+ Yorum Gönder
Eğitimle ilgili Bilgiler ve Forumacil Misafir Soruları Forumunda Gezi yazı örnekleri özet Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Gezi yazı örnekleri özet









  2. Mine
    Bayan Üye





    Gezi yazı örnekleri özet

    Nihayet Bursa Zamanı


    Uzun zamandır görmek istediğimiz Bursa’ya gitmek için bir Pazar sabahı İstanbul’dan 07.00’deki otobüse bindik, 3 saatlik bir yolculukla Bursa terminaline vardık. Otobüs terminali, aynı zamanda pek çok markanın ve renk renk tabelaların olduğu kestane şekeri satış yeri diyebileceğimiz bir yer. Terminal çıkışında belediye otobüsleri kalkıyor şehir merkezine. Bunlardan birine binip Ulu Cami merkeze gittik. Hedefimiz öncelikle Uludağ eteklerine kurulan Cumalıkızık’a gidip kahvaltı yapmak ve köyü gezmek

    Son zamanlarda adını köyde çekilen dizileriyle daha çok duymaya başladığımız aslında 700 yıllık bir Osmanlı köyü Cumalıkızık. Kızık köyleri içinde en çok tanınanı, yerli-yabancı en çok turist çekeni. Bursa şehir merkezinden 90 dakikada bir kalkan 22A otobüsüyle ulaşılabiliyor. Cumalıkızık’ta otobüsten inilen son durak, köyün de başlangıcı. Köyün başında köy ürünlerinin satıldığı tezgahlar sıralanıyor. Arkalarında ise yine köylülerin bahçelerine masalar atarak köy kahvaltısı sundukları evleri uzanıyor. Boş masası olan bir tanesine gidip oturuyoruz hemen. Hemen hemen bir çok köyde olduğu gibi yerel halkın işletmeciliğe soyunduğu yerlerde doğallık arıyorsanız buluyorsunuz ama konfor ve hız arıyorsanız pek bulamıyorsunuz. Bize sıranın gelmesini beklerken zamanımız kısıtlı olduğundan bu süre uzadıkça biraz canım sıkılsa da keyifli bir kahvaltının da gezinin bir parçası olduğuna ikna ettim kendi kendimi. Nihayet, evde yapılmış köy ürünleri, tereyağında yumurta ve çok güzel haşhaşlı-cevizli ekmekle (dışarıda satılıyor, dönerken mutlaka almalıyım!) güzel bir kahvaltı sonrası köyde yürüyüşe çıktık.

    Parke taşlı daracık yollarda iki-üç katlı sarı, beyaz, mavi, mor boyalı cumbalı evleri izleyerek köyün tepelerine doğru çıktık. Evlerin bazıları restorasyon görmüş ve kurtarılmış, bazılarıysa oldukça kötü durumda. Girişteki yerler dışında köyün üstlerinde de bahçe içinde oturulabilecek yerler var hepsi de tıklım tıklım dolu.
    Bütün ara sokaklara gire çıka köyü gezip farklı yoldan tekrar meydana geldiğimizde otobüsün kalkmak üzerine olduğunu görünce aceleyle iki ekmek alıp kendimizi otobüse attık. Otobüs diğer kızık köylerinden hemen yandaki Hamamlıkızık içinde bir tur atıp tekrar şehir yoluna girdi. Gördüğüm kadarıyla diğer kızık köyleri geleneksel evlere fazlaca sahip değil. Sanırım bundan dolayı da içlerinde en ünlüsü Cumalıkızık. Köy dönüşü otobüsten yine Ulu Cami civarında inince şehri gezmeye başlıyoruz.

    Balibey Hanı: Eski bir yapının restorasyon görmesinden sonra kültür merkezi olarak açılmış. Kubbeli küçük küçük odaların her birinde hat, ebru, çini, rölyef, tezhip, resim gibi eski el sanatlarından biriyle ilgili eserler sergileniyor.

    Balibey Hanı’ndan çıkıp Atatürk Caddesi boyunca yürürken Ulu Cami onun yanında Koza Han, eski belediye binası ve aynı caddeden heykele doğru yürüyünce Bursa Kent Müzesi’ne gidiliyor. İpekböcekçiliğinin merkezi Bursa’da Koza Han’da yan yana sıralı dükkanlarda ipekli ürünler vitrinleri süslüyor.

