+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Masal ve Hikaye ve Eğitici Hikayeler Forumunda Yardımlaşma ile ilgili hikayeler Yardımlaşma Hikayeleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. MEGASXL
    Bayan Üye

    Yardımlaşma ile ilgili hikayeler Yardımlaşma Hikayeleri








    Yardımlaşma ile ilgili hikayeler Yardımlaşma Hikayeleri


    Bir kaç yil önce, Seattle Özel Olimpiyatlarinda, tümü
    fiziksel ve zihinsel özürlü olan dokuz yarismaci, 100 metre kosusu
    için baslama çizgisinde toplandilar
    Baslama isareti verilince, hepsi birlikte basladilar, bir hamlede
    baslamadilar belki, ama yarisi bitirmek ve kazanmak için istekliydiler
    Yarisa baslar baslamaz içlerinden genç bir delikanli
    tökezleyip yere üstü ve aglamaya basladi
    Diger sekiz kisi oglanin aglamasini duydular
    Yavasladilar ve geriye baktilar
    Sonra hepsi yönlerini degistirdiler ve geriye döndüler
    ve oglanin yanina geldiler
    içlerinden Down Sendrom’lu bir kiz egilip oglani öptü
    ve “Bu onun daha iyi olmasini saglar” dedi
    Sonra dokuzu birden kol kola girdiler ve bitis
    çizgisine dogru hep birlikte yürüdüler
    Stadyumdaki herkes ayaga kalkip dakikalarca onlari alkisladi
    Orada bulunan insanlar hala bu öyküyü anlatiyorlar
    Neden mi?
    Çünkü su tek seyi derinden bilmekteyiz : Bu hayatta önemli olan sey,
    kendimiz için kazanmaktan çok daha ötede olan bir seydir Bu hayatta
    önemli olan, yavaslamak ve yönünüzü degistirmek anl----- gelse bile
    digerlerinin de kazanmasi için yardim etmektir
    Kendisinden güçsüzü ezmeyi ilke edinen, daha güçlünün
    kendisini ezmesine davetiye çikarmis olur







  2. Ziyaretçi





    Yardımlaşma İle İlgili Güzel Bir Hikaye

    Soğuk bir kış gecesinde eve dönerken, sarhoşa benzeyen bir adam gördüm. Bir sağa bir sola yalpalıyordu. Ve yanındaki direğe sarılmıştı.

    Bir vitrine bakıyormuş gibi yaparak göz ucuyla onu seyrettim. Otuz yaşın üstünde olmalıydı. Kendisine biraz daha sokuldum. Üstü başı son derece temizdi. Yanından geçen bazı kişiler, yüksek sesle konuşarak içki içmenin kötülüğünden bahsediyor, bazıları da alay edip gülüyorlardı.

    Yavaşça yanına gidip:

    - İyi misiniz diye sordum. Bir ihtiyacınız var mı

    Dudaklarından, iniltiye benzeyen tek bir kelime çıktı:

    - Hastayım! .

    Düşmemesi için, bir kolumu beline dolayarak taksi beklemeye koyuldum. Akşam vakitlerinde kesilen kar yağışı tekrar başlamış ve yavaş yavaş buzlanmaya başlayan yollarda, birbiriyle yarışan sokak köpeklerinin dışında bir hayat emaresi kalmamıştı.

    Araba bulmaktan ümidimi kestiğim sırada, yanımda bir taksi duruverdi. Şoföre durumu anlatarak acele etmemiz gerektiğini söyledim. Hastamızı arka koltuğa yatırarak hastaneye götürdük ve verilen serum tamamlanana kadar başucunda bekledik.

    Nöbetçi doktor, hastayı en azından donmaktan kurtardığımızı ifade ediyor, genç adam ise, henüz konuşamadığı için, bize bakıp gülümsemekle yetiniyordu. Şoför de yanımdaydı Hastamız bir süre sonra kendine geldi. Onu tekrar arabaya bindirip evine götürdük.
    Hastamızın eşi, onun sık sık şeker komasına girdiğini bildiğinden müthiş bir paniğe kapılmış ve oğlunu da alarak sokağa fırlamıştı. Bizi görünce koşarak yanımıza geldiler ve büyük bir sevinç içinde kucaklaştılar.

