+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ev Ödevleri Forumunda Barış konulu hikaye Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Barış konulu hikaye









  2. Asel
    Bayan Üye





    barış konulu hikaye

    Barış Masalı

    (Temmuz 2010)

    Bir yandan yeryüzünde silah fabrikaları harıl harıl çalışırken ve belli endüstri ülkelerinde her yıl silahların daha etkilisi, daha sinsisi üretilirken, bir yandan da barış masalları anlatılıyor
    Bir yandan barış ninnileri söylenirken, öte yandan sürekli üretilmekte olan silah ve teçhizatın satılması (tüketilmesi) için yeni pazarlar açılıyor. Bu pazarları yaratmak için yeni savaşlara bahaneler aranıyor ve de bulunuyor. Halklar ve ülkeler arasındaki bazı çelişkilerin barışçı yollardan çözümü mümkün iken bu yapılmıyor, tam tersine, bu basit çelişkiler silahlarını pazarlamak isteyen devletlerin silah baronları tarafından kullanılarak düşmanlıklar yaratılıyor ve böylelikle her iki tarafa da yeterince silah satılıyor.

    Silah fabrikalarının depolarındaki yığınaklar büyüyünce, önce savaş potansiyeli olan kritik bölgelerdeki belli siyasi-fanatik gruplar silahlandırılıyor (elbette silah satılarak) ve daha büyük bir pazarın yaratılması için silahçı devletlerin uzman ve ajanlarınca yönlendiriliyor. Çünkü üretimin kesintiye uğrayıp ekonomiyi zayıflatmaması için depoları dolduran silahların satılması gerekiyor. Böylelikle satış iki koldan yürütülüyor: Bir yandan çıkartılan savaş için gerekli olan yığınla silah ve teçhizat (mermiden tanka, bombadan uçağa kadar) sürekli satılıyor, öte yandan savaşa sözde neden olan silahlı gruplara gene aynı devlet tarafından başka ülkeler üzerinden, yerel savaş ve silah ağaları aracılığıyla silah satışına devam ediliyor. Yoksa, terörist(?) olarak tanımlanan gerilla örgütlerinin, fanatik din savaşçılarının, soyguncu çetelerin ve deniz korsanlarının bunca güçlü silah ve donanıma sahip olmaları başka türlü nasıl açıklanabilir?..

    Obama'yı "barış ödülü"ne layık bulan Nobel Komitesi'nin kararı, sadece ABD'nin Afganistan ve Irak'ta sürdürdüğü savaşlardan ötürü eleştirilmişti. Buna rağmen, ödül törenindeki konuşmasında, "Barışı sağlamak için savaşmak zorundayız!" diyen Obama ayakta alkışlanmıştı. Ne var ki gözden kaçan çok önemli bir şey vardı: Seçim kampanyası sırasında "barış güvercini" şalına bürünen Obama, başkan seçildikten kısa bir süre sonra, yeryüzünde son yüz yıl içinde milyonlarca insanı (askerden çok sivili) öldüren ya da sakat bırakan "kara mayını" ve "misket bombası" (cluster bomb) gibi en kahpe ve siviller için en tehlikeli iki tür silahın üretim ve satışının yasaklanması için hazırlığı yapılan uluslar arası anlaşmaya, ABD'nin; müttefiklerinin güvenliğini (gerçekte kendi çıkarlarını!) sağlamayı garantti edemeyeceği gerekçesiyle karşı çıkmıştı. Bunun tersini yapması zaten beklenemezdi, çünkü en büyük Tanrı'ya karşı olan hiçbir politikacı ne başkanlığa getirilir ne de iktidarda kalabilir. Aslında kendisi de vahşi kapitalizmin, daha açık bir deyişle küresel sermayenin hizmetinde olduğu için, bu kararından vicdani bir huzursuzluk duymuş olamaz. 1 Ağustos 2010'da Oslo'da imzaya açılacak olan ve yüzden fazla ülkenin benimsediği, "üretim ve kullanmayı yasaklayan" bu anlaşmayı imzalamayacağını Obama Hükûmeti daha şimdiden açıkladı.

    Yeryüzündeki bütün silah fabrikaları kapatılmadıkça ve kitlesel imha silahları başta olmak üzere tüm silahlar yok edilmedikçe kanlı savaşların sona ereceğini ummak boş bir hayaldir. Şu bilinmelidir ki, üretilen her şey tüketilmek zorundadır, başka bir deyişle, tüketilmeyecek olan hiçbir şey üretilmez. Diyalektik maddeciliğin, kısacası ekonominin temel yasalarından biridir bu.

