Ey Hacı cav cav bir daha yakan elime geçerse vaaay haline vay (Temenna ederek çıkar, arkada ışığın sönmesiyle oyun biter)
    Not:Önemli olan oyunu yazılı olduğu şekliyle ezberleyip oynatmak değildir. Önemli olan karagöz oyunlarının en temel özelliği olan doğaçlama geleneğini kullanarak oyunun temel örgüsünü bozmadan uygun yerlerine güncel espriler ve motifler ekleyerek ilgi çeker bir hale getirmektir. Bu metinde örnek olarak kullanılmış olan müzikler de değiştirilip seyircinin ilgisini çekebilecek güncel müzikler kullanılabilir, ancak kullanılacak müziğin ilgili tiplemelerin genel karakteristiğine uygun olması gerekir.

    Karagözün Kütahya çeşmesi oyunu Mehmet Muhittin Sevilen (Hayâlî Küçük Ali) tarafından yazılan Milli Eğitim basımevi tarafından 1969 yılında basılan KARAGÖZ adlı kitaptan alınmıştır.

  8. Mineli
    Devamlı Üye
    APTAL BEKÇİ


    Tipler:
    Karagöz
    Hacıvat
    1.Zenne
    2.Zenne
    Çelebi
    Tuzsuz Deli Bekir
    Beberuhiler
    Eşek



    Nâreke zırıltısı ve tef velvelesi ile göstermelik kalkar, Hacıvat Şarkı eşliğinde gelir.
    (Şarkı, Şehnaz Sengin Semai)
    (Şarkı bittikten sonra Hacıvat perde gazelini okur)
    Off hay hak
    Gönül verdik perdeye dost, başlayan bir gazeldir
    Hüner değilse de dünyaya gelmek ne güzeldir
    Ölümlüymüş dünya, neler gelmiş neler geçmiş
    Hüner, geçmişi gününde görüp güldürmededir
    Gülen pek az, ağlayan ne çok, Tanrıyı saymazsak
    Hüner, oynayan kim, oynatan kim, bilmededir
    Tanrı gölgesini eksik eylemesin duamız
    Hüner, gölgede solmadan açmayı bilmededir.
    Hacıvat:Ah efendim ne olurdu şu dört köşe perdede bana da bir arkadaş olsa, eli temiz, yüzü temiz, sözleri tatlıııı
    Karagöz: (Evin penceresinden bakarak): Hoş geldin keçi suratlı
    Hacıvat: Geliverse şu meydana, o söylese ben dinlesem, efendim haddim olmayarak bendeniz söylesem, bizi seyreden dostlar gülseler eğlenseler, iş ne imiş diyelim işimizi mevlam rast getiree (Hacıvat musiki gazeli okur)
    Gelse o çeşm-i siyahım
    Handeler peyda olur
    Karagöz: (Pencereden bakarak) Hacıvat hayırdır yahu ezan mı okuyorsun
    Hacıvat: Ah bana bir eğlence medetttttttttttttttt
    Karagöz: Allah versin allah versin hadi başka kapıya
    Hacıvat: Yar bana bir eğlenceeeeee
    Karagöz: Hacıvat aşağıya gelirsem gösteririm sana eğlenceyi
    Hacıvat: Yar bana bir eğlenceeeee
    (Karagöz evden atlar, Hacıvat ile kavga ederler, Hacıvat kaçar Karagöz yerde yatar: Ahhhh amannnn, Hacıvatı kaçırdım ama galiba ben de altıma kaçırdım, sen bir daha gel bak ben sana neler yapıcam Hacıvat (Hacıvat gelir)
    Hacıvat: Aman Karagözüm akşamı şeriflerin hayır olsun
    Karagöz: Senin de sülaleni sansarlar boğsun (vurur)
    Hacıvat: Aman Karagözüm ben sana iltifat ediyorum sen ise bana vuruyorsun yazıklar olsun sana yazık
    Karagöz: Hoş geldin kazık olğlu kazık (vurur)
    Hacıvat: Aman karagözüm ağzından çıkanı hiç kulağın duymuyor
    Karagöz: A musibet adam, her akşam gelirsin kapımın önünde hay bana pancar hay bana pancar diyerek bağırırsın, hiç halimi sormazsın, başımdan geçenleri bilmezsin
    Hacıvat: Hayrola Karagözüm ne oldu
    Karagöz: Sorma Hacıvat sorma, bizim karıyla kavga ettik
    Hacıvat: Yaa, sebep ne peki
    Karagöz:İşte efendim komşu karının kocası ona elbiseler alırmış da çiçekler gibi gezdirirmiş de ben ona senede bir kat elbiseyi bile çok görürmüşüm de, derken iş büyüdü karı beni kapı dışarı attı
    Hacıvat: Aman Karagözüm hemen kaç
    Karagöz: Ben de öyle yaptım zaten Hacı cav cav
    Hacıvat: Eee, sonra
    Karagöz: Evden çıkınca kahveye uğradım, bir kahve içtim, birden üzerime bir ağırlık çöktü, hamama gideyim de bir yıkanayım dedim
    Hacıvat: Evet karagözüm güzel düşünmüşsün, insan hamama gidince rahatlar
    Karagöz: Hamama gittim, soyunup içeri girdim bir kurnanın başına oturdum, bir de baktım iki tellağın kolları arasında ipekli peştemallara sarılı birini getirdiler, göbek taşının üstüne bir havlu serdiler, o getirdikleri adamı yatırıp gittiler
    Hacıvat: Evet Karagözüm her halde terlesin diye yatırmışlardır
    Karagöz: Öyleymiş, adam biraz yattı, sonra ne oldu bilmem adam göbek taşından yuvarlanıp yere düştü
    Hacıvat: Her halde adamcağız sıcaktan fenalık geçirmiştir
    Karagöz: Hemen yanına gidip adama baktım, bir de ne göreyim Hacıvat adam tıpkı bana benzemiyor mu
    Hacıvat: Olabilir Karagözüm insanlar çift yaratılmıştır derler
    Karagöz: Birden aklıma bir şeytanlık geldi, usulca adamın belinden ipekli peştemalları çıkartıp kendi belime bağladım, benim peştemalları da onun beline bağladım, adamı ayağından çekip bir kurnanın başına bıraktım, geldim göbek taşının üstündeki havluya yattım
    Hacıvat: Aman Karagöz hamamcılar seni tanırlar
    Karagöz: Yahu tıpkı o adama benziyorum dedim ya
    Hacıvat: Sonra?
    Karagöz: Derken tellağın biri geldi, kese istemisiniz efendim dedi, ben de hiç istifimi bozmadım başımı salladım, tellak aldı beni bir kurnanın başına götürdü, beni bir yıkadı bir yıkadı ki Hacıvat, ben ben olalı böyle temizlenmemiştim hiç, sonra beni tertemiz ipekli havlulara sarıp o adamın soyunduğu odaya götürdü, bir güzel de kuruladı, efendim sıhhatler olsun çay kahve nargile ister misiniz diye sordu, bir nargile bir de kahve söyleyip afiyetle içtim
    Hacıvat: Peki Karagözüm seni hiç kimse tanımadı mı
    Karagöz: Tanımadılar, getirin benim çamaşırlarımı dedim, bir bohça getirdiler bohçayı açtım, içinden ipekli çamaşırlar çıktı güzelce giyindim, ceplerini karıştırdım bir de ne göreyim Hacıvat
    Hacıvat: Aman Karagöz çabuk söyle ne gördün
    Karagöz:Cepler para dolu Hacıvat, paraaaaa, beni keseleyene, kurulayana, bohçayı getirene, ayakkabıları getirene, hepsine bol bol bahşiş bıraktım, hepsi yerden temennalar eşliğinde “efendim Allah ömürler versin” diyerek beni uğurladılar, bir de baktım ki hamamın kapısının önünde son model bir fayton bekliyor, arabacı kapıyı açıp buyrun efendim dedi beni arabaya bindirdi.
    Hacıvat: Aman Karagöz o araba da nerden çıktı
    Karagöz: O beyin arabasıymış
    Hacıvat: Arabacı da seni tanımadı mı
    Karagöz: Dedim ya tıpkı o adama benziyorum diye
    Hacıvat: Eee sonra
    Karagoz: Derken Hacıvat araba güzelll bir konağın önünde durdu
    Hacıvat: Kimin konağıymış Karagöz
    Karagöz: O beyin konağıymış, kapılar açıldı iki uşak geldi kollarıma girdi “efendim sıhhat afiyet olsun” diyerekten bei içeri aldılar
    Hacıvat: Uşaklar da seni tanımadı mı
    Karagöz: Tanımadılar Hacıvat, neyse merdiven başında iki güzel kız beni uşakların elinden aldılar yukarı çıkardılar “efendim sıhhat ve afiyetler olsun inşallah” diyerek beni yukarı çıkardılar. Merdivenin başında ipekten gecelikler giymiş dünyalar güzeli bir hanım “kızlar efendimi incitmeyin yavaş çıkarın” diye kızlara çıkıştı beni kızların kolundan alarak bir odaya soktu, oda yatak odasıymış
    Hacıvat: Hanım da seni tanımadı öyle mi
    Karagöz: Yahu Hacıvat dedim ya sana tıpkı o adama benziyorum diye
    Hacıvat: Sesinden de tanımadılar mı
    Karagöz: Ben hamam yorgunuyum diye hiç sesimi çıkarmıyorum
    Hacıvat: Yaaa! Sonra?
    Karagöz: Hanım bana gecelikler giydirdi, “istirahat ediniz, çok yorulmuşsunuzdur” diyerek kuştüyünden yapılmış yatağa yatırdı, bir yelpaze aldı geldi başucuma oturdu yavaş yavaş yellemeye başladı, ben gözüm yarı açık yarı kapalı uyur gibi yapıyorum
    Hacıvat: (ağzını şapırdatarak) Aman Karagözüm sonra?
    Karagöz: Sulanma, ağzını sil tepelerim haaa
    Hacıvat: Anlat Karagözüm anlat sonra ne oldu?
    Karagöz: Anlatmayacağım işte
    Hacıvat: (yalvarırcasına) Kuzum Karagözüm ne olur anlat sonra ne oldu?
    Karagöz: Bey hamamdan geldikten sonra biraz istirahat edip kahvaltı edermiş, sofrayı hazırlamışlar hanım gelmiş beni uyandırıyor “efendim kalkar mısınız sofra hazırlandı “ diyor, ben yine gözlerim yarı açık yarı kapalı uyuyorum, hanım baktı ki ben uyanmıyorum, herhalde efendinin içine baygınlık gelmiştir diyerek bir şişe lavanta getirdi yavaş yavaş yüzüme serpmeye başladı, ben yine uyanmayınca bolca dökmeye başladı, lavanta ılık ılık yüzümden aşağı doğru akmaya başladı
    Hacıvat: Aman pek de kibar bir hanımmış, sen hamamdan çıktın ya soğuk lavanta seni hasta eder diye ısıtmıştır besbelli
    Karagöz: Yok yahu Hacı cav cav, meğerse bir köpek gelmiş suratıma işemiyor mu
    Hacıvat: Aman Karagöz köpek de nerden çıktı şimdi
    Karagöz: Ben kahveye gidip kahve içince uyuyup kalmışım, rüya görmüşüm, o sıra da kahvecinin köpeği gelmiş suratıma işiyor ben de rüyamda gördüğüm hanım bana lavanta döküyor sanmışım
    Hacıvat: Aman Karagöz deminden beri anlattığın rüya mıydı?
    Karagöz: Seni gidi muşmula suratlı adam seni, böyle şeyler gerçek olur mu hiç (vurur, Hacıvat gider) sen gidersin beni buraya mıhlamazlar pamuk ipliğiyle hiç bağlamazlar ben de çeker giderim, tavan arasında farelerle tavla atarım (gider)
    (Muhavere burada biter, fasıl başlar)
    Şarkı eşliğinde Zenneler gelir
    (Şarkı Hicaz Curcuna)


