+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ev Ödevleri Forumunda Ruh sağlığı yerinde olan bireyin özellikleri nelerdir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Ruh sağlığı yerinde olan bireyin özellikleri nelerdir









  2. Asel
    Bayan Üye





    ruh sağlığı yerinde olan bireyin özellikleri nelerdir

    Ruh sağlığı, üzerinde ortak görüş birliğinin sağlanamadığı kavramlarından birisidir. İnsanı konu edinen her bilim dalı, ruh sağlığı kavramı ile şu veya bu şekilde ilintilidir. Çoğunlukla psikoloji bilim dalında kendine daha geniş yer bulan “ruh sağlığı” konusu; psikoloji alanındaki temel yaklaşımlar (ekoller) tarafından bile farklı farklı betimlenmektedir.

    Psikanalizm ekolüne göre; insan, id’in (ilkel ben) doyumuna yönelik bir yaşam enerjisiyle dünyaya gelir. İnsanın doğasında temel olan bu güç, yaklaşık üç yaşına kadar insan yaşamındaki temel belirleyicidir. İnsanın ilk sosyalleşme belirtilerini göstermeye başladığı 3 yaşına kadar belirleyici olan bu temel güç 3 yaşından itibaren soyut işlemler (11-12 yaş) dönemine kadar etkisini giderek azaltır ama yok almaz. 3 yaşından itibaren sosyal çevresinin farkına varan (bilişsel ve duyuşsal olarak) bireyde süperego (vicdan, üstben) ve ego (mantık, ideal ben) oluşur. Süperego id’in aksine bireyin vaziyet alışlarını başkalarına göre (kanun, düzen, kültür, aile, anne-baba vb.) belirlemesini sağlar. Ego ise, süperego ile id arasında bireyin yaşantılarını düzenleyen, karar verici mekanizmadır. Bu bağlamda, psikanalizm ekolüne göre; ruh sağlığı id ile süperego arasındaki dengenin sağlanması durumudur. Bireyin id ile süperego arasında denge kurulmasını sağlayan ego; hakemdir. Ego’nun hakemliği bazen id’den yana bazen süperego’dan yanadır. Ego tek başına karar verici mekanizma değildir. Evlilik hazırlığı içindeki bir insanın nasıl bir düğün yapacağına, çoğunlukla kültürden dolayı süperego, egonun desteğini alarak karar verir. Ama diğer yandan, birey açlık tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında, id hırsızlığı ego’nun desteğini alarak yapabilir. Görüldüğü gibi ruh sağlığını id ile süperego arasındaki denge kurma süreci olarak açıklamak her zaman yerinde bir tutum değildir (Kılıçcı, 1989; Geçtan, 1981; Uğurel-Şemin, 1979; Cüceloğlu, 1991; Ataç, 1991).

    Davranışçı yaklaşıma göre; birey doğuştan getirdiği refleksleri çevre ile uyumlaştırma çabası içindedir. Çevreden bireye yansıtılan vaziyet alışlar, çoğunlukla ya cezalandırma ya da ödüllendirme amacına yöneliktir. Bireyin çevre ile uyumunda ise, çevresinde gördüğü uyarıcıların, vaziyet alışların uygun örnekler olup olmaması büyük önem taşır. Bireyin çevresinde gördüğü uygun örnek vaziyet alışlara uyum gücü, onun ruh sağlığının da bir ölçütüdür. Bireyin çevresinden aldığı uyaranlara karşı uyum düzeyi düşükse, ruh sağlığında da sorun var demektir (Kılıçcı, 1989; Geçtan, 1981; Uğurel-Şemin, 1979; Atkinson Vd., 1995). Bunu bir örnekle açıklamak, ruh sağlığını betimlememizi kolaylaştırabilir. Bir öğretmen olarak görev aldığımız okulda; müdürden müstahdeme kadar herkesin şiddet filmlerini aratmayacak bir yoğunlukla öğrencilere şiddet uyguladığını varsayalım. Bu durumda şiddeti onaylamayan bir tutumla hareket eden öğretmen çevresel uyarıcılara uyum sağlamada güçlük çekecektir. Bu durumda, öğretmenin ruh sağlığından şüphe mi etmemiz gerekir?

    Hümanizma yaklaşımına göre, insan doğuştan iyi, doğru amaca yönelmiş, özgür, değerli bir varlıktır. İnsan yaşamının amacı da kendini gerçekleştirme, sınırlarını keşfetme ve yaşamı anlamlandırma çabasıdır. Bu ruh sağlığı belirtisi, bunun tersi ise ruh sağlığının bozulduğuna işarettir. Doğuştan iyi olan bireylerin birer katile, demogoga, dolandırıcıya dönüşmesini neyle açıklamak gerekir? Bir diğer taraftan ruh sağlığı, acaba doğumdan a priori olarak sahip olduğumuz bir nitelik midir? İnsanın yaşamı anlamlandırma çabası kendini gerçekleştirme ise; bunu kim ve nasıl yapacaktır? Görüldüğü ruh sağlığı kavramı burada da içi yeterince doldurulamayan bir kavrama dönüşmektedir.

    Varoluşçu yaklaşıma göre; insan bütün varlıkların içinde tek, eşsiz olan yegane varlıktır. Yaşam anlamsız bir hiçliktir. İnsanın keşfetmesi gereken şey, bu hiçliktir. Bu açıdan, yaşamakla ölmek arasında çok fazla bir fark yoktur. Ya da insan ölmek için yaşar. Anlamlandırılması gereken de yaşam değil, ölümdür (Kılıçcı, 1991; Maggee, 1979; Akarsu, 1979). Bu bağlamda, varoluşçulukta, diğer yaklaşımlardan tamamen farklı bir ruh sağlığı kavramı ortaya çıkmaktadır. Bu da şudur: ruh sağlığı yerinde insan yaşamın hiçliğini fark edebilen insandır. Yaşamın hiçliğini anlamlandırma, ruh sağlığı kavramını açıklamaktan uzak görünmektedir. Ancak, varoluş felsefesinde temel iki yaklaşımın olduğunu da unutmamak gerekir. Buna göre; birinci yaklaşım; kötümser bakıştır: Bunu temsil etme onuru Heidegger’e aittir. O şöyle der: Ölüm olduğuna göre yaşamın anlamı nedir? (Maggee, 1979). İkinci yaklaşıma göre; madem eninde sonunda herkes ölecek, o zaman yaşamı olabildiğince güzelleştirmeli ki; ebedi son gelip çattığında, korkmadan, pişmanlık duymadan ölebilmeli. Ruh sağlığı yerinde insan, ölümle de barışık olması gerektiğini bilen insandır.

    Yukarıda temel yaklaşımları göre ele alınan ruh sağlığı kavramı, ne bunların birisi ne de bunların hepsidir. Ruh sağlığı, bireyin kendi yaşantısı üzerinden (başkalarının yaşam alanına müdahale etmeden) inandığı genel geçer kabul görmüş normlar çerçevesinde iç dengesini bulma sürecidir. Öyle ise, burada yapılması gereken şey; her bireyin bunu nasıl gerçekleştireceğine ilişkin bir sistematik geliştirmektir.

    Ruh sağlığı yerinde insanın iki temel özelliği

    1.Kendini Tanır: İnsanın kendini tanıması ne demektir? Kuşkusuz bu, insanın kimlik bilgilerinin dökümünü yapması demek değildir. Ya da özgeçmişini hiçbir hata yapmadan kronolojik olarak sıralaması demek değildir. Bir insanın kendini tanıması; kendisine ilişkin olumlu ve olumsuz fiziksel, duyuşsal ve bilişsel özellikleri ile betimleyebilmesidir. Bu betimleme, bireyin kendisini tanıma noktasında atması gereken ilk adımdır. Şimdi sorulması gereken soru: bu adımın ne zaman atılabileceğidir? Normal şartlarda birey, doğduğu andan itibaren, sağlıklı ve mutlu bir sosyal çevrede büyümüş ise, kendini tanıma yönünde verileri de toplamaya başlamış demektir. Biriktirilmiş olan bu bilgiler; ergenlikte, bilişsel ve duyuşsal değişimle birlikte, bireyin kendisine sorduğu (neredeyse içgüdüsel olarak) “Ben Kimim” sorusuyla birlikte ortaya çıkmaya başlar. Sağlıklı bir sosyal çevreden gelen birey, bu noktadan itibaren başlangıçta farkında olmadan kendisini tanımaya başlar. Sağlıklı bir sosyal çevreden gelemeyen birey ise, bu soruya cevap vermeye korkar. Çünkü; daha önceki yaşantılarında kazanması gereken özgüven duygusu, kendisinden şüphe etmesine yol açar. Bu nedenle de; “ben kimim” sorusunun cevabını başkalarında arar. Aldığı cevaplara göre, rolünü ve konumunu belirler. Kendi sorusunu başkalarının cevapları ile biçimlendirdiği için de, kendini tanıma yönünde ilerleme sağlayamaz. Ve gelecekte ortaya çıkacak olan, ruh sağlığı bozukluğu ile ilgili koşullarda bu aşamadan itibaren oluşmaya ve birikmeye başlar.

    Sağlıklı sosyal çevreden gelen birey ise, zor da olsa “ben kimim” sorusuna kendi cevaplarını oluşturur. Cevapları yetersiz bile olsa, birey şunu öğrenecektir. Ben evreni temsil etmiyorum. Evrenin değerli ve önemli parçasıyım.




+ Yorum Gönder