    Her türlü sömürüden arınmış, barış ve kardeşliğin hüküm sürdüğü bir dünya, Para Tanrısı'nın işine gelmediğine göre, her tür ölümcül silah ve malzemenin üretimi devam edcektir, hem de her gün artarak. Silah üreten ülkelerin hükûmetleri, bütün silah fabrikaları kapatıldığında on milyonlarca işçinin işsiz kalacağını ve onların emeğiyle yaşayan aile mensuplarının aç-çıplak kalacaklarını ileri sürerken, aslında küresel sermayenin her yıl yüz milyarlarca dolar getiren böylesine kârlı bir işten vazgeçmeyeceği gerçeğini bilmelerine rağmen bunun sözünü hiç etmemektedirler Kendileri de aynı tanrıya kulluk ettiklerinden, savaşa samimiyetle karşı olmaları düşünülemez. Yüz milyonlarca insanın açlık çektiği, milyonlarcasının açlıktan öldüğü bilinen dünyamızda, her yıl silahlar için harcanan trilyonlarca dolarla, bırakınız tüm açları doyurmayı, bu miktarla yeryüzünde bir o kadar nüfusun daha beslenebileceği düşünülürse, sermayenin (paranın) ne denli acımasız ve gaddar olduğu bir kez daha anlaşılır -ki bu insanlığın en büyük ayıbıdır
    Marks'ın dediği gibi, kapitalist (ya da sermayedar) asılacağı ipi dahi kendisi sattığı için, nükleer silah üretiminde gerekli olan madde ve tekniklerin pazarlanmasının önüne geçilmesi mümkün değildir. Kuzey Kore ve İran atom bombası üretimi için gereken malzeme ve tekniği nereden ve nasıl elde etmişlerdir? Bu imkânlar yakında El Kaide, Taliban, Somali Deniz Korsanları ve daha başka savaşkan örgütlerin eline geçerse şaşılmamalıdır.
    Çok uzak olmayan bir gelecekte (en geç elli yıl sonra) yeryüzündeki devletlerin büyük çoğunluğunun atom bombasına sahip olacağını bilmek için kâhin olmak gerekmez. Bunu uzun vadede önlemenin imkânsızlığını ABD de biliyor, ama "süper silahlar üretimi tekeli"ne sahip olma imtiyazını mümkün olduğunca uzatmaya çalışıyor.
    İran'ın İslami fanatizm, Kuzey Kore'nin ise ideolojik (komünizm) fanatizm yüzünden her an atom bombası kullanabileceğini iddia eden ABD'nin, çıkarlarını konvensiyonel silahlarla koruyabilme umudunu yitirdiğinde nükleer silah kullanmayacağını kim garanti edebilir? Bugüne kadar savaşta kullanılan iki atom bombasını da patlatan ABD değil miydi? İran-Irak savaşı sırasında İran birliklerine karşı kullanılan ve daha sonra da Kürtleri yok etmek için kullanılan kimyasal silahları Saddam Hüseyin'e satan da gene aynı ABD değil miydi?

    Hâl böyle olunca, bugün atom (ya da hidrojen) bombasına sahip olan ülkelerin, bir gün çıkarlarını büyük tehlikede gördüklerinde bu silahları kullanmayacaklarını kim garanti edebilir?.. Devlet olarak varlığı kabul edilmek istenmeyen (bunun nedenleri ve doğruluğu veya yanlışlığı ayrı bir tartışma konusudur) İsrail'in, bir gün şiddetli bir korkuyla cinnete kapılıp atom bombası kullanmayacağını kim söyleyebilir
    Tüm kötülük ve acılar para tanrısının başının altından çıkmaktadır. Özelliklerini bildiğimiz insanın, günümüz dünyasının koşullarında bu tanrıya kölelik etmekten kurtulması imkânsız göründüğünden, esaret, haksızlık, sömürü, kan ve gözyaşı ve tüm bu kötülüklerin dayatılması için başvurulan savaşlar sürüp gidecektir.
    Ve yeryüzündeki hükûmetler, gerçek iktidar olan paranın, yani küresel sermayenin kulları olduklarına göre, her yıl daha yenisi ve daha ölümcülü üretilen silahların daha çok tüketilmesi için yüz binler, milyonlar "Para Tanrısı"nın sunağında kurban edileceklerdir.

    Bu metni kaleme aldıktan yaklaşık iki ay kadar sonra, ABD'nin en ciddi ve etkin gazetelerinden biri olan 'The New York Times' da, "bu yıl gerçkleştirilen silah satışının planlanan seviyeye ulaşmamasının ABD ekonomisinin gelişmesini frenleyeceği için, ülke ekonomisini olumsuz biçimde etkileyeceği" ve bu haberden bir hafta sonra da gene aynı gazetede "ABD'nin son günlerde, başta Suudi Arabistan olmak üzere Ortadoğu'ya yüz yirmi üç milyar dolarlık silah satış sözleşmeleri imzaladığı" şeklinde yayınlanan bilgiler, bu konudaki görüşlerimi -acı da olsa- bir kez daha doğruladı.

    (Bu metin 1 Ekim 2010'da güncelleştirilmiştir.)

    Hasan Denis Kalkan
    Alıntı




+ Yorum Gönder


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
barış konulu hikayeler,  barış konulu öyküler,  barış konulu hikaye,  barış temali hikaye