    (Zenneleri Hacıvat karşılar)
    Hacıvat: Vay efendim hoş geldiniz safalar getirdiniz, böyle şarkılar söyleyerek ne tarafa gidiyorsunuz
    1.Zenne: Allah ömürler versin Hacıvat Çelebi, şöyle biraz gezmeye çıktık
    Hacıvat: Anladım hanım kızım, evde otura otura canınız sıkıldı herhalde
    1.Zenne: Ahh evimizi hiç sormayın Hacıvat çelebi, evin damı akıyor ama ev sahibi hiç aldırmıyor, bir dolaşalım bakalım bir ev bulabilirsek hemen taşınacağız
    Hacıvat: Aman hanım kızım iyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş, benim elimin altında güzel bir ev var eğer beğenirseniz hemen size vereyim o evi, yeter ki evi beğenin sizden iyi kiracı mı bulacağım
    1.Zenne: Evi görebilir miyiz Hacıvat çelebi
    Hacıvat: Hay hay evladım, buyurun (eve girerler içerde konuşurlar) işte hanım kızım burası mutfak, burası yatak odası
    1.Zenne: Çok güzel Hacıvat Çelebi
    Hacıvat: Yukarıda da iki oda var, çok kullanışlıdır, bakınız arkada bahçesi de var
    2.Zenne: Tavuk kümesi de var mı efendim
    Hacıvat: Elbette var hanım kızım
    1.Zenne: Pek güzelmiş efendim (perdeye gelirler) Kirası ne kadar Hacıvat Çelebi
    Hacıvat: Evladım siz yabancı değilsiniz sizin için elli milyon olur
    2.Zenne: Peki efendim biz bu evi tuttuk, buyurun bir aylık da peşin veriyoruz
    Hacıvat: Sağolunuz evladım güle güle oturunuz (gider)
    2.Zenne: Biz de gidip evi temizleyelim bari (giderler)
    Şarkı eşliğinde Tuzsuz Deli Bekir gelir
    (Şarkı Hicaz Düyek)


    Tuzsuz: (Nâra atar) Eyy gidii felekkkk, eyyy gidii felekkk beeeeeeee
    Karagöz: (pencereden bakarak) Hey gidi dümbelekk bee, bu da kim yahuu
    Tuzsuz: Bana bak öyle tepeden konuşma erkeksen aşağı gel de boyunu görelimmm
    Karagöz: (gelir) Ne var be ne bağırırsın ayağına basılmış ayılar gibi?
    Tuzsuz: Eyytt beeee, bana bak breee sen beni tanır mısın, bana adıyla sanıyla Tuzsuz Deli Bekir derler
    Karagöz: Senin tatsız tuzsuz olduğun belli zaten
    Tuzsuz: Bana bak var mısın benimle bir güreşe bakalım haaa
    Karagöz: Seninle değil, senden daha kabadayı pehlivan varsa o gelsin onunla güreşirim ben
    Tuzsuz: Bana bak yere bir mendil ser bakalım
    Karagöz: Ne olacak mendil
    Tuzsuz: ben şimdi bir vuruşta senin kelleni kesicem, kellen yere düşüp toz olmasın diye, eğğ bakalım başınıııııı yere
    Karagöz: Sen beni biraz bekle bakalım burda(Karagöz eve gidip bir sopa alır, sopayı arkasına saklayıp perdeye gelir) Bana bak Tuzsuz, başımı nasıl eğecektim bennn?
    Tuzsuz: (Başını aşağı eğerek) İşte böyle
    Karagöz: (sopayı Tuzsuz’un kafasına indirir) Al sanaaa
    Tuzsuz: Aman bree kelleyi kırdınn
    Karagöz: Kırarım ben, sana Tuzsuz Deli Bekir derlerse bana da Karagöz pehlivan derler
    Tuzsuz: helel sana bee, ben kendimi kabadayı sanırdım meğer sen benden daha kabadayı imişsin
    Karagöz: Elbetteee öyleyim
    Tuzsuz: Sen hakikaten kabadayı bir adama benziyorsun, bana bak ben seni bu mahalleye bekçi yapıyorum tamam mı,
    Karagöz: Olur Tuzsuz efendi olurr,
    Tuzsuz: Yalnız şu karşıdaki eve yeni taşınan zennelere dikkat et, yabancılar girmesin haydi eyvallah (gider)
    Karagöz: (eve gider başına bir külah takıp perdeye gelir) haydi bekçi vereliimmmm, peynirli, kıymalı, sade bekçiiiiiiii
    Zenne: (içerden) Aaa gündüz vakti de bekçi dolaştığını bu mahallede gördüm ayoll
    Şarkı söyleyerek Çelebi gelir
    (Şarkı Nihavend İstanbul Türküsü)
    Üsküdara gider iken aldı da bir yağmur



    Zenne: (perdeye gelerek) Vay beyim böyle şarkılar söyleyerek nereden gelirsiniz, nerelere gidersiniz
    Çelebi: Nereye olacak, sizi aramaktan ayaklarıma kara sular indi, evden ayrılmışsınız
    Zenne: Evet efendim çıktım, buraya taşındım, yeni evimiz çok güzel
    Çelebi: Müsaade ederseniz görmek isterim efendim
    Karagöz: (pencereden) Ooo burada pazarlık başlamış
    Zenne: Tabii efendim ama buralarda bir bekçi dolaşıyor siz yarım saat sonra gelin olmaz mı bekçi anlamasın, hem aramızda bir parola belirleyelim, siz parolayı söyleyince ben kapıyı açarım içeri girersiniz
    Çelebi: Çok iyi olur
    Karagöz: Hem de parolalı haa
    Zenne: Siz kapıyı çalınca ben size parola derim siz de lofça çivisi dersiniz, kapıyı açarım
    Karagöz: Parola çiviymiş anladım
    Çelebi: Allahaısmarladık efendim (gider)
    Zenne: Güle güle efendim uğurlar olsun
    Karagöz: (gelip zennelerin kapısını çalarak) Açın ben geldim
    Zenne: (içerden) Parola?
    Karagöz: Çivi
    Zenne: Ne çivisi
    Karagöz: (Kendi kendine) Çivinin adını anlamadım ki yahu.. Şeyyyy hanım çivi işte yahuu
    Zenne: Çivi anladık ama ne çivisi
    Karagöz: Temel çivisi
    Zenne: Değil
    Karagöz: Döşeme çivisi
    Zenne: Değil
    Karagöz: Nal çivisi
    Zenne: Değil
    Karagöz: Ayakkabı çivisi
    Zenne: O da değil
    Karagöz: Canım işte çivilerin birisi
    Zenne: Tamam ama adı ne
    Karagöz: Ölünün körü çivisi (gider, yavaşça çelebi gelir)
    Çelebi: (kendi kendine) Buralarda kimseler yok galiba (kapıyı çalar)
    Zenne: (içerden) Kim o
    Çelebi: Çivi
    Karagöz: (pencereden bakarak) Oo çivici başı gelmişş
    Zenne: (içerden) Ne çivisi
    Çelebi: Lofça çivisi
    Zenne: Buyrun efendim buyrunnn (kapıyı açar)
    Karagöz: (pencereden) Tühh lofça çivisi imişş (perdeye iner, zennelerin kapısını vurur)
    Zenne: (içerden) Kim oo
    Karagöz: Çivi
    Zenne: Ne çivisi
    Karagöz: Lofça çivisi
    Zenne: Buyrun içeri
    Karagöz: (içeri girer) Ooo maşallhh sofra da kurulmuş
    Çelebi: (içerden)Hoş geldin bekçi baba
    Karagöz: (içerden)Hoş bulduk çivicibaşı
    Zenne: (içerden)Ne içersiniz bekçi baba rakı şarap likör vermut?
    Karagöz: (içerden)Rakı var mı rakı
    Zenne: (içerden)Var efendim buyrun
    Karagöz: (içerden)Ohhh yarasınnn
    Zenne: (içerden) Mezelerden de buyrun efendim
    Çelebi: (içerden)Yavaş iç bekçi baba sarhoş olursun
    Karagöz: (içerden)Sen karışma, ohh yarasınn (içer sarhoş olur, bu sırada Tuzsuz Deli Bekir perdeye gelir)
    Tuzsuz: (Nâra atarak) Eyy gidi felekk beee, nerde o bekçi olacak adam beeee
    Zenne: (içerden) Aman kaçın Tuzsuz geldi
    Çelebi: (içerden)Nereye kaçalım
    Zenne: (içerden) Arka kapıdan kaçın
    Karagöz: (içerden) Ya ben nereye kaçayım
    Zenne: (içerden)Sen de bahçeye saklan
    Karagöz: (içerden) Olur ben de bahçedeki kümese gireyim (kümese girer içerden tavuk horoz sesleri gelir) ötme kerata keser dolmanı yaparım haa
    Tuzsuz: (içerden) Ooo rakı sofrası da hazırmış
    Zenne: (içerden)Sizin için hazırladım efendim
    Tuzsuz: Mezeler fiyakalı ama piliç kızartması yok
    Zenne: (içerden) Şimdi kümesten bir tane alıp keserim efendim
    Tuzsuz: (içerden) Olmaz ben gider keser getiririm bir tane
    Karagöz: (içerden) Eyvah Tuzsuz kümese geliyor galiba (Tuzsuz kümese girer karagözü görür)
    Tuzsuz: (içerden)Vay bekçi baba senin burda işin ne
    Karagöz: (içerden)Tavuklara hırsız dadanmış da onu bekliyordum
    Tuzsuz: (içerden) Aferin bekçi baba sen git artık ben hakkından gelirim o hırsızın
    Karagöz: (perdeye gelir) Ohh yarabbi şükür kurtuldum Tuzsuzun elinden
    Zenne: (içerden)Tuzsuz gel efendim ben şimdi pilici kızartır getiririm
    Tuzsuz: (içerden) Hele bir tane daha doldur bakayım şu rakıdan
    Zenne: (içerden) Buyrun efendim
    Karagöz: Bu iş böyle olmaz bu Tuzsuzu kapı dışarı etmeli (gider beberuhileri toplar kendi de bir eşeğin üzerine biner gelir) bana bakın beberuhiler bu eve tatsız tuzsuz bir adam girdi bunu yakalayıp kapı dışarı atıcaz tamam mı
    Beberuhiler: (hep bir ağızdan) Sen merak etme Karagöz biz arkandayız
    Karagöz: Ama bana bakın adam hem sarhoş hem de bıçaklı
    Beberuhiler: Sen merak etme Karagöz biz sarhoştan da bıçaktan da korkmayız
    Karagöz: Hadi bakalım göreyim sizi, ben şimdi Tuzsuzu dışarı çağıracağım
    Beberuhiler: Çağır gelsin biz ona yapacağımızı biliriz
    Karagöz: (eve doğru bağırarak) Hey bana bak Tatsız tuzsuz herif senin bu evde işin ne çık bakayım dışarı (beberuhilere dönerek) bana bakın hazır mısınız herif geliyor
    Beberuhiler: Hazırız gelsin
    Karagöz: Bana bak Tuzsuz erkeksen dışarı çık
    Tuzsuz: (dışarı çıkar) Eyyytt bee kim o eşeğin üstünde bağıran
    Karagöz: Mahalle bekçisi (bu sırada beberuhiler kaçar)
    Tuzsuz: Ne istiyorsun bee
    Karagöz: Biz mahalleliler seni bu evden çıkarmaya geldik (arkasına bakar ki beberuhiler gitmiştir) Ee şey yani Tuzsuz sana bir eşek getirdim belki binersin diye
    Tuzsuz: Hani beni evden atacaktınız bee
    Karagöz: Yok yahu şaka yaptım ben sana
    Tuzsuz: Ben eşek meşek istemem defol
    Karagöz: Gel bakalım eşek efendi biz gidelim
    Tuzsuz: (evdeki zenneler hitaben) Bana bak güzelim ben şimdi meyhaneye gidiyorum yarın akşam yine gelirim hadi eyvallah (gider , hacıvat ve karagöz perdeye gelirler)
    Hacıvat: Aman karagözüm nedir bu işler
    Karagöz: kafanı kırsın geyiklerle keşişler
    Hacıvat: Yıktın perdeyi eyledin viran varayım sahibine haber veryim hemann
    Karagöz: Burada oyunumuz erdi sona her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola kalın sağlıcakla.
    (Işık söner oyun biter)


  9. Mineli
    Devamlı Üye
    HAMAM (Çifte Hamamlar)
    Tasvirler:
    Karagöz
    Hacıvat
    Çelebi
    Zenne
    Ana kadın
    Külhancı
    Kilci
    Arap Mercan
    Arap Şetaret
    Çalgıcı kızlar
    Karagözün karısı
    Karagözün oğlu (Yaşar)
    Matiz (Tuzsuz deli bekir)
    Beberuhi
    Hamam
    Merdiven

    Nâreke zırıltısı ve tef velvelesi ile göstermelik kalktıktan sonra Hacıvat semai söyleyerek gelir:
    Acep ol dilber-i râna

    Öpülmez mi sevilmez mi vay
    Semai bittikten sonra perde gazelini okur, perde gazeli bittikten sonra devamla;
    Hacıvat: Huzur-u haziran, cemiyet-i irfan, vakt-i safâyı merdan, lâindir, dinsizdir, münâfıktır şeytan, şeytanın dinsizliğine, rahmânın birliğine, bizi temâşâya tenezzül buyuran ahibbânın sağlığına (yeri öper, ayağa kalkar, devamla) demem o demek değil, ben bendenize, ben duacınıza eli yüzü yunmuş, sohbeti tatlı
    Karagöz: (penceresinden) Hoş geldin şalgam suratlı
    Hacıvat: Edebiyat bilse, Arabiyat bilse, Fârisi bilse, ilm-i hendese, ilm-i taktaki, ilm-i vakvaki
    Karagöz: (penceresinden) Daha ne halt etse?
    Hacıvat: Biraz da fenni şşir-i musikiye aşina olsa, geliverse karşıma, o söylese ben dinlesem, efendim haddim olmayarak bendeniz söylesem o dinlese
    Karagöz: (penceresinden) Hacıvat da bekçi Mehmet ağadan bir temiz sopa yese
    Hacıvat: Her ikimiz söyleşirken seyreden ahibbâ safâyâb olsa, diyelim işimizi mevlam rast getire, yar bana bir eğlence medettt, aman bana bir eğlenceee medeett
    Karagöz: (penceresinden) Hacıvat, bağırma gelmeyeceğim
    Hacıvat: Gel benim serv-i bülendim
    Karagöz: (penceresinden) gelemem benim sümüklü efendim
    Hacıvat: gel benim ömrümün hâsılı
    Karagöz: (penceresinden) Gelemem ayağımın mayasılı
    Hacıvat: Gel benim serseri gezenim
    Karagöz: (penceresinden) Atlarsam kafanı ezerim
    Hacıvat: Karagözüm aşağı gel
    Karagöz: Memgel
    Hacıvat: Pergel mi?
    Karagöz: hayır beş on tane usta dülger
    Hacıvat: Anlaşıldı Karagözüm, bu akşam canın gene letaif istiyor
    Karagöz: Nasıl da bilirsin kadayıf istediğimi
    Hacıvat: Öyleyse lisan bilir misin?
    Karagöz: Nisanı da bilirim Mayısı da
    Hacıvat: Rumca bilir misin?
    Karagöz: Bilirim
    Hacıvat: Elado
    Karagöz: Elin doluysa oraya ko
    Hacıvat: Peki Ermenice bilir misin?
    Karagöz: Bilirim
    Hacıvat: Egurnayim
    Karagöz: Ko oraya sonra alayım
    Hacıvat: Peki Yahudice bilir misin?
    Karagöz: Bilirim
    Hacıvat: Venaki
    Karagöz: Al parayı ver rakıyı
    Hacıvat: İngilizce yes yes?
    Karagöz: Geveleme sesini kes
    Hacıvat: İtalyanca bilir misin?
    Karagöz: Zahir
    Hacıvat: Venikova
    Karagöz: Yeni kova eski kova sana ne?
    Hacıvat: Fransızca bilir misin?
    Karagöz: Bilirim
    Hacıvat: Vönezisi
    Karagöz: Yandı yorganın eskisi
    Hacıvat: Şu halde Çingenece bilir misin?
    Karagöz: Süt be süt
    Hacıvat: Öyleyse uclan
    Karagöz: (atlar) Soskiros
    Hacıvat: Ben ne diyeceğim?
    Karagöz: Somborloskeros
    Hacıvat: Bu ne din kelamı ve ne dil lisanı?
    Karagöz: Çingene işi
    Hacıvat: Anlamadım
    Karagöz: (hafifçe) Çingene
    Hacıvat: Çengelde mi?
    Karagöz: Hayır sırıkta asılı
    Hacıvat: Doğru söyle siz kimlerdensiniz?
    Karagöz: Biz Unkapanında elek yapar elek satarız
    Hacıvat: Siz Unkapanında börek yapar börek mi satarsınız?
    Karagöz: Sen de benden Zeyrek’te bir tokat yer misin (vurur)
    Hacıvat: karagözüm doğru söyle siz kimlerdensiniz?
    Karagöz: Çiinn.. gaaa neee.. (vurur) Bizim Çingeneliği meydana vuruncaya kadar uğraştı
    Hacıvat: Aman Karagözüm sen Çingene değilsin, sana çingene diyenler bühtân ederler, senin ahlakın Çingenedir
    Karagöz: Milletin dilini tutamazsın ki, yalan yanlış derler
    Hacıvat: Şimdi beni dinle Karagözüm
    Karagöz: Söyle kulak tozum
    Hacıvat: Geçen gün benim nazlımla nâzeninim hamama gitmek üzere hazırlanırlarken kapı çalınır, nazlım kapıyı açar bir de bakar ki o senin şıllık, şırfıntı, bî müsibet, bî edep pis murdar karın değil mi? Nazlım terbiye ve nezaketi itibariyle buyurun der
    Karagöz: Hacıvat, o nazlı olacak kim oluyor?
    Hacıvat: O benim karım
    Karagöz: Senin hanımının güzel adı var da benim karımın neden o kadar berbat adı oluyor?
    Hacıvat: O senin şıllık şırfıntı mendebur pis murdar karın içeri girer, pis ayaklarıyla, o pis feracesiyle paldır küldür yukarı çıkar, odadan içeri girer, sakızlar gibi tertemiz yeni yayılmış minderin üstüne çıkar kurulur
    Karagöz: Aferin benim karıya
    Hacıvat: böyle hazırlanmışsınız nereye gidiyorsunuz? Der. Nazlımla nazeninim hamama gidecektik derler, o senin şıllık şırfıntı pis murdar karın ben de gelirim diyerek hemen kalkar gider evden yırtık pırtık parça parça pis bir iki silecek peştemalı bohçalayıp nazlımla nazeninimin peşine takılarak hamama girer.
    Karagöz: yaşasın benim karı!
    Hacıvat: Hamamcı kadınlar nazlımla nazeninimi buyur ederler, temiz sedirler üzerine bohçalarını açarlar, soyunurlar, ipekli peştamallarına sarınarak usta hanımla natır hanımın kolları arasında kurnaları başına otururlar Arkalarından o senin şıllık, şırfıntı pis murdar karın da yırtık pırtık pis peştamallarına sarınarak içeri girer. Nazlımla nazeninimin yıkandığı kurnanın başına oturup yıkanmaya başlar. Nazlımla nazeninim utançlarından yerlere girerler
    Karagöz: Aminn, sen de beraber inşallah
    Hacıvat: Nazlımla nazeninim hamama giderlerken turşu istemişlerdi. Köşedeki turşucudan enfes bir çanak turşu yaptırdım götürdüm, hamamcılara haber verdim, ana kadın elimden aldı içeri götürdü. O senin şıllık şırfıntı pis murdar karın ana kadının elinden turşu çanağını alıp göbek taşının üstüne koyup şapırdata şapırdata yemeye başlamış
    Karagöz: Şapırdata şapırdata yemiş haa?? Aferin benim karıya
    Hacıvat: Orada da bir gebe kadın varmış, turşuya imrenmiş, ne olur demiş gebeyim imrendim bir lokma verir misiniz demiş. O senin şıllık şırfıntı pis murdar karın zavallı hamile kadına bir lokma bile vermemiş, inadına şapırdata şapırdata yemiş
    Karagöz: Madem ki benim karımın o kadar adı vardır, yarım lokma bile vermez
    Hacıvat: İnsanlık yerin dibine mi girdi Karagöz? Şurada sen turşu yesen gebe bir kadın karşına gelse bir lokma istese vermez misin?
    Karagöz: Veririm ama hani ya turşu?
    Hacıvat: Diyelim ki önünde bir çanak turşu var sen de yiyorsun, ben de gebe bir kadınmışım, bir lokmacık verirsin değil mi?
    Karagöz: Belki veririm
    Hacıvat: Hadi sen şimdi şakacıktan turşu yemeye başla
    Karagöz: Olur (yer gibi) Ohhh turşuuuu
    Hacıvat: Efendim ne yiyorsunuz?
    Karagöz: (ağzını şapırdatarak) Turşuu, limon suyuyla yapılmış canım turşuuu
    Hacıvat: Efendim ben bir gebe kadınım, imrendim ne olur bana da bir parça vermez misiniz?
    Karagöz: Kimin umurunda (yer gibi) turşuu, turşuların turşusu, lahana turşusuuu
    Hacıvat: ne olur, yalvarırım, sonra çocuğumu düşürürüm yazık edersin
    Karagöz: (tokat atar, Hacıvat gider) Turşu ye diyerek bana yerdeki çakıl taşlarını yutturmaya çalışıyor, sen gidersin beni buraya mıhlamazlar, pamuk ipliğiyle hiç bağlamazlar, ben de çeker giderim idgaha dollaba dilber seyrine bakalım ayine-i devran ne suret gösterir (gider)
    Muhavere burada biter, yardaklar (varsa sazlar) şarkı söylerken Hacıvat tarafına hamam kurulur, şarkı eşliğinde hamamın sahibi olan Çelebi gelir
    Şarkı Uşşak
    Câna râkîbi handân edersin