    Saatlerce süren yorgunluğumuzdan eser bile kalmamış, bize nasıl teşekkür edeceğini şaşıran o ailenin mutluluğu karşısında gözlerimiz dolmuştu.

    Ellerimize sarılarak bizi uğurladıklarında, şoföre borcumu sordum.
    Başını sallayarak:

    -Borçlu değil, alacaklısın dostum! .. dedi. Çünkü böyle bir iyiliğe beni de ortak ettin. Ama belki de yirmi yıldır ağlamayı unutan bir adama bu güzel duyguyu hatırlattığın için, alacaklı duruma düştün.

    O mert adamla kucaklaşıp ayrılırken, gecenin ayazını hissetmiyor ve evime yürüyerek dönmek istiyordum.

    Kim bilir Belki de yolumun üzerinde, yardımımı bekleyen bir insan daha bulabilirdim.




  3. Ziyaretçi
    Yardımlaşma İle İlgili Hikâye

    Bir kaç yıl önce, Seattle Özel Olimpiyatlarında, tümü fiziksel ve zihinsel özürlü olan dokuz yarışmacı, 100 metre koşusu için başlama çizgisinde toplandılar. Başlama işareti verilince, hepsi birlikte başladılar, bir hamlede başlamadılar belki, ama yarışı bitirmek ve kazanmak için istekliydiler.

    Yarışa baslar başlamaz içlerinden genç bir delikanlı tökezleyip yere üstü ve ağlamaya başladı
    Diğer sekiz kişi oğlanın ağlamasını duydular. Yavaşladılar ve geriye baktılar
    Sonra hepsi yönlerini değiştirdiler ve geriye döndüler ve oğlanın yanına geldiler içlerinden Down Sendrom lu bir kız eğilip oğlanı öptü ve Bu onun daha iyi olmasını sağlar dedi
    Sonra dokuzu birden kol kola girdiler ve bitiş çizgisine doğru hep birlikte yürüdüler. Stadyumdaki herkes ayağa kalkıp dakikalarca onları alkışladı.
    Orada bulunan insanlar hala bu öyküyü anlatıyorlar.
    Neden mi
    Çünkü su tek şeyi derinden bilmekteyiz: Bu hayatta önemli olan şey, kendimiz için kazanmaktan çok daha ötede olan bir şeydir Bu hayatta önemli olan, yavaşlamak ve yönünüzü değiştirmek anlamına gelse bile
    diğerlerinin de kazanması için yardım etmektir.
    Kendisinden güçsüzü ezmeyi ilke edinen, daha güçlünün kendisini ezmesine davetiye çıkarmış olur.

    Yardım

    Askerliğini bitirmiş olan genç askerliğini yaptığı şehirden ailesini aradı:

    -Anne baba, eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum.

    -Memnuniyetle, onunla tanışmak isteriz, diye cevapladılar. Oğulları,


    -Bilmeniz gereken bir şey var diye devam etti.


    -Arkadaşım savaşta ağır yaralandı. Bir mayına bastı ve bir koluyla ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok ve onun gelip bizimle kalmasını istiyorum.

    -Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki onun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz.

    -Hayır. Anne, baba, onun bizimle yaşamasını istiyorum.

    -Oğlum, dedi babası, bizden ne istediğini bilmiyorsun. Onun gibi özürlü biri bize korkunç bir yük olur. Bizim kendi hayatımız var, bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır. Oğlu o anda telefonu kapattı. Ailesi ondan bir süre haber alamadı. Ama birkaç gün sonra, polisten bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu.

    Üzüntü dolu anne-baba oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler. Onu tanıdılar ve bilmedikleri bir şey daha öğrenince dehşete düştüler:
    Oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı.