    Yakın zamanlara kadar koza pazarlarının kurulduğu han, günümüzde ipekçilikle uğraşan esnafın yer aldığı bir han olarak kullanılmakta. İpek alışveriş mekanı olmakla birlikte kocaman çınarların altında çay-kahve içerek tarihi dokunun da tadına varılabilecek bir yer. Koza Han’dan çıkıp eski belediye binasının yanında bir ağaç altında hem serinleyip hem dinlenirken binayı inceliyoruz.Tarihi Belediye Binası, Atatürk’ün vefatından önce Bursa’da katıldığı son baloda valsi yarıda kesip orkestraya “sarı zeybek” dediği ve o muhteşem zeybek oyunu oynadığı yer…
    Hatta yakın zamanda Sümer Ezgü’nün Atatürk’ü canlandırdığı ve manevi kızı Ülkü Adatepe’nin de yer aldığı bir mini belgesel çekilmiş bu binada.

    Belediye Binası bugün, Bursa’da “kentlilik bilinci” projesini hayata geçiren gönüllü vatandaşların oluşturduğu birimlerle çalışmalarını sürdüren Yerel Gündem 21 Evi olarak kullanılıyor. O ağacın altında otururken bundan haberimiz olmadığından içini dolaşmadığımız için sonradan pişman olduğum yer. Belki bir dahaki sefere

    Caddeden yürüyerek Kent Müzesi’ne gittik. Atatürk heykelinin arkasındaki meydanda yer alan bu müze, çok fazla emek verilmiş, harika bir müze. Açıkçası içeri girerken böyle güzel bir müze olacağını düşünmemiştim. Aklınızda “müze gezmek sıkıcıdır” gibi bir önyargı varsa bunu tamamen yıkacak güzellikte bir müze. 3 katlı müzenin giriş katında (Uygarlıklar Kenti Bursa) geçmişten günümüze Bursa’nın tarihi canlandırmalarla anlatılıyor. Bursa’da ilk ayak izlerinden başlayıp Osmanlı padişahlarının balmumu heykelleriyle o dönemi canlandırıp Kurtuluş Savaşı’nın bitmesine kadarki tarihsel olaylar yer alıyor.

    Ardından Çağdaş Bursa bölümünde Cumhuriyet döneminden başlayarak gelişen çağdaş bir kente dönüşen Bursa’nın hikayesi günümüze kadar uzanıyor.
    Üst katta, Yaşam ve Kültürüyle Bursa bölümünde Bursa’da doğmak, büyümek, yaşamakla (kız isteme, evlilik hazırlıkları vb konular) ilgili bilgiler görsellerle zenginleştirilmiş. Ayrıca Bursa’da yemek ve eğlence kültürü, sağlık, hamamlar, medreseden okula, kültürel mekanlar, Karagöz-Hacivat, geleneksel sporlar ve turizm gibi konularda yer almakta. En alt katta, Üreten Bursa bölümünde Bursa’da el sanatları çarşısı oda oda yapılan canlandırmalarla tanıtılıyor. Arabacı, nalbant, semerci, yemenici, bakırcı, kalaycı, tenekeci, marangoz, sepetçi, çinici, bıçakçı, şekerci, kebapçı gibi birçok mesleğin kullandıkları aletleriyle birlikte canlandırmaları yer alıyor.

    Bu müze, European Museum Forum’un Mayıs 2006’da Lizbon’da düzenlediği ödül töreninde, Avrupa’nın ödüllü müzeleri arasına girmiş. Gerçekten Bursa’yı yakından tanımak için, gezmesi çok keyifli bir müze olmuş, çok beğendim.

    Müzeden çıkınca şehri tepeden görmek için teleferiğe gitmeye karar veriyoruz. Yarım saat kadar kuyrukta bekleyip 25-30 kişinin sıkışık tepişik bindiği vagon tipi teleferikle yaklaşık 1800 metre yukarı çıkıyoruz.

    5-6 dakika süren teleferik yolculuğu çok zevkli. Ama o kadar sırada bekleyince dönerken de beklemeyi göze alamayınca tepede oyalanmadan aynı vagonla döndük. Oradan da setbaşına gidip Yeşil Türbe’ye gittik ancak tadilatta idi. Civardaki kafelerde bir yorgunluk kahvesi içip terminale gitmek üzere tekrar merkeze döndük.