    Ben bî nevayı giryân edersin

    Hacıvat: (karşılar) vay efendim maaşallah safa geldiniz hoş geldiniz uğurlar kademler getirdiniz
    Karagöz: (içerden) Şeftaliyi yediniz boş küfeyi mi getirdiniz diyor
    Çelebi: Safada daim olunuz Hacıvat çelebi
    Karagöz: (pencereden) Vefa’da da amcam olunuz beyefendi (çekilir)
    Hacıvat: Teşekkür ederim efendim, böyle nerden gelip nereye gidiyorsunuz?
    Çelebi: Bilhassa zâtıalinizi ziyaret ve bir de şu Çifte hamamlar meselesini görüşmek için geliyordum
    Hacıvat: Bu hamamların kapanması mahallemizi çok üzdü
    Çelebi: İnşallah yakında sizin de himmetinizle açılır. Yalnız sizden bir ricam var.
    Hacıvat: Ne gibi efendim?
    Çelebi: Şu hamamların çalışması için içinde çalışacakları bulmanızı, daha ne yapmak lazımsa yapmanızı rica edeceğim, velhasıl hamamları sizin üstünüze devredeceğim, haddim olmayarak para benden çalışma sizden
    Hacıvat: Başım üstüne efendim, gücüm yettiği kadar yapmaya çalışırım
    Çelebi: Buyurun, size bir miktar para, daha ne kadar lazım olursa takdim ederim, şimdilik allahaısmarladık efendim
    Hacıvat: Güle güle efendim, hoş geldiniz safalar getirdiniz, (kendi kendine) şimdi önce külhancıyı, sonra da usta, natır ve diğer içeride çalışacak kadın ve erkekleri bulup getireyim
    Karagöz: (gelir) Hacıvat, gene buralarda bir şeyler oluyor
    Hacıvat: Bu çifte hamamlar gene açılacak
    Karagöz: Çok iyi olur biz de bedava yıkanırız
    Hacıvat: Olur Karagözüm, ben şimdi gidip hamamda çalışacak adamları bulayım (gider)
    Karagöz: Ben de gidip benim karıya haber vereyim, hamama hazırlansın (gider)
    Türkü söyleyerek Külhancı gelir

    La vara vara vara, ateş düştü şalvara
    Ağzım dilim kurudu kız yalvara yalvara
    Hacıvat: (karşılar) Vay külhancı dayı hoş geldin
    Külhancı: Hoş bulduk Hacıvat çelebi
    Hacıvat: Hamamlarımızı açmaya karar verdik, onun için size haber saldım, buyurun eskisi gibi işinize bakınız
    Külhancı: Sen merak etme Hacıvat çelebi, ben külhanı eskisinden daha iyi yakarım, hamamı bi kızdırıram bi kızdırıram ki
    Karagöz: (penceresinden) Göbek taşına kimse oturamasın (gider)
    Külhancı: Gelen müşteriler memnun olsunlar (gider)
    Hacıvat: Ben de gideyim kilci babaya haber vereyim (gider)
    Türkü söyleyerek Kilci gelir

    Ey hamamcı bu hamama güzellerden kim gelir
    Kınalanmış parmakların yâr gelir
    Hacıvat: (karşılar) Vay kilci baba, hoş geldin
    Kilci: Hoş buldum Hacıvat çelebi, duydum ki hamamlar açılmış, kına gibi kil getirdim
    Hacıvat: Arkada külhan yeri var oraya boşalt
    Kilci: Olur Hacıvat çelebi (gider)
    Hacıvat: Gidip Ana kadını da bulayım (gider)
    Türkü söyleyerek Ana kadın gelir

    Çergeci başının gelini gelini
    Ambara dayamış belini belini
    Hacıvat: (karşılar Vay, hoşgeldiniz ana kadın. Ayol nerelerdesin, hiç görünmüyorsun?
    Karagöz: Hacıvatın kaynanası gelmiş, şunu görelim (pencereden) Oooo.. gözün aydın Hacıvat, kaynanan gelmiş
    Hacıvat: Hadi ordan münasebetsiz
    Ana kadın: Abe Hacıvat kim o damdan öten
    Hacıvat: Bizim Karagöz, sen iyi tanırsın yabancı değil
    Karagöz: (pencereden) Hacıvat sülalesini bana bildiriyor (gider)
    Hacıvat: İşinize başlayın, ben Şallı natır ile Salkım İnciyi çağırmaya gidiyorum
    Ana kadın: Abe Hacıvat çelebi, onlar birbirlerine dargın
    Hacıvat: Ben onları barıştırırım, sen işine başla (gider)
    Türkü söyleyerek Şallı Natır ve Salkım İnci (karşı karşıya) gelirler
    Hamamın kapısı vuruldu
    İçeriye meclis kuruldu ayol
    Hacıvat: (gelir) Vay hanım kızlarım, hoş geldiniz safa geldiniz
    Şallı Natır: Hoş buldum Hacıvat çelebi
    Salkım İnci: Hoş buldum Hacıvat çelebi
    Karagöz: (pencereden) Ooo aşağıya karı panayırı kurulmuş
    (Şallı natır ile salkım İnci birbirlerine dargın olduklarından başları aşağı eğik dururlar)
    Hacıvat: Bana bakın kızlarım, böyle dargınlık olmaz, hele böyle ekmek kapısında hiç olmaz. Barışın bakayım
    Şallı Natır: Ben barışmam
    Salkım İnci: Ben hiç barışmam
    Karagöz: Ben hiç barışmam, böyle işlere ben de karışmam (gider)
    Hacıvat: yani ne oldu, birbirinizin anasını babasını mı öldürdünüz?
    Şallı Natır: Öyle ama o benim saçımı başımı yoldu
    Salkım İnci: Sen de benim gözümü çıkaracaktın
    Hacıvat: Canım kızlarım, şimdi bunları unutalım, benim hatırım için bu seferlik barışınız bakayım
    Şallı Natır: Barışmazdım ama Hacıvat amcamızın hatırı var
    Salkım İnci: Ben de barışmazdım ama Hacıvat babamızın hatırı var
    (Birbirlerine yanaşırlar, öpüşüp barışırlar)
    Salkım İnci: Seni de çok göreceğim gelmişti
    Şallı Natır: Sen de benim gözümde tütüyordun, allah razı olsun Hacıvat çelebiden
    Karagöz: (pencereden) O çok iyi arabuluculuk yapar (gider)
    Hacıvat: Hadi bakalım işinize (gider)
    (Salkım İnci ve Şallı Natır içeri girerler, içerden konuşmalar duyulur)
    Ana kadın: Abe buyurun çifte kumrular, sizi hangi rüzgar attı böyle?
    Şallı Natır: Geldik işte
    Salkım İnci: Ne yaparsın ekmek kapısı
    Ana kadın: Haydi soyunun bakayım işinize
    Karagöz: (gelir) Şu hamama bir gireyim (girer, içerden) Ooo burası baya sıcakmış, şurada soyunayım
    Ana kadın: Abe orda soyuna kimdir?
    Karagöz: Eyvah gördüler!
    Ana kadın: Abe bu Karagöz, ne işin var senin kadınlar hamamında? Abe utanmaz, topla pırtılarını çık dışarı
    Karagöz: Ne olur be, ben de yıkanayım, parasıyla değil mi?
    Ana kadın: Daha söylenir utanmaz! Kızlar, birer ıslak peştamal bükün, vurun şu utanmaza (döverler, sokağa atarlar)
    Karagöz: (titrer) Vay anam vay, karılardan dayak yemesi de ne fena, pırtıların yarısı da içerde kaldı, üşüyorum be dı.. dı.. dı
    Hacıvat: (gelir) Bu da kim? Aaa! Karagöz ne oldu sana böyle çırılçıplak?
    Karagöz: Hamamda dayak yedim
    Hacıvat: Hangi hamamda?
    Karagöz: Burada kaç tane hamam var, işte şurda
    Hacıvat: Kadınlar hamamında ha?
    Karagöz: Ne bileyim ben orasının kadınlar hamamı olduğunu, yanlış girmişim bir daha girmem, donuyorum pırtıların yarısı içerde kaldı
    Hacıvat: Dur bakayım, (içeriye seslenir) Bana bakın hamamcı hanımlar, Karagöz yanlış girmiş, bir daha girmez, pırtıları içerde kalmış, veriverin
    Ana kadın: (içerden) Gelsin alsın utanmaz
    Karagöz: (girer giyinik çıkar) Oh be dünya varmış
    Hacıvat: Bir daha girme, bak erkekler tarafı burası (gider)
    Karagöz: Bir daha girer miyim hiççç! (gider)
    Türkü söyleyerek Arap Mercan ve karısı Şetaret gelirler

    Hobeleka hobeleka hobeleka
    Dinkala kadin dinkala
    Mercan: Hamamlara geldik, sen burdan kadınlara ben de arkadaki erkekler tarafına gidiyorum (giderler)
    Ana kadın: (içerden) Abe hoş geldiniz Şetaret kalfa, buyurun hamamımız bu sefer çok temiz çok sıcak
    Şetaret: Öyle olmalı
    (Şetaret kadınlar hamamına girerken karagöz de onun arkasından gizlice girer)
    Ana kadın: (içerden) Şöyle soyunun Şetaret kalfa, (Karagözü görür) Abe oradaki de kim? Vay utanmaz herif gene içeri girmiş, getirin ordan ıslak peştamalları, vurun şu herife atın dışarı (karagözü dövüp çıplak halde dışarı atarlar)
    Karagöz: Vay canına gene dayak yedik, pırtıları nasıl almalı acep?
    Hacıvat: (gelir) Ne o gene ne oldu?
    Karagöz: İşte böyle olduk Hacıvat, kuzum Hacıvat ne olur benim şu pırtıları alıver içerden
    Hacıvat: Bundan sonra ben karışmam var titre burda
    Karagöz: Bir daha girmem Hacıvat
    Hacıvat: Canın hamam isterse arkada erkekler hamamı var oraya gir
    Karagöz: Bilemedim Hacıvat, bir daha girmem, donuyorum dı.. dı.. dı.. dı
    Hacıvat: (içeriye seslenerek) Bana bakın hanımlar, bilmeyerek girmiş bir daha girmez verin şunun pırtılarını
    Ana kadın: (içerden) Gelsin alsın utanmaz adam
    Hacıvat: Hadi git al pırtılarını, bir daha girme karışmam bak (Karagöz içeri girer)
    Ana kadın: (içerden) Abe kör müsün, görmez misin orada erkeler hamamı var
    Karagöz: O kapı arkada kalmış görmedim
    Ana kadın: (içerden) Al pırtını defol
    Karagöz: (giyinik olarak gelir) Soyunmak bir şey değil ama dayak fena (gider)
    Şarkı söyleyerek lohusa hanımla çalgıcı kızlar gelirler

    Şarkı: Hüzzam Curcuna
    Nice bir hasret ile rûz-u şeb efgan edeyim

    Nice bir derdin ile cismimi püryân edeyim
    Ana kadın: (gelenleri karşılar) Buyurun hanımım buyurun (hepsi girerler)
    Karagöz: (gelir) Onlar girer de ben giremez miyim?
    Ana kadın: (içerden) Hamamımıza neşe getirdiniz hanımım, abe çalgıcı kızlarım siz de şöyle soyunun
    Karagöz: (içerden) Bugün burda eğlence var ha? Allah vere de beni görmeseler
    Ana kadın: (içerden) Abe hanımım kaç kişi geldiniz?
    Zenne: (içerden)Bir ben iki de sazenedeler
    Ana kadın: (içerden) Ya o arkandaki kim?
    Zenne: (içerden)Her halde bir hayvan girmiştir
    Karagöz: (içerden) Eyvah gene gördüler
    Ana kadın: (içerden) Abe yine o edepsiz girmiş, bükün peştamalları kızlar
    Karagöz: (içerden) Eyvah, bu peştamal dayağı berbat
    Ana kadın: (içerden)Vurun edepsize atın dışarı (Karagözü çıplak olarak dışarı atarlar)
    Karagöz: Vay anam babam, bu peştamal dayağı berbat
    Hacıvat: (gelir) Ne o Karagöz gene anadan uryan olmuşsun?
    Karagöz: Sonra da püryan olacağız galiba
    Hacıvat: Gene yanlış kapı mı çaldın?
    Karagöz: Yoo yolu şaşırdım, arka kapıyı bulamadım, işte bu kapıdan girdim, dayağı yedim çıplak attılar beni dışarı
    Hacıvat: ne halin varsa gör
    Karagöz: Kuzum Hacıvat şu benim pırtıları kurtari yoksa donacağım
    Hacıvat: Ben sana demedim mi kadınlar tarafına girme diye?
    Karagöz: Bir daha girmem Hacı cav cav
    Hacıvat: Bana bakın hamamcı hanımlar, bir daha girmeyecek verin şunun pırtılarını
    Ana kadın: (içerden) Gelsin alsın, bir daha gir de bak ne yapacağız sana (Karagöz girer giyinik olarak çıkar)
    Karagöz: İçerde eğlence var, çalgılar çalıyor, çengiler oynuyor. Dur bakalım aklıma bir şey geldi, benim karıya giderim derim ki (eve girer, içerden) Yahuu
    Karagözün karısı: (içerden) Huuu
    Karagöz: (içerden) Kalk, çoluğu çocuğu topla hamama gideceğiz
    Karagözün karısı: (içerden) Aaa eksik olma kocacığım, kirden her tarafım kaşınıyordu
    Karagöz: Gevezeliği bırak da hadi yürü (Karagözün karısı önde onun arkasında Karagözün oğlu Yaşar, en arkada da Karagöz perdeye gelirler) Hadi çal bakalım hamamın kapısını
    Karagözün karısı: Hamamcı hanımlar huuuuuu
    Ana kadın: (hamamın kapısından kafasını uzatır) Aaa buyurun hanım kızım safa geldiniz buyurun oturun
    Karagöz: (karısına fısıldayarak) Beni de unutma
    Karagözün karısı: Bana ne sen de gel
    Karagöz: hadi Yaşar girsene
    Yaşar: Bana ne annem beni kaynar suyla yıkar ben girmem (kaçar)
    Karagöz: Benim oğlan kaçtı, karı içeri girdi, ben burda kaldım ben de hamamın kapısının önünde oturur içeriyi dinlerim (oturur, hamamın içinden çalgı sesleri gelir)
    Ana kadın: (içerden) Hadi bakalım kızlar, hamamımızın açılmasının şerefine kemanlar çıksın, defler çalınsın, göbecikler atılsın, haydiiii bir recalim varrrrrrr (hep birden) Kime kimeeee kızlarımızın şerefinee ya heyyyyyy
    Sazlar çalar, çengiler oynamaya başlar

    Yaz bahar olunca leylim şen olur dağlar hey
    Açılır lalesi aman güzel hisarın
    Karagöz: (içerde sazlar çalınırken bir taraftan oynar bir taraftan kendi kendine söylenir) Ben bu hamama girmeliyim ama nasıl? Ben en iyisi gidip evden merdiveni alayım, hamamın damına çıkıp ordan içeriyi seyrederim. (gider merdiveni getirir, hamam dayar yukarı çıkarak içeriyi seyretmeye başlar) Ooo içerde çalgılar, göbekler gırla gidiyor (karagözün oğlu gelip merdiveni alır götürür) bu böyle olmaz ben de girerim bu hamama (merdivenden inmek için aşağı merdivene bakar ki merdiven yerinde yoktur) eyvah! merdiven gitmiş, ne yapayım ben de tepeden atlar girerim içeri (yukardan hamamın içine atlar, içerde bağırışlar)
    Ana kadın: (içerden, bağırarak) Aamanınnn can kurtaran yok mu, kubbeden içeri bi ayı düştü
    Karagöz: Ayı babandır
    Tuzsuz Deli Bekir şarkı söyleyerek gelir

    Nice sevmeyeyim dostlar bir acayip dili var
    Yanağında gül açılmış etrafında hâli var
    Tuzsuz: Eyyy gidi felek beeeeeeee, eyy gidi feleekkk
    (NOT: Hamamın içi kalabalıktır, erkekler tarafından kadınlar tarafına yol vardır, ana kadın erkekler tarafından kadınlar tarafına adam almıştır, karagözün hamam musallat olması bu işi ortaya çıkarmak içindir, Tuzsuz nâra atınca içerisi karmakarışık olur)
    Tuzsuz: Nedir bu gürültü hamamın içinde be? Ne halt ediyorsunuz hamamın içinde çıkın dışarı be
    Karagöz: Eyvah şimdi hapı yuttuk (içerden iki çelebi beberuhi çıplak olarak dışarı çıkarlar)
    Tuzsuz: (1. çelebiye) Ne işin var kadınlar hamamında senin?
    Çelebi: Ben ordan çıkmadım
    Tuzsuz: Ya nerden çıktın?
    Çelebi: ben erkekler tarafında yıkanırken çıkın dışarı diye bir ses duydum ondan çıktım
    Tuzsuz: Defol (çelebi gider, Tuzsuz diğer çelebiye) Ya sen de mi böyle fırladın he?
    2.Çelebi: (titreyerek) Eeeevvet efendim
    Tuzsuz: Defol (beberuhiye döner) Ya sen nerden fırladın?
    Beberuhi: Ha ha ben atladım kaçtım sarhoş amcaa
    Tuzsuz: Defol (beberuhi gider)
    Karagöz: Eyvah sıra bana geldi
    Tuzsuz: ben gidip şu hamamı yıkayım bu ne rezalettir
    Karagöz: Aman etme , içerde benim pırtılar var
    Tuzsuz: Vay Karagöz senin burda işin ne?
    Karagöz: (titreyerek) Şeeyy şeyy şey oldu da
    Tuzsuz: Söyle herif ne oldu?
    Karagöz: Benim karıyla hamama gittik de
    Tuzsuz: Kadınlar tarafına mı?
    Karagöz: Hayır, benim karı girdikten sonra ben çıktım
    Tuzsuz: Ulan utanmaz herif şimdi sen de buradan çıktın, bana maval mı okuyorsun, bana adıyla sanıyla Tuzsuz Deli Bekir derler ben kül yutmam
    Karagöz: Sen zaten kıvılcım yutmuşsun ateş püskürüyorsun
    Tuzsuz: Çabuk söyle senin kadınlar hamamında ne işin vardı?
    Karagöz: Hamamın içinde bir ses işittim, çalgılar, köçekler, göbekleri yaheyler, vur patlasın çal oynasın. İçerde ne oluyor diye merdivenle hamamın üstüne çıktım, bir de içeri baktım ki ne göreyim?
    Tuzsuz: Ne gördün çabuk söyle
    Karagöz: Göbek taşının üstünde çalgılar çalıyor, erkekli dişili bir oyun bir oyun
    Tuzsuz: Eeee?
    Karagöz: Bu kepazeliğe dayanamadım, hiddetim galeyana geldi, tepe camını kırdım, küt diye içeri düştüm. Sen nârayı basınca cascavlar fırladım
    Tuzsuz: Şimdi göbek taşının üstünde rakılar duruyor mu?
    Karagöz: Ne gezer, sen nârayı atınca içerde ne kadar karı varsa herşeyi toplayıp arka kapıdan zamkinos
    Tuzsuz: Demek bu hamamın bir de arka kapısı var öyle mi, dur bakalım içeri gireyim kalmış rakı meze varmı (girer)
    Karagöz: Ben de girip pırtılarımı alayım (girer, giyinik olarak çıkar) Tuzsuz arkadan savuşmuş, ben de şu kepazelik kaynağı hamamı ateşe vereyim, bakalım nasıl tutuşacak (hamamı ateşler yakar)
    Hacıvat: (gelir) Aman Karagöz kim yaktı bu hamamı?
    Karagöz: O hamam değil rezalet yuvası ben de verdim ateşi temizledim
    Hacıvat: Öyleyse Karagözüm geçmiş ola
    Karagöz: Allah layığını versin (vurur)
    Hacıvat: Hoş olsun külhani, yıktın perdeyi eyledin viran varayım sahibine haber vereyim heman
    Karagöz: Hoş olsun kel Hacıvat, tez kurtuldun elimden, bir daha elime geçersen baka sana neler ederim. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola. İnşallah yarın akşam oyununda sizleri yine beklerim. (seyirciyi selamlayarak çıkar, ışığın sönmesiyle oyun biter)

    Not:Önemli olan oyunu yazılı olduğu şekliyle ezberleyip oynatmak değildir. Önemli olan karagöz oyunlarının en temel özelliği olan doğaçlama geleneğini kullanarak oyunun temel örgüsünü bozmadan uygun yerlerine güncel espriler ve motifler ekleyerek ilgi çeker bir hale getirmektir. Bu metinde örnek olarak kullanılmış olan müzikler de değiştirilip seyircinin ilgisini çekebilecek güncel müzikler kullanılabilir, ancak kullanılacak müziğin ilgili tiplemelerin genel karakteristiğine uygun olması gerekir.

    Karagözün Çifte hamamlar oyunu Mehmet Muhittin Sevilen (Hayâlî Küçük Ali) tarafından yazılan Milli Eğitim basımevi tarafından 1969 yılında basılan KARAGÖZ adlı kitaptan alınmıştır.

  10. Mineli
    Devamlı Üye
    KANLI KAVAK
    Tasvirler
    Karagöz
    Hacıvat
    Çarpık Karagöz
    Çarpık Hacıvat
    Aşık Hasan
    Muslu
    Cin
    Bayram Ağa
    Ramazan Ağa
    Kavak Ağacı

    Nâreke zırıltısı ve tef velvelesi ile göstermelik kalkar, Hacıvat semai söyleyerek gelir
    Semai: Makam Ferahnak
    Sözü canları bağışlar

    Şarkı bittikten sonra Hacıvat perde gazelini okur, perde gazeli bittikten sonra devamla;
    Hacıvat: Huzuru haziran cemiyeti irfan vakt-i safayı merdan, laindir dinsizdir münafıktır şeytan, şeytanın dinsizliğine, rahmanın birliğine, bizi seyre gelen dostların sağlığına, ne olur şu dört köşe perdede bana da bir arkadaş olsa, eli temiz, yüzü temiz, sözleri tatlı
    Karagöz: (penceresinden) Hoş geldin ıspanak suratlı
    Hacıvat: Bir yâri vefaşiarım olsa, şu dört köşe perde üzre ayak bassa, o söylese ben dinlesem, haddim olmayarak bendeniz söylesem, bizi seyreden dostlar da sefayab olsa, diyelim işimizi mevlam rast getire ah bana bir eğlence medetttttt
    Karagöz: (içerden) geliyorum, geliyorum
    Hacıvat: Aman bana bir eğlenceeee
    Karagöz: (aşağıya tlar, boğuşurlarken) Dur Hacıvat şaka yaptım
    Hacıvat: Bırak birader sakalımı yoldun (kaçar)
    Karagöz: (yerde sırt üstü yatar) Off amann, öldüm bayıldım, eski hasırlar gibi yerlere yayıldım (ayağa kalkar) seni gidi utanmaz arlanmaz, bacası çökmüş, çatısı yıkılmış, kiremidi kalmamış çingene mutfağı kıyafetli adam seni, hele bir daha gel bak
    Hacıvat: (gelir) Vay Karagözüm, maşallah maşallah akşamı şerifler hayır olsun
    Karagöz: Senin de silsileni sansarlar boğsun
    Hacıvat: (kızgın) Bak Karagöz böyle gelir gelmez bana vurmaya hakkın yok
    Karagöz: Sen de şu yumruğu al da burnuna sok (vurur)
    Hacıvat: A birader, ben şuraya gelir gelmez bir vaveyladır koptu
    Karagöz: Nerden koptu?
    Hacıvat: Ne?
    Karagöz: O mor leylak
    Hacıvat: Bak Karagözüm bu akşam mübarek Ramazanın on sekizinci gecesi, cenabı hak cemil cümlemizi çok senelere yetiştirsin
    Karagöz: Amin
    Hacıvat: Sen davul çalmasını bilir misin?
    Karagöz: Haydi doğru hapise
    Hacıvat: Ne hapsi Karagözüm?
    Karagöz: Bekçinin davulunu çalayım da, polisler yakalasın öyle mi?
    Hacıvat: Yani Karagözüm ramazan davulcularının çaldığı gibi?
    Karagöz: Haaa! Onu yaparım
    Hacıvat: Davulun var mı?
    Karagöz: Var ya
    Hacıvat: Hadi al da gel
    Karagöz: Ne olacak?
    Hacıvat: Mahalle mahalle dolaşırız, sen davul çalarsın, ben de maniler söylerim, beş on kuruş para kazanırız, haydi git de davulunu al
    Karagöz: Olur (eve girer) Yahuuuu
    Karagözün Karısı: (içerden) Huuu
    Karagöz: (içerden) Şu davulu ver
    Karagözün Karısı: (içerden) Aaa, ben onu kırdım, kasnağınla su ısıttım, çocuğun bezlerini yıkadım
    Karagöz: (içerden) İyi halt ettin
    Karagözün Karısı: (içerden) Ne yapacaktın davulu?
    Karagöz: (içerden) Hacıvatla sokaklarda mani söyleyip para kazanacaktık, sana da fistanlık alacaktım
    Karagözün Karısı: (içerden) Öyleyse şaka söyledim, kömürlükte duruyor, git de al
    Karagöz: Haa şöyle (davulla meydana gelir) Geldim Hacıvat
    Hacıvat: Hadi Karagözüm, şurdan aşağı mahalleye gidelim, gel benimle (birkaç kere giderler gelirler)
    Karagöz: Daha gidecek miyiz, yoruldum be (yere oturur)
    Hacıvat: Kalk Karagözüm işte geldik, haydi başla çalmaya
    Karagöz: (hem söyler, hem çalar) Güm be de güm güm, güm bede güm güm
    Hacıvat: Size geldim size geldim
    İnci mercan dize geldim
    Karagöz: (çalar)
    Hacıvat: Benim güzel komşularım
    Arzulayıp size geldim
    Karagöz: (hem söyler, hem çalar) Güm be de güm güm, güm bede güm güm
    Hacıvat: Başta sarık büklüm büklüm
    Sırtımda davuldur yüküm
    Benim güzel komşularım
    Hele selamın aleyküm
    Karagöz: Aleyküm selam, güm bede güm güm
    Hacıvat: Merdane beyim merdane
    Altın saatler gerdane
    Benim beyimi sorarsanız
    Semt ü civarda bir tane
    Karagöz: Güm be de güm güm, güm bede güm güm
    Hacıvat: Yeni cami direk ister
    Söylemeye yürek ister
    Benim karnım toktur amma
    Arkadaşım börek ister
    Karagöz: Amin Hacıvat aminn güm bede güm güm, güm bede güm güm
    Hacıvat: Havaya attım fişeği
    Döndü dolaştı köşeyi
    Arkadaşımı sorarsanız
    Paçacının kör eşeği
    Karagöz: Bunda halt ettin, tokmak kafana geliyor haaa
    Hacıvat: Aman Karagöz çal, bak hanımlar gülüyor
    Karagöz: Ben eşek olduktan sonra herkes güler
    Hacıvat: Canım sen aldırma çalmana bak
    Karagöz: Bir daha böyle halt karıştırma tepelerim haaa Güm be de güm güm, güm bede güm güm
    Hacıvat: Kağıttan fener yaparım
    Daracık sokaklara saparım
    Arkadaşım ayı olmuş
    Burnuna halka takarım
    Karagöz: (kızgın) Kerata halkayı babanın burnuna tak, şimdi kafana tokmak geliyor haaa
    Hacıvat: Sen çal canım. Bak herkes gülüyor, çal sen çal
    Karagöz: Olur. (çalar) Güm be de güm bede güm
    Hacıvat: Şekerim var ezilecek
    Tülbentlerden süzülecek
    Bekletmeyin iki gözüm,
    Çok yerim var gezilecek
    Karagöz: (hem söyler, hem çalar) Güm be de güm güm be de güm
    Hacıvat: Ayna camlar açılır
    Çil paralar saçılır
    Beyimin gönlü olunca
    Kesenin ağzı açılır
    Karagöz: Açılırrrrr.. Güm be de güm güm, güm be de güm güm
    Zenne: (içerden) Bekçi baba biraz gelirmisiniz
    Hacıvat: Geleyim efendim (gider)
    Zenne: (içerden) Alınız şu parayı, size layık değil ama kusura bakmayınız
    Hacıvat: Aman efendim, ne zahmet ne zahmet
    Karagöz: Parayı alıyor, bir de kedi gibi ne zahmet ne zahmet diyor.
    Hacıvat: Bahşişim aldım bergüzar
    Sizleri eylemem inkar
    Veren eller dert görmesin
    Hak bereket versin settar
    Hacıvat: Ben söyledim bahşişimi aldım, sen de söyle sen de al (gider)
    Karagöz: Şey Hacıvat Gitti kerata (çalar) Güm be de güm güm, güm be de güm güm
    Dizimde derman bitti
    Kargalar başıma etti
    O sahtekar Hacıvat
    Bana para vermeden gitti
    Güm be de güm güm, güm be de güm gümmmm.
    Zenne: (içerden) Bana bak davulcu, başımız ağrıyor, git başka yerde çal
    Karagöz: Hacıvat paraları aldı, savuştu gitti, bana metelik vermedi
    Zenne: (içerden) Sen ne istiyorsun?
    Karagöz: Bana da para verin
    Zenne: (içerden) Ahçıbaşı o bulaşık tenceresini getir, şunun kafasına dök de gitsin
    Karagöz: Hay inayetinizle yerin dibine geçin (gider)
    Aşağıdaki türkü söylenirken perdenin ortasına kavak ağacı konur
    Esirin oldum ey zülfü kemedim