  4. Ziyaretçi
    Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi
    Bu gülümsemeyle adam kendini daha iyi hissetti
    Yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı
    Hemen bir not yazdı ve yolladı
    Arkadaşı aldığı haberden çok mutlu oldu
    Her öğlen yemek yediği lokantada garson kadına yüklü bir bahşiş verdi
    Garson ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu Akşam eve giderken kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.
    Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki
    İki gündür boğazından tek lokma geçmemişti
    Karnını doyurduktan sonra, ıslık çalarak bodrum kattaki tek göz odasının yolunu tuttu
    Öyle neşeliydi ki bir saçak altı.nda titreyen köpek yavrusunu görünce, kucağına aldı, sevdi.
    Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için sevinçliydi.
    Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu durdu.
    Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar bastı
    Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki
    Önce fakir adam uyandı sonr.a bütün apartman halkı
    Anneler babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar
    Bütün bunların hepsi tek kuruşluk maliyeti olmayan bir TEBESSÜMÜN sonucuydu


    YÜZÜNÜZDEN TEBESSÜM HİÇ EKSİK OLMASIN

    ''Hadi oğlum, dersine çalışsana! '' dedi, yalvaran gözlerle annesi ''Bir gün'' dedi ve uyumasına devam etti çocuk

    Zaman su gibi akıp geçti Bir- iki yıl hazırlık kursu aldıktan sonra üniversiteye girebildi Bir gün fakülte arkadaşlarının; ''Bizimle cumaya gelmeye ne dersin?'' teklifine, ''Siz gidin bir gün olur ben de giderim'' diye kaçamak cevap verdi

    İkinci sınıfa geçmeden fakülteden atıldı, ''Bir gün'' olup da çalışmak nasip olmadığındanİşsiz güçsüz dolaşırken, bir arkadaşı elinden tutup onu bir işe yerleştirdi
    Gün geldi, evlendi, çocukları oldu Arkadaşı; '' Çocuklarına imandan, ahlâktan, kültürden bahsetsen, çok boş yetişiyorlar'' dediğinde, ''Daha küçükler, hele bir büyüsünler'' dedi

    Çocuklar büyüyüp, sorular sormaya başlayınca, onlara geçiştirici cevaplar vermeye çalıştı, ama bilgisizliğini bir türlü gizleyemedi, içinde bir eziklik hissetti Bildiği bir şey vardı, bilgisizliğini yenebilmesi için kitap okulmalıydı

    '' İnsan neydi, niçin vardı?'' Evvelâ bu mevzu ile alâkalı kitapları taradıBulduğu kitap sayısı bir düzineyi geçmişti Kasaya doğru ilerlerken, kitapların fiyatlarını şöyle bir hesapladı, olduğu yerde kaldı: ''Şimdi param az, elime toplu para geçecek nasıl olsa, o zaman gelir alırım'' diye tasarladı ve dönüp kitapları yerine bıraktı Eline para geçti ama kitapçıya uğramak aklına gelmedi

    Uzun bir aradan sonra işe giderken yolda sakat bir dilenci gördü, para vermek geldi içinden; ''Neyse?'' dedi, ''Dönüşte verebilirim''

    İşine yaklaşırken bir salâ sesi duydu, dikkat kesildi; meğer bir yakını vefat etmiş! İçine bir huzurszluk çöktü, ''Ya ölüm bir gün yakama yapışıverirse, zaten yaş da ilerlemekte'' diye düşündü Kendi kendine, ''Artık iç dünyama çeki düzen verme vakti gelmedi mi?'' diye sorducevabı, teredüdütsüz ''evet''ti ama işler de bu aralar hayli yoğundu, ''Hele bir yaza varalım tesisllerin açılışını yapalım, düşünürüz'' dedi yine Allah'ın günleri bitmezdi ya!

    Bir iş dönüşü gecekonduların arasından geçerken, çileli yılları geldi aklına bir burukluk hissetti

    Hay Allah! Bu gözyaşları da neyin nesi? Duygu selinin tazyikine daha fazla dayanamayıp, gözlerden sızan yaşlar, çağlayan oluverdiDermanı kalmayınca, çömelerek ağlamasını sürdürdü

    Tarifsiz hislerle çağladı ruhu, gözlerini silerek; '' Bunları kaleme almalıyım!'' diye mırıldandı Yine ''bir gün'' dedi; ''Gün gelir yazarım duygularımı''

    ''Gün olur bir aya değer''di ama, bilmeliydi ki, o güne ulaşabilmek için, her günün kadrini bilip çabaları kilometre taşı yapmalıydı

    ''Bir gün'' salâ sesiyle mahalle,sessizliğe büründü İşe giderken, dikkatsiz bir şoförün kullandığı arabanın çarpmasıyla hayatını kaybetmişti

  5. Ziyaretçi
    çook güzel yardımlaşma ile ilgili bir hikaye

    Bir kaç yil önce, Seattle Özel Olimpiyatlarinda, tümü
    fiziksel ve zihinsel özürlü olan dokuz yarismaci, 100 metre kosusu
    için baslama çizgisinde toplandilar.
    Baslama isareti verilince, hepsi birlikte basladilar, bir hamlede
    baslamadilar belki, ama yarisi bitirmek ve kazanmak için istekliydiler.

    Yarisa baslar baslamaz içlerinden genç bir delikanli
    tökezleyip yere üstü ve aglamaya basladi.
    Diger sekiz kisi oglanin aglamasini duydular.
    Yavasladilar ve geriye baktilar.
    Sonra hepsi yönlerini degistirdiler ve geriye döndüler
    ve oglanin yanina geldiler.
    içlerinden Down Sendrom’lu bir kiz egilip oglani öptü
    ve "Bu onun daha iyi olmasini saglar" dedi.
    Sonra dokuzu birden kol kola girdiler ve bitis
    çizgisine dogru hep birlikte yürüdüler.
    Stadyumdaki herkes ayaga kalkip dakikalarca onlari alkisladi.
    Orada bulunan insanlar hala bu öyküyü anlatiyorlar.
    Neden mi?
    Çünkü su tek seyi derinden bilmekteyiz : Bu hayatta önemli olan sey,
    kendimiz için kazanmaktan çok daha ötede olan bir seydir. Bu hayatta
    önemli olan, yavaslamak ve yönünüzü degistirmek anlamina gelse bile
    digerlerinin de kazanmasi için yardim etmektir.
    Kendisinden güçsüzü ezmeyi ilke edinen, daha güçlünün
    kendisini ezmesine davetiye çikarmis olur.

  6. Ziyaretçi
    Zengin İle Fakir Hikayesi

    Vaktiyle çok zengin bir adam vardı. O kadar zengindi ki. malının ve parasının hesabını bilmezdi. Yine de son derece cimriydi.

    Günlerden bir gün kapısına bir fakir geldi. yardım edeyim.

    — Allah . nzası için karnımı doyurun, diye yalvardı. Merhametsiz zengin:

    — Defol kapımdan. Çalışıp kazanacağın yerde dilen*mekten utanmıyor musun? Defol, dedim

    Fakir boynunu büktü.

    — Ne tuhaf. Hadi ben fakir olduğum için yüzümü bu*ruşturuyorum, . sen zengin olduğun halde gülmeyi, güzel söz söylemeyi unutmuşsun.

    — Defol dedim, defol..

    — Kibirlenme, ne fakirlik, ne zenginlik ebedidir.. Bir gün bütün malını kaybedip fakir olabileceğini hiç düşün*dün mü?

    Merhametsiz zengin . büsbütün sinirlendi. Hizmetçisine bağırdı:

    — Defet şu herifi başımdan! Hizmetçi ezile-büzüle fakiri kovdu. Bir kaç yıl geçti

    Merhametsiz cimri zenginin işleri bozuldu. Her şey ters gitmeye başladı. Sanki altını tutsa kömür oluyordu. Bütün parası kısa süre içinde erimiş, elinde avucunda hemen hiçbir şey kalmamıştı.

    Ve bir gün hizmetçisi karşısına dikildi:

    — Bana izin, dedi. Ücretimi veremