+ Yorum Gönder
Frmacil İslamiyet ve Hadisler Forumunda Peygamber Efendimizin Sahih Hadisleri Ve Sahih Hadis Yorumları Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Mine
    Bayan Üye

    Peygamber Efendimizin Sahih Hadisleri Ve Sahih Hadis Yorumları








    Peygamber Efendimizin Sahih Hadisleri Ve Sahih Yorumları hakkında bilgi

    Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz,nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz,nasıl dirilirseniz öylece haşr olunursunuz



    Bir insanın hayat tarzı, onun şuuraltını oluşturur. Bu nedenle, o insanın bir ömür boyu bütün hayatında, ölümü esnasında ve kabirde Münker ve Nekire cevap verirken hep o şuuraltının izleri tezahür eder.

    Müslüman olarak ölmek, hakkımızdaki ilahi takdirin nasıl tecelli edeceğini bilemediğimizden dolayı

    belki elimizde değildir ama, bu yolda, yani müslüman olarak ölme yolunda olmak elimizdedir. Yoksa, Kuranı Kerimin ancak müslümanlar olarak ölünüz" emri " teklif-i mala yutak yani yerine
    getirilmesi mümkün olmayan bir teklif olurdu.

    Hayatını salih ameller kuşağında geçiren bir insanın son nefesinde imanla ruhunu teslim etmesi kaviyyen muhtemeldir. O halde, imanın gereklerini o derecede hayatımıza hayat kılmalıyızki aksi bir düşünce ve aksi bir hayat tarzı rüyalarımıza bile misafir olmasın. Allaha kavuşma arzusuyla yanıp tutuşalım ve hep bu inanç içerisinde yaşayalım.

    Unutmayalımki hadisin ifadesiyle Kim Allah'a kavuşmayı arzu ederse, Allah da ona kavuşmayı arzu eder

    ALLAH'IN RAHMETİ BEREKETİ VE SELAMI ÜZERİNİZE OLSUN








  2. Mine
    Bayan Üye





    Haya imandandır

    --------------------------------------------------------------------------------

    Edep, güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlak, haya, nezaket, zarafet gibi manalara gelir. Mesela terbiyeli çocuk, edepli çocuk demektir. Hadisi şerifte, (Evladınızı edepli, terbiyeli yetiştirin) buyuruluyor. Dinimiz, baştan başa edeptir. Edep, kulun kendisini Cenabı Hakkın iradesine tâbi kılması, güzel ahlaklı olmasıdır. Hadisi şerifte, (Sizin en iyiniz, ahlakı en güzel olandır) buyuruldu.

    Hz. Ömer, (Edep, ilimden önce gelir) buyurdu. Çok heybetli olmasına rağmen, edebinden, hayasından Resulullahın huzurunda çok yavaş konuşurdu. Peygamber efendimiz de, bir kimsenin yanında iki diz üzerine oturur, ona saygı olmak için mübarek bacağını dikip oturmazdı. Hadisi şerifte, (Resulullahın hayası, bakire İslam kızlarının hayasından çoktu) buyuruldu. (Buhari)

    İbni Mübarek hazretleri, (Bütün ilimleri bilenin eğer edebinde noksanlık varsa, onunla görüşmediğime üzülmem, bunu kayıp saymam. Fakat edepli ile görüşemesem üzülürüm) buyurdu

    Her zaman her yerde edepli, hayalı olmaya çalışmalıdır! Hadisi şerifte, (Hayasızlık insanı küfre düşürür) buyuruldu. Haya, bir binayı tutan direk gibidir. Direksiz binanın durması kolay olmadığı gibi, hayasız kimsenin de imanını muhafaza etmesi zordur.

    Hadisi şeriflerde buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâdan haya edin! Allah’tan haya eden, kötü düşünceden uzak durur, midesine girenleri kontrol eder, ölümü hatırlar.) [Tirmizi]

    (Haya, baştan başa hayırdır.) [Müslim]
    (Her dinin bir ahlakı vardır. İslamiyetin ahlakı da hayadır.) [İbni Mace]
    (Hayasız olan hep kötülük eder.) [İbni Mace]

    (Hayasız olan, emanete hıyanet eder, hain olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lanete uğrar, şeytan gibi olur.) [Deylemi]

    (Haya ile iman, ikiz kardeştir. Biri giderse diğeri de gider.) [Ebu Nuaym]
    (Mümin, ayıplamaz, lanet etmez, çirkin söz söylemez ve hayasız değildir.) [Tirmizi]