    Karagöz: Aman kolum kanadım, başım gözüm vay vay vay
    Hacıvat: (gelir) Ne oldun Karagözüm?
    Karagöz: (ayağa kalkarak) Bu ağacı buraya kim dikmiş?
    Hacıvat: Ne oldu?
    Karagöz: Ne olacak, atlayım dedim, üstüne düştüm, az daha kafam patlayacaktı
    Hacıvat: Bunun adına kanlı kavak derler, bu ağaç Serez’le Selanik arasında netameli bir ağaçtır, bunun altından çifte gelen tek gider, tek gelen hiç gider, sen bunun altında çok dolaşma, sonra karışmam (gider)
    Karagöz: Hay uydurukçu herif hay, bir alay yalanları uydurdu gitti (ağaca bakarak) Oooo Burada bir çeşme var. Şundan bir su içeyim. (ağzını çeşmeye yanaştırıken başına vururlar) Aman kafama kim vurdu? (arkasına ve yukarıya bakarak) burda kimseler de yok. Lakin kafama kim vurdu? Belki çocuklar taş atmışlardır. Çeşmenin suyu da soğukmuş, hele biraz daha içeyim.
    Karagöz: (tam su içerken vururlar) Ay aman gene vurdular, neme lazım buradan savuşmalı, Hacıvat buralarda durma demişti (gider)
    Aşık Hasan oğlu Muslu ile aşağıdaki türküyü söyleyerek gelirler
    Makam: Beyâti
    Mor menekşe boynun eğmiş
    Aşık Hasan: Bana bak oğlum Muslu, öyle bir yere geldik ki, buradan çift gelen tek gider, tek gelen hiç gider. Sen şöyle önüme geç oğlum.
    Muslu: Babacığım arkanızdan geliyorum, hiç küçükler büyüğünün önüne geçer mi?
    Aşık Hasan: Sen şimdi beni dinle geç önüme, burası bir netameli yerdir, sonra seni çalarlar (cin gelir Muslu’yu götürür)
    Aşik Hasan: Haydi oglum geç önüme, oglum Muslu
    Karagöz: (pencereden) Hey hemşehri, burada musluk yok, şurada çeşme var, orada takili musluk (çekilir)
    Aşik Hasan: Ah zalim Kavak, budagin kirilsin, yapraklarin solsun, oglum Muslu
    Karagöz: (pencereden) Baba burada musluk falan yok
    Aşik Hasan: Musluk degil, benim oglumun adi Muslu, bu zalim kavak oglumu aldi gitti benim cigerimi, dagladi
    Karagöz: Yaaa? Demek bu kantaronlu kavagin hirsizligi da var ha?
    Aşik Hasan: Sazimla şu zalim kavaga yalvarayim, belki insafa gelir de oglumu bana bagişlar.
    Saz divan havasi çalar
    Hak dost
    Vurma zalim nişterin, lokmana dünya kalmadi,
    Şah-i alem hem veli süleymana dünya kalmadi
    Hak dost:
    Kirilsin dallarin yapraklarin hazan olsun,
    Zalim kavak nittin benim muslumu
    Kavak:
    Niçin feryad edersin aşik hasan
    Nidelim senin muslunu be hey avanak
    Aşik Hasan:
    Hak dost:
    Tutar seni intizarim, kurur dalin budagin
    Zalim kavak nittin benim muslumu
    Kavak:
    Intizar etme aşik, bende oglun yok
    Var yürü git altimdan bende muslun yoktur
    (Cin Muslu’yu getirir)
    Aşik Hasan: Ah oglum Muslum nerelerdesin acep?
    Muslu: Buradayim baba
    Aşik Hasan: Oglum nerdesin, geç önüme
    Muslu: Peki babacigim (önüne geçer)
    Aşik Hasan: nerelere gittin oglum?
    Muslu: Beni götürdüler şeker verdiler, şerbet verdiler, tekrar buraya getirdiler
    Aşik Hasan: Haydi oglum buralardan gidelim
    (Türkü söyleyerek giderler)
    Senin yazın kışa benzer
    Karagöz: Ey kantaronlu kavak, sen adamin muslugunu çalarsin, benim de enseme konarsin. (yilan dallar arasindan; dizssssttttt) (karagöz korkar) kişş kişşş Aaaaa Gitmiyor. Ben sana şimdi gösteririm. Şurada bacanin üstündeki leylegi getiririm sen görürsün (gider, leylekle gelir) göreyim seni akbaba, şunu becer (leylek uçar, yilani yakalr, biraz boguşurlar, gagasina alir, uçar gider) Seni gidi muzur hayvan seni, haydi ugurlar olsun, gelelim şimdi kantoronlu kavak sana, seni kökünden keser kişin yakarim (yukardan cin gelir, Karagöz’ü kapar götürür, çarpık olarak geri getirir bırakır gider) Oh çabuk kurtuldum elinden, ne acaip şeymiş o, ama benim kollarım oynamıyor (başını eğip kendine bakarak ağlar) Eyvahhh ben çarpılmışım, Ay Hacıvat geliyor.
    Hacıvat: Karagöz, bu halin ne?
    Karagöz: Sorma Hacıvat sorma, bir zırıltı geldi beni aldı götürdü, işte bu hâle koydu
    Hacıvat: Ben sana demedim mi buralarda dolaşma diye, bu ağaca ilişme diye, var hâlini gör
    Karagöz: Kuzum Hacıvat bana bir çare bul
    Hacıvat: Öğütle uslanmayanı tekdir ederler, tekdirle de uslanmazsa döverler. Benim öğüdümü tutmadın dayak yedin
    Karagöz: Kuzum Hacıvat bana bir çare bul
    Hacıvat: Gene senin bu haline acıdım, ben dua ederim sen yalnız amin de, başka lakırdı karıştırma
    Karagöz: Olur karıştırmam, yalnız amin derim, haydi amin amiiinnnn
    Hacıvat: (Makam ile) El-cinni, melâcinni, Amin desene Karagöz
    Karagöz: Amin aminnn
    Hacıvat: El cinni, melâcinni, kör cinni Amin deee
    Karagöz: Amin topal cinnii
    Hacıvat: Aman birader, sen yalnız amin de başka lakırdı karıştırma
    Karagöz: Karıştırmam, yalnız amin
    Hacıvat: Estane, mestane, kuzu kuzu kestane
    Karagöz: Amin, kuzu kebabı şamfıstıkk
    Hacıvat: Aman Karagözüm başka lakırdı karıştırma, sonra cinler kızarlar, beni de senin gibi yaparlar
    Karagöz: (hafif sesle) İnşallahh! Amin aminnn
    Hacıvat: Ne dedin?
    Karagöz: Amin dedim amin
    Hacıvat: El cinni, mela cinni, kör cinni, estane mestane kuru kuzu kestane
    Karagöz: Amin, amin, kabak çekirdeği, sarı leblebi amiinn
    Hacıvat: Aman Karagöz başka lakırdı karıştırma, cinler kızarlar, beni de senin gibi yaparlar, sonra ben ne yaparım
    Karagöz: Karıştırmam, daha beter olursun inşallah, amin aminnnn
    Hacıvat: Gene ağzında bir şeyler dolaşıyor?
    Karagöz: Bir şey yok, amin diyorum aminnn
    Hacıvat: El cinni, mela cinni, kör cinni, estane mestaneeee
    Karagöz: Şu herifi de götür cinni, aminn aminnn
    (Cin gelir Hacıvat’ı götürür, çarpık bir halde geri getirir)
    Karagöz: (gülerek) Ha haayyy, aman Hacı cav cav kuyu çengeline dönmüşsün
    Hacıvat: Sahi mi? (kendine bakarak) Eyvahh, ben ne olmuşum?
    Karagöz: Gülme komşuna gelir başına
    Hacıvat: Ben sana demedim mi aminden başka lakırdı karıştırma diye, senin yüzünden bakar mısın ne hale geldim
    Karagöz: (hafif sesle) Daha beter ol inşallah
    Hacıvat: Ne dedin?
    Karagöz: Allah beterinden saklasın dedim
    Hacıvat: Cinlere yalvaralım, bizi bağışlasın eski halimize koysun
    Karagöz: Yalvaralım Hacıvat
    Hacıvat: Hadi sen amin de
    Karagöz: Olur, amin
    Hacıvat: El cinnii, mela cinnnii
    Karagöz: Amin aminnn
    Hacıvat: Gel cinniii, bizi eski halimize koy cinnii
    Karagöz: Amin, amin
    (Cin gelir, Hacıvat’ı alır gider, eski halien kor getirir)
    Hacıvat: Ohhhhhh! Çok şükür düzeldim, buralardan savuşayım (giderken)
    Karagöz: Aman Hacıvat beni unuttun, gel savuşma, ben senin arkadaşın değil miyim? Beni de kurtar
    Hacıvat: Senin cezandır çek, öğüt dinlemeyenin hali budur işte
    Karagöz: (yalvarırcasına) Bir daha dinlerim, kuzum beni de kurtar
    Hacıvat: Bir daha bana el kaldırmayacağına söz ver bakayım
    Karagöz: Tekme dururken el kaldırmam
    Hacıvat: Ne dedin?
    Karagöz: Kaldırmam dedim
    Hacıvat: Hadi amin de öyleyse
    Karagöz: Olur amin aminnn
    Hacıvat: El cinniii, mela cinnniii
    Karagöz: Amin aminn, çabuk gel cinniii
    Hacıvat: Estaneee mestaneeee
    Karagöz: Amin aminnnn
    (Cin gelir, Karagöz’ü yukarı kaldırır, perdenin biraz yukarısında durur)
    Karagöz: Aman Hacıvat, burda kaldık hadi dua et
    Hacıvat: Ne yapalım dua bitti
    Karagöz: Şuradan aktardan on paralık daha al
    Hacıvat: Aktar dua satar mı hiç?
    Karagöz: Kuzum Hacıvat duaya başla
    Hacıvat: Estanee mestaneeeee
    Karagöz: Amin aminnnnn (cin Karagöz’ü götürür, eski halinde getirir, bırakır gider)
    Hacıvat: Hadi Karagözüm geçmiş olsun
    Karagöz: Allah müstehakını versin (vurur)
    Hacıvat: Yaaa Karagöz, iyiliğe karşı kemlik haa?
    Karagöz: Bugün de yarın da, (tokat atar Hacıvat gider) Ey kantoronlu kavak, ben de senin kökünü kurutmazsam bana da Karagöz demesinler (eve girer) Yahuuu
    Karagözün Karısı: (içerden) Huuu
    Karagöz: (içerden) Benim bir eski baltam vardı şunu ver bakalım
    Karagözün Karısı: (içerden) Ne yapacaksın?
    Karagöz: (içerden) Sana kışlık odun getireceğim (baltayla gelir) Sen şimdi görürsün kantoronlu kavak (ağaca çıkar türkü söyleyerek ağacı kesmeye başlar)
    Türkü
    Kavakta turna sesi var
    (Karagöz ağacın tüm dallarını keser, son bir dalın üzerine oturur, keserken Hacıvat gelir)
    Hacıvat: Aman Karagöz oturduğun dalı kesiyorsun, düşersin kafan gözün patlar
    Karagöz: Sen karışma, defol oradan, şimdi kafana baltayı atarım
    Hacıvat: Yazıklar olsun, güzelim ağacı kesmişsin, elin ayağın kesilsin (gider)
    Karagöz: Nasıl! Bizi çarpar mı, ben de onu parçalayayım da görsün (ağaca baltayı vurunca dalla beraber aşağı düşer) vay kafam vayyyy
    (Korucu Arnavut Bayram ağa gelir)
    Bayram Ağa: More çim çesmiştir bu kavaği?
    Karagöz: (baltayı arkasına saklar) Ne bileyim ben
    Bayram Ağa: Tü allah belasını versin, morey dogru süle çim çesmiştir bu kavayi
    Karagöz: Görmedim ben
    Bayram Ağa: Sen ne yaparsin burda brey
    Karagöz: Ben yolcuyum işime gidiyorum
    Bayram Ağa: Ne var o elinde?
    Karagöz: Çubuk Çubuk
    Bayram Ağa: Ver bana onu bir çekeyim bre
    Karagöz: Delikleri tıkalı
    Bayram Ağa: Dogru söyle morey nedir o elindeki
    Karagöz: Kaval kaval
    Bayram Ağa: Ver onu bir çalayım
    Karagöz: Çatlak çatlak
    Bayram Ağa: (arkadaşı Ramazan ağaya seslenir) Ho more Ramazan
    Ramazan Ağa: (karagözün arkasından gelir) Ne var more bayram
    Karagöz: (arkasına bakarak) Eyvah arnavutlar ikileşti, şimdi ne halt etmeli?
    Bayram Ağa: Ne var bu adamın elinde?
    Ramazan Ağa: Balta more kardaş, balta
    Karagöz: (kendi kendine) Eyvah şimdi hapı yuttuk
    Bayram Ağa: Demek sen çestin bu kavayi
    Karagöz: Hayır ben kesmedim bu balta kesmiş
    Bayram Ağa: Tüü allah mustehakını versin bee
    Karagöz: Tükürme suratıma be
    Bayram Ağa: Ho more Ramazan, ne yapalım bu adamı?
    Ramazan Ağa: Yakalım more yakalım
    Bayram Ağa: Yazıktır more yazıktır
    Karagöz: Yazıktır yaa
    Bayram Ağa: Yazıktır more, bunu keselim, elindeki balta ile keselim
    Ramazan Ağa: Yazıktır more kardaş
    Karagöz: Yaa yazıktır
    Bayram Ağa: Asalım bunu asalım
    Karagöz: Hoppalaaa, beni öldürmek için münakaşa yapıyorlar
    Ramazan Ağa: Yazıktır more kardaş yazıktır
    Karagöz: Yazıktır yaa
    Ramazan Ağa: Bunu kuyuya atalım
    Bayram Ağa: Olmaz olmaz, kuyu lazımdır, bağlayalım bir ağaca üzerine biraz bal sürelim bırakalım
    Karagöz: Eyvah suratımı arılara sineklere yedirecekler
    Ramazan Ağa: Yazıktır more yazıktır
    Karagöz: (kendi kendine) Vay köpoğlu herifler, insanı çeşit çeşit öldürüyorlar
    Ramazan Ağa: Bunun ayaklarına yüz sopa vuralım
    Bayram Ağa: Vuralım more (karagöze) bırak elindeki baltayı, yat aşağıya
    (Karagözü yatırırlar, ayaklarını kaldırırlar, bir tutar biri de vurmaya başlar)
    Bayram Ağa: Bir imiş, iki imiş
    Karagöz: Yavaş vurun be, hay elleriniz kırılsın
    Ramazan Ağa: Nasıl, çeser misin kavayi (vurur) bir imiş, iki imiş üç imiş, dört, beş
    Karagöz: (ağlamaklı) Vay ayacıklarım vay, yavaş vurun be
    Bayram Ağa: More Ramazan kaç oldu bire?
    Ramazan Ağa: Bilmem unuttum
    Bayram Ağa: (vurur) Baştan bir imiş, iki imiş, altı, yedi, yirmi, otuz
    Karagöz: herif hesabı şaşırdı
    Bayram Ağa: More şaşırdım kaç idi?
    Karagöz: Otuzdu otuz
    Ramazan Ağa: More ben de unuttum
    Bayram Ağa: (vurur) Baştan bir imiş, iki imiş, üç, dört, elli, altmış
    Karagöz: Ha bitiyor
    Bayram Ağa: Yetmiş, seksen, doksan
    Karagöz: Ha bitiyor haaa
    Bayram Ağa: More Ramazan ben şaşırdım, kaç idi?
    Ramazan Ağa: More ben de unuttum
    Bayram Ağa: (vurur) Baştan bir imiş, iki, üç
    Karagöz: Eyvah bu herifler beni sabaha kadar dövecekler
    Bayram Ağa: (vurur) Yedi, sekiz, altmış, doksan, doksansekiz, doksandokuz
    Karagöz: Ha bir tane kaldı
    Bayram Ağa: More Ramazan kaç idi?
    Karagöz: Eyvah gene baştan başlayacaklar (ağlamaklı) vay ayacıklarım vay
    Ramazan Ağa: More kardaş yeter bu kadar dayak
    Karagöz: Hay allah razı olsun
    Ramazan Ağa: Takalım boynuna bir ip sokak sokak dolaştıralım herkes suratına tükürsün
    Karagöz: Hay inayetinle yerin dibine gir
    (Karagözün boynuna bir ip takarlar, perdede dolaştırırlar, birkaç kere dolaştırdıktan sonra Karagöz ellerinden kurtulur)
    Karagöz: Oh be ellerinden zor kurtuldum, şimdi bu dalları eve taşıyayım, kışın yakarız (bir dal omuzlar eve götürür) Yahuu, al bakalım sana kışlık odun getirdim
    Karagözün Karısı: (içerden) Aaaa! Bu yaş ağacı neden kestin? Allahtan korkmadın mı?
    Karagöz: (içerden) Nene gerek kışın ısınırız
    Karagözün Karısı: (içerden) Ben allahtan korkarım, yaş ağacı yakamam, götür başkasına ver (karagöz perdeye gelir)
    Hacıvat: (perdeye gelerek) Ne yaptın bunun dallarını?
    Karagöz: Sen şunu tut, bana yardım et, bizim eve götürelim (ikisi birlikte ağacı tutarlar, sallaya sallaya yerinden sökerler, Ağaçla beraber Hacıvat Karagözün üzerine düşer, karagöz ağacın altında kalır)
    Karagöz: Aman Hacıvat, kaldır şu ağacı, altında kaldım
    Hacıvat: Dur bakayım (ağacı tekrar kaldırılar, bu defa hacıvatın üzerine düşer) Aman birader altında kaldım, eziliyorum
    Karagöz: Geber kerata
    Hacıvat: Aman birader kaldır (Kaldırırlar, karagöz ağacı omuzlayıp eve götürür gelir)
    Karagöz: Başka bir şey kaldı mı (yere bakar)
    Hacıvat: Yaa karagöz işte yaş ağaca balta vuranın hali böyle olur, aman karagözüm nedir bu işler
    Karagöz: Kafanı kırsın geyiklerle keşişler
    Hacıvat: Aman birader bana ne vurursun elin kırılsın
    Karagöz: Ekler kenetler yine yapıştırırım
    Hacıvat: Hoş olsun külhani yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim heman
    Karagöz: Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola, ey hacı cav cav bir dahaki oyunda yakan elime geçerse vayyy haline
    (Işık söner, oyun biter)
    Not:Önemli olan oyunu yazılı olduğu şekliyle ezberleyip oynatmak değildir. Önemli olan karagöz oyunlarının en temel özelliği olan doğaçlama geleneğini kullanarak oyunun temel örgüsünü bozmadan uygun yerlerine güncel espriler ve motifler ekleyerek ilgi çeker bir hale getirmektir. Bu metinde örnek olarak kullanılmış olan müzikler de değiştirilip seyircinin ilgisini çekebilecek güncel müzikler kullanılabilir, ancak kullanılacak müziğin ilgili tiplemelerin genel karakteristiğine uygun olması gerekir.

    Karagözün kanlı kavak oyunu Mehmet Muhittin Sevilen (Hayâlî Küçük Ali) tarafından yazılan Milli Eğitim basımevi tarafından 1969 yılında basılan KARAGÖZ adlı kitaptan alınmıştır.

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu


karagöz hacivat ve tuzsuz deli bekir konuşmaları,  hacivat ve karagöz konuşmaları,  karagöz ve hacivat tımarhane oyunu,  karagöz ve hacivat konuşmaları