    Kalabalık, keyifli, tarihi aynı zamanda modern Bursa, gezilmesi gereken çok güzel bir şehrimiz.





  3. Mine
    Bayan Üye
    Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe

    Şehir Tiyatroları yeni sezonu açalı epeyce olmasına rağmen bu sezonun bizim için ilk oyununa nihayet gittik. Haldun Taner Sahnesi’nde izlediğimiz oyun, Orhan Asena’nın Kanuni Sultan Süleyman Dörtlemesi* (Taht ve Baht Dörtlemesi)’nin üçüncüsü olan “Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe” idi.



    “Devlet” sözcüğü, siyasi otorite anlamına geldiği gibi pek kullanılmasa da mutluluk, talih gibi anlamları da vardır. Sanırım bu anlamda kullandığımız tek ifade de “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” Bu açıdan bakılınca oyunun adı, “ya şansımız iyi gider başarırız ya da bu uğurda canımızdan oluruz” anlamına gelir.


    Bu deyimin Osmanlı döneminden kaldığını düşünürsek de, Nuray Çiftçinin yorumuyla “Devlet (padişah, vezir vb.) otoritesini göstermeli, zayıf ve basiretsiz davranmamalı (gereken kelleleri kesmekte duraksamamalı); aksi halde fırsatçı iç ve dış düşmanlar (belki de yeniçeriler, hatta padişahı devirip tahta geçmeye çalışan bir kardeş) hepimizi mahveder, kaos hakim olur” anlamına gelir. Aslında her iki yorumun da doğru olduğunu oyunu izleyince anladık.

    Dörtlemenin ikinci oyunu olan “Hürrem Sultan” da, önceki sezonlarda oynamıştı. Oyun, Şehzade Mustafa’nın, Kanuni’den sonra padişah olacağı ve Hürrem’in oğullarının öldürüleceği korkusuyla yıllarca uğraşması ve sonunda Mustafa’nın babası tarafından öldürülmesini anlatır. Böylece yaptığı entrikalarla Mustafa’dan kurtulan Hürrem, tahtın kendi oğulları Bayezid ve Selim’den birine kalacağını düşünür. Dörtlemenin üçüncü oyunu da, buradan başlar. Hürrem’in hiç beklemediği üzere daha Kanuni ölmeden kendi iki oğlunun taht kavgalarının başlamasıyla.


    Şehzade Mustafa halk arasında çok sevildiğinden babası tarafından öldürülmesi büyük üzüntüyle karşılanır. Bu esnada Mustafa’ya benzeyen birisi ortaya çıkar ve “Ben Şehzade Mustafa’yım” diyerek etrafında binlerce adam toplayarak tahtın kendi hakkı olduğunu söyler. Şehzade Bayezid ise, bu Düzmece Mustafa’ya mektuplar, hediyeler göndererek güvenini kazanır ve onu yanına çağırır. En sevdiği oğlu Mustafa’yı öldürten Kanuni, kendi vicdan azabıyla cebelleşirken oğlunun adının bile binlerce insanı topladığını ve Bayezid’in de onunla birlik olduğunu duyunca vezirlerinden Sokullu Paşa’yı bu olayı çözmek için gönderir. Bayezid Düzmece Mustafa’yla gerçekten işbirliği yapıp taht peşinde midir yoksa Düzmece’yi yanında olduğuna inandırıp öldürerek tahtı koruma peşinde midir? Sokullu olay yerine vardığında Bayezid, Düzmece’yi yakalatır ve ona teslim eder. Düzmece Mustafa, ölüme yalnız gitmeyeceğini, Bayezid’i de yanında götüreceğini haykırır. Elindeki mektupları kanıt göstererek Bayezid’in da kendisiyle birlik olduğuna Kanuni’yi ikna eder. Yeniden bir oğlunu daha öldürmek korkusu yaşayan Kanuni, Hürrem’in de çabalarıyla oğlunu affetse de ona karşı güveni sarsılmıştır.


    Şimdi bir tarafta kendini eğlenceye, musikiye ve şiire adamış, tahtla ilgisi yok görünen Şehzade Selim, diğer tarafta babasının güvenini kaybetmiş, atak ve fevri davranışlarıyla Şehzade Bayezid vardır. Ve ikisinin arasında oğullarından birini kaybetme korkusuyla duran Hürrem. Kendi iç çatışmalarını daha çözemeden bir de ölmeden oğullarının taht mücadelesi arasında kalan Sultan Süleyman’ın hali de içler acısı.


    Osmanlı döneminde yaşanan ve en güzel kurguları aratmayacak gerçek olayları konu alan oyun, bir döneme ışık tutmakla birlikte, tahtın ne kadar önemli olduğunu bu uğurda can da alınabileceğini can da verilebileceğini göstermekte oldukça iyi. Ancak o dönemde yaşayan karakterleri ve olayları hiç bilmeyen birisi için biraz karmaşık olabilir. Biliyorsanız zaten hiç problem yok.


    Oyunda kullanılan kostümler bana göre genel olarak iyi ve dönemi yansıtsa da bazı paşaların giysileri ve kavukları gerçekten çok eskiydi ve dikkat çekiyordu. Oyun iki perde ve iki saat sürüyor.


    *Ek bilgi: Kanuni Sultan Süleyman Dörtlemesi (Taht ve Baht Dörtlemesi)

    - İlk Yıllar – Roksolan

    - Hürrem Sultan

    - Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe

    - Sığıntı


    Kategori: Sehir Tiyatrolarinda Bu Sezon , Şehir Yaşamı | Yorumları oku! (1) Sen de yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

    Kasım 30, 2007
    Ekim'de Bozcaada

    Kalabalık bir feribot kuyruğu ve yarım saatlik yolculuk sonunda uzun zamandır görmek istediğim Çanakkale’nin bir ilçesi olan Bozcaada’ya yaklaşıyoruz. Neden adı Bozcaada diye hiç düşünmeye gerek kalmadığını, feribotla yaklaşırken tepelerin görüntüsünden anlıyoruz. İskeleye yanaşırken önce sert bir rüzgar arkasından Bozcaada Kalesi karşılıyor bizi.




    Ama önce araçla adanın tepesine rüzgar türbinlerine doğru gidiyoruz. Ülkemizin 3.rüzgar enerji santrali olan Bozcaada türbinleri, bütün ihtişamıyla dönerek elektrik üretmeye 2000 yılında başlamış.




    Bir rüzgar türbini adanın tüm elektrik ihtiyacını üretebiliyormuş. Ada ihtiyacının fazlası da deniz altından karaya ulaştırılıyormuş. Bozcaada gibi her daim rüzgarı bulunan yerlerde bu türbinlerin kullanılması aynı zamanda doğaya da destek. Rüzgarla çalışıyor ve doğaya zarar vermiyor.
    Türbinlerin fotoğrafını çektikten sonra, kumuyla deniziyle meşhur Ayazma Plajı’na gidiyoruz. Haziran-Eylül ayları arası bolca ziyaretçisi bulunan bu plaj, normal olarak bu mevsimde çok sakindi.



    İncecik kumlara basıp berrak denize bakmakla yetindik biz. Pek büyük olmayan bu plajın arka tarafında yeşillikler içinde yan yana restoranlar sıralanıyor. Mevsim itibarıyla mıdır nedir bilmiyorum ama incecik kumları ve berrak denizi olmasına rağmen beni pek etkilemedi bu plaj. Yaz ayları boyunca merkezden minibüslerle plaja gelmek mümkün.

    Araçla gezmemiz gereken yerleri bitirip tekrar ada merkezine gidiyoruz ve önce kaleyi geziyoruz. Birçok şehrin kalesi vardır geçmişten kalan ama günümüze bu kadar sağlam kalanını ben görmemiştim. Tabi bunda defalarca onarım görmesinin de etkisi vardır. İlk olarak ne zaman yapıldığı bilinmese de Fatih Sultan Mehmet döneminde kalıntıların üzerine yeniden inşa edilmiş. Daha sonra II.Mahmut döneminde yeniden elden geçen kale bugünkü durumuna gelmiş.


    Kalenin çevresinde dev bir hendek ve asma bir köprü var. Günümüzde sabit köprü kullanılsa da asma köprü ve içi su dolu hendekle kaleyi korumaya çalışanları gözünüzde canlandırmak mümkün. Kalenin içinde adadan çıkan mezar taşları ve tarihi eserler sergileniyor.

    Kale gezisi sonrası adanın bence en çok görülmesi gereken yerlerinden biri olan Bozcaada Müzesi’ne gidiyoruz. Burası Hakan Gürüney ve eşinin tamamen kişisel çabalarıyla açılmış ve geliştirilmiş bir müze. Ada Kaymakamlığı da adanın eski taş evlerinden birini bu müzeye tahsis etmiş. Böylece ada, tarihi geçmişini gözler önüne serecek bir müzeye kavuşmuş.

    Müze oda oda ayrılmış ve Hakan Bey’le eşi gelen ziyaretçilere büyük bir keyifle anlatıyorlar. Çanakkale Savaşı zamanında adayı üs olarak kullanan Fransızlara ait fotoğraflar, mektuplar, mataralar vb. sergilenen oda oldukça ilginç. Diğer odalarda da arkeolojik eserler, sikke ve haritalar yer alıyor. Ayrıca alt katta adanın eski zanaatlarını yansıtan bölümler ve aletler sergileniyor. Kunduracılık, demircilik vb. el işi mesleklere ait eşyaları görmek mümkün. Müze dolusu materyali toplayıp kendilerini gönülden bu işe adayan Gürüney ailesini tebrik edip güzel çalışmaları için teşekkür ettikten sonra adanın turizm dışında önemli bir uğraşı olan bir şarap imalathanesini geziyoruz. Karalahna, kuntra, vasilaki, çavuş adanın yerel üzüm cinslerinden. Bölgede üretilen şaraplar da daha çok bu üzümler kullanılarak yapılıyor.





    Bu kadar gezi sonrası rüzgarlı ama güneşli bir havada deniz kenarında oturup balık yemeyi hak ettik sanırım. Sahilde yan yana birçok balık lokantası var, balıklara bakıp denize karşı bir masayı gözünüze kestirmeyi unutmayın derim.





  4. Zühre
    Devamlı Üye
    Gezi yazısı nedir

    Gezi yazısı, bir yazarın gezdiği, gördüğü yerleri edebi bir üslûpla anlattığı bir yazı türüdür. Eskiden seyahatname olarak da adlandırılan bu türün Türk Edebiyatı'ndaki en bilinen örneklerinden biri Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme adlı eseridir.

    Gezi yazısı yazarken ilgiyi uyanık tutmak, okuyucuda okuduğu yerleri görme isteği uyandırmak çok önemlidir. Gezi yazarlığı ayrı bir ustalığı gerektirir. Yazar gezdiği yerlerin ilginç özelliklerini hemen fark edecek kıvrak bir zekâya ve kültür birikimine sahip olmalıdır.

    Gezi yazılarında çoğu kez kronolojik zamanlı plân uygulanır. Gezi için yapılan hazırlıklar; yolculuk, yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar; varış, varıştaki ilk izlenimler.

    Gezi Yazısı Özellikleri


    * Gezi yazılarında da kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmak önemlidir. Aynı yerler daha önce de başkaları tarafından görülmüş, yazılmış olabilir. İkinci gidişte görülenlerle, ilk gidişte görülenler arasındaki farklara bile değinmek gerekir. Bu da gezi yazılarının zamanla tarihsel belge olduğunu ortaya koymaktadır.
    * Yazar anlattıklarının doğruluğunu; konuşma ile, bilgi toplama ve fotoğraflarla desteklemeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Anlattıkları, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.
    * Betimleyici anlatımdan yararlanılır.
    * Gezi yazılarında gezginin dikkatini çeken ve farklı konular güncel olaylarla da bütünleştirilerek edebî bir üslûpla anlatılır.
    * Gezi yazısı görülen yerlerin güzellikleri hakkında duygu ve düşünce içerebilir.
    * Anlatılanlar hayal ürünü değil gerçektir.
    * Gezi yazıları kuvvetli bir gözlem gücüne dayanır.


+ Yorum Gönder


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
gezi yazısı özetleri,  gezi yazısı örnekleri,  gezi yazisi ornekleri,  gezi yazısı örneği çanakkale