    (Haya imanın nizamıdır. Bir şeyin nizamı bozulunca, parçaları da bozulur.) [İ.Maverdi]
    (Haya imandandır. Hayasızın imanı yok demektir.) [İbni Hibban]

    (İnsan, salih iki komşusundan utandığı gibi, gece gündüz kendisiyle beraber olan yanındaki iki melekten de utanmalıdır!) [Beyheki]

    (Hayasızın dini olmaz ve hayasız kişi Cennete giremez.) [Deylemi]

    (Haya, iffet, dile hakim olmak ve akıl imandandır. Cimrilik, fuhuş, çirkin sözlü olmak ise hayasızlıktan ve münafıklıktandır.) [Beyheki]

    (İman çıplaktır, süsü haya, elbisesi takva, sermayesi fıkıh, meyvesi ameldir.) [Deylemi]
    (Haya insan olsaydı, salih biri, fuhuş insan olsaydı, kötü biri olurdu.) [Taberani]
    (Haya ile iman bir aradadır. Biri giderse, öteki de durmaz.) [Hakim]

    Dinimizde hayanın yeri çok mühimdir. Allahü teâlâdan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayasızlık da imanın zayıf olduğuna alamettir. Hadis-i şerifte, (Hayanın azlığı küfürdendir) buyuruldu. Hayasız kimse, zamanla küfre kadar gidebilir. Haya, imanın esasındandır. Hayası olan Allah’tan utandığı için günahtan çekinir. İnsanlardan utanmayan Allahtan da utanmaz. İnsanlardan utanarak günahı gizlemek de hayadandır. İnsanlardan utananın, Allahü teâlâdan da utandığı anlaşılır. Çünkü hadis-i şerifte, (Allahtan sakınan, insanlardan da sakınır) buyuruluyor. Hayasız olan mürüvvetsiz olur. Hz. Ebu Bekir, (Hayasız insan, halk içinde çıplak oturan gibidir) buyurdu.

    Kuranı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (İman edenler arasında kötülüğün, hayasızlığın yayılmasını isteyenler ve sevenler için dünyada da ahirette de elim bir azap vardır.) [Nur 19]

    Kadın erkek ilişkilerinde ve tuvalet için kullanılan kelimeleri aynen söylemek insanlığa uygun değildir, hayayı yok eder ve iyileri gücendirir. Böyle kelimeleri söylemek gerekince, açık olarak değil, kinaye olarak söylenir.

    Allahü teâlânın nimetinde, nimeti vereni görmeli, daima Onun huzurunda olduğunu düşünmeli, mesela otururken, yatarken edebe riayet etmelidir. Yerken, içerken, konuşurken, okurken, yazarken ve her çeşit iş yaparken, bütün bunların Allahü teâlânın kudretiyle yapıldığını, bütün işlerde Onun emrine uyup yasak ettiklerinden sakınmayı düşünmelidir. Böyle düşünmek çok üstün bir ibadettir.

    Mahrem konuları edeple sormak lazım
    Bir kız, mahrem konuları annesine sorar. O da bilmezse, annesine, (Babamdan öğren) der. Babası da bilmezse, babasının, bilen birisine sorması gerekir. Babası yoksa, ağabey, amca, dayı gibi mahrem akrabalarından öğrenir. Bunlar da öğrenip bildirmezse, o zaman mektupla veya telefonla, kendinden değil de, (Bir kadının muayyen hâli şu kadar devam edip kesilse, ne gerekir) şeklinde sormak daha uygun olur. Bir kadının kocası, bu bilgileri öğrenip hanımına anlatmazsa, kadın, en uygun bir yolla bunları öğrenebilir. Bilenlerden bu konuları edep dairesinde sorması ayıp olmaz.

    Hz. Esmanın Peygamber efendimize nasıl gusledileceğini sorarken utanması üzerine, Hz. Âişe validemiz, (Ensar kadınları ne iyidir; utanmaları, dinlerini öğrenmekten men etmiyor) buyurdu. (Buhari)
    Demek ki, ayıp olur diye kendisine farz olan bilgileri öğrenmemek yanlıştır. Peygamber efendimiz, mahrem konuları anlatırken, (Allahü teâlâ, hakkın anlatılmasından çekinmez) buyurmaktadır. (Tirmizi)
    Aynı anlamda âyeti kerime de vardır:
    (Allahü teâlâ, gerçeği söylemekten çekinmez.) [Ahzâb 53]




  3. Mine
    Bayan Üye
    İslâm Dîni, kadın hakları üzerinde titizlikle durmuş ve kadını, hiçbir nizâm ve sistemin veremediği müstesnâ bir makâma sâhib kılmıştır. Nitekim Cenâbı Hakk Kurânı Kerîminde

    Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. (50) buyurmuştur.

    Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz de erkekleri, kadınların hak ve hukûkunu gözetmeye dâvet etmekte ve bu konuda:

    Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâhdan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâhın bir emâneti olarak aldınız.(51) buyurmaktadır.

    Başka bir hadîsi şerîflerinde de:

    Sizin en hayırlınız, ehline (eşine ve çocuklarına) en hayırlı olanınızdır. Ve ben de ehline karşı en hayırlı olanınızım. (52) buyurur.

    Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, erkeklere, kadınlara dâimâ iyi davranmalarını tavsiye ederek:

    Müminlerin îmân bakımından en olgunu ve en hayırlısı, hanımına karşı en hayırlı olanıdır. (53) buyurmaktadır.

    Vedâ Haccındaki meşhûr hutbesinde Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:

    Ey insanlar! Kadınlar hakkında Allâhdan korkunuz! Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır. Kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır.buyurarak daha yedinci yüzyılda yüzyirmi dört bin müslüman hacı namzedine karşı, kadınların haklarını ilk olarak açıklamışlardır.

    Muâviye bin Hayde (r.a.) der ki; Rasûlullâh (s.a.v.)e:

    Ey Allâhın Peygamberi, bizim herhangi birimizin hanımının, kocası üzerindeki hakkı nedir?" dedim. Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki: "Yediğin gibi onu da yedirmek, giydiğin gibi onu da giydirmek ve yüzüne vurmamak, onu kötülememek, bir de darılıp ayrı yatmaya mecbûr kaldığında onu, ancak ev içinde yapmaktır." (54) Başka bir hadîsi şerîflerinde:

    Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara çirkin demeyin, fenâ söz söylemeyin! (55) buyurmuşlardır.

    Kadınlarla iyi geçinmek Kurânı Kerîmin emridir:

    Kadınlarınızla iyi geçinin; eğer onlardan hoşlanmadı iseniz bile!.. Olabilir ki bir şey, sizin hoşunuza gitmez de, Allâh onda bir çok hayır takdîr etmiş bulunur. (56)

    Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu konuda:

    Kadınlar hakkında birbirinize hayır tavsiye ediniz!" (57) buyurmaktadır. Kadınlara karşı daima hoşgörülü olmalıdır. Nitekim bir hadîsi şerîfte:

    Mümin bir erkek, mümin bir kadına kızıp darılmasın! Eğer onun bir huyundan hoşlanmazsa, öbüründen memnûn olabilir. (58) buyurulur.

    Bir insanın her işi ve her huyu hoşumuza gitmeyebilir. Fakat iyi niyetli ve ülfet edilir insan, kendi hanımında hoşuna gidecek nice meziyetler bulabilir. Onlarla kendisini memnûn ve mesûd edebilir. Bunun için ayıp aramaya değil, meziyet aramaya bakmalıdır. Zîrâ mârifet iltifâta tâbîdir. İltifatsız mârifet zâyîdir. (59)

    Dînimizde Kadın-Erkek Eşitliği:

    İslâm Dîni, kadın-erkek bütün insanların yaratılışta eşit olduğunu ilan ederek, kadını, insanlık şeref ve haysiyetine, gerçek benliğine ve kişiliğine kavuşturmuştur. Kurânı Kerîmde şöyle buyurulur:

    Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Sizi, sırf birbirinizle tanışmanız için büyük büyük cemiyetlere, küçük küçük kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki, sizin Allah nezdinde en şerefliniz takvaca en ileride olanınızdır. (60)

    Ey insanlar! Sizi bir tek candan yaratan, ondan da yine onun zevcesini vücûda getiren ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbinizden korkun! (61)

    Kurânı Kerîm, kadın ile erkek arasında hiçbir ayırım yapmamakta, her ikisine de aynı hak ve sorumlulukları yüklemektedir. Bununla ilgili olarak âyeti kerîmede: Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mü’min kadınlar, tâate devam eden erkekler ve tâate devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevâzî erkekler ve mütevâzî kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allâh’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfât hazırlamıştır. (62) buyurulur. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de:

    Şüphe yok ki, kadınlar erkeklerin dengi, benzeri ve tam bir eşidir. (63) buyurur.

    Diğer bir hadîsi şerîfte:

    Kadın-erkek bütün insanlar, tarak dişleri gibi birbirlerine eşittirler(64) buyurulur.



    Hz. Ömer r.a. bir gün Medînei Münevverede Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimizin minberine çıkıp cemâate hutbe îrâd etmiş, hutbesinde müslümânlara, evlenirken mehri azaltmalarını söylemişti. Kadın cemâatten uzun boylu bir hanım çıkıp:

    Ey Ömer, bunu söylemeğe hakkın yoktur!

    demiş ve Kurânı Kerîmden en-Nisâ sûresinin 20. ve 21. âyeti kerîmelerini delîl göstermişti. Bunun üzerine Halîfe:

    Allâh Allâh! Kadın, Ömer’le mübâhase etmiş ve onu susturmuş!. diyerek sözünü geri almıştı. (65)

    Yine Hz. Ömer (ra), halîfeliği esnasında kadınlarla istişârede bulunuyor, onların görüşlerini alıyordu. Hz. Ömer (r.a.), kızı Hz. Hafsa (r.anha)’ya, kadınların kocalarından ne kadar süre ayrı kalmaya sabredeceklerini sormuş, kızının Ona verdiği cevaba uygun olarak, bu süreyi dört ay olarak belirlemiştir. Ayrıca Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in Hz. Aişe (r.anhâ) hakkında:

    Dîninizin yarısını bu Hümeyrâdan öğreniniz! buyurması da dikkat çekicidir

    Bu örneklerden; kadın için aklî ve dînî yönden herhangi bir eksikliğin söz konusu olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Eğer böyle olsaydı, aklî yönden eksik olan bir varlığın, herhangi bir dînî sorumluluğunun olmaması gerekirdi. Oysa kadın ve erkek her müslümanın, Allâhın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak hususunda aynı derecede mükellef oldukları, âyet-i kerîmelerde açıkça belirtilmektedir (66)



    Dînî sorumluluk bakımından da erkekle kadın arasında eşitlik vardır. Kurânı Kerîmde:

    Mümin olduğu halde, erkek ve kadından kim bir takım sâlih amellerde bulunursa, işte bu gibiler cennete girerler ve zerre kadar zulmedilmezler (67)

    âyetiyle inanıp da iyi işler işleyen herkesin, erkek olsun kadın olsun, aynı şekilde mükâfâta kavuşacakları ve kendilerine en küçük bir haksızlığın yapılmayacağı belirtilmektedir

    Başka bir âyeti kerîmede de:

    Erkek ve kadın, mü’min olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız Ve mükâfâtlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeliyle veririz.. (68) buyurulur

    Bu âyeti kerîmede yüce Allâh, kadın-erkek ayırımı yapmadan, inanıp sâlih amel işleyenlere güzel bir hayat yaşatacağını müjdelemektedir

    İslâm dînine göre kadın ve erkek, birbirlerinin hak yoldaki yardımcısı ve destekleyicisidirler. Birbirlerini Allah yolunda ilerlemeye teşvik ederek, yaratılışlarının amacı olan dünyâ ve âhıret mutluluğunu kazanmaya çalışırlar Kurânı Kerîm de:

    Mümin erkekler de, mümin kadınlar da birbirlerinin dostları ve yardımcılarıdır. İyiliği emrederler, kötülükten vaz geçirmeye çalışırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Allaha ve Rasûlü’ne itâat ederler. İşte bunları, Allah rahmetiyle bağışlayacaktır. Gerçekten Allah, Azîzdir, Hakîmdir.(69) buyurarak kadını hakîkî mânâda insan olma mertebesine ulaştırmıştır




  4. Mine
    Bayan Üye
    Tefekkür gibi ibadet yoktur..

    --------------------------------------------------------------------------------

    Tefekkür, dinimizde önemli bir ibadettir. Tefekkür, günahlarını, mahlukları ve kendini düşünmek Allahü teâlânın yarattığı şeylerden ibret almaktır. Kuran-ı kerimde iyiler övülürken buyuruluyor ki:
    (Onlar ayakta iken, otururken, yanları üstüne yatarken hep Allahı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışını inceden inceye düşünürler. Ey Rabbimiz, sen bunları boşuna yaratmadın. Sen [boş, manasız şeyler yaratmaktan] münezzehsin. Bizi Cehennem azabından koru derler.) [A. İmran 191]

    Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
    (Allahü teâlânın azameti, Cennet ve Cehennem hakkında bir an tefekkür, bir geceyi ihya etmekten iyidir.) [Ebuşşeyh]

    (Tefekkür, ibadetin yarısıdır.) [İ. Gazali]
    (Tefekkür gibi kıymetli ibadet yoktur.) [İbni Hibban]
    (Biraz tefekkür, bir sene [nafile] ibadetten kıymetlidir.) [K. Saadet]

    (Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardından gelişinde [uzayıp kısalmasında] akıl sahipleri için elbette ibret verici deliller var [A. İmran 190.] âyeti varken nasıl ağlamayım? Bu âyeti okuyup da tefekkür etmeyene yazıklar olsun!) [İ. Hibban]

    (Allahü teâlânın yarattıkları üzerinde düşünün, zatı hakkında düşünmeyin!) [Beyheki]
    (Sükutu tefekkür, bakışı ibret olup çok istiğfar eden kurtuldu.) [Deylemi]

    Âlimler buyuruyor ki:
    Tefekkür, insanı bilgili eder. Bilgili olan da amel eder. (Vehb bin Münebbih)

    Tefekkür, iyilik ve kötülüğünü gösteren bir aynadır. (Fudayl bin Iyad)

    Allahü teâlânın azametini düşünen insan, Ona isyan edemez. (Bişr-i Hafi)

    Tefekkür zekayı açar. (İmam-ı Şafii)

    Dünyayı düşünmek, ahirete perdedir. Ahireti düşünmek, gafletten kurtarıp hikmet konuşturur. (Ebu Süleyman Darani)

    Her fırsatta Allahü teâlânın yarattıklarını tefekkür etmelidir. Mesela eline bakmalı. Parmakları olmasaydı, bir şeyi tutup alması ne kadar zor olurdu. Yahut parmakları hiç kıvrılmasaydı, eller hiç olmasaydı, gözümüz olmasaydı, gözümüz başka yerde olsaydı, halimiz nasıl olurdu? Tırnağın devamlı büyüdüğü gibi, dişlerimiz de büyüseydi ne olurdu? Dişlerimiz kemikle beraber olsaydı, çürüyünce nasıl çekilecekti? Saç uzadığı halde, kaşın ve kirpiğin uzamadığını düşünmeli. İnsan kavak gibi büyüyüp gitseydi, ne olurdu? Bitkilerin, meyvelerin yaratılışını, yıldızların, gezegenlerin bir ahenk içinde oluşunu düşünmeli. Bunları ne kadar mükemmel yarattığı için Allahü teâlâya hamd etmeli! Böylece insanın imanı da kuvvetlenir. Fakat devamlı bunlarla uğraşıp da kendine gereken fıkıh bilgisini ihmal etmek ise çok tehlikelidir.

    Tefekkür, dört türlü olur:
    1 Allahü teâlânın mahluklarındaki güzellik ve faydaları düşünmek, Ona inanıp Onu sevmeye sebep olur.

    2 Onun vaat ettiği sevapları düşünmek, ibadet yapmaya sebep olur.

    3 Onun bildirdiği azapları düşünmek, Ondan korkmaya, kötülük etmemeye, günahtan kaçmaya sebep olur.

    4 Onun nimetlerine, ihsanlarına karşılık, nefsine uyarak günah işlediğini, gaflet içinde yaşadığını düşünmek, Allah’tan utanmaya sebep olur. Allahü teâlâ, yerlerde ve göklerde bulunan mahlukları düşünerek ibret alanları sever.

    Hz. Musanın ümmetinden biri, 30 sene ibadet eder, bir bulut kendisine gölgeler. Bir gün bulut gelmez, güneşte kalır. Annesi, (Bir günah işlemişsindir) der. Çocuk, (Hayır, günah işlemedim) der. Annesi, (Göklere, çiçeklere bakıp da Yaratanın azametini düşünmediysen, bundan büyük hata olur mu?) der

  5. esinevrim
    Yeni Üye
    insanların peygamberlerden öğrendikleri sözlerden biride utanmıyorsan yap sözüdür. hadisi şerifinin yorumunu yapar mısınız? tesekkurler

+ Yorum Gönder


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
peygamber efendimizin sahih hadisleri,  hadis yorumları,  peygamberimizin sahih hadisleri,  hadisler ve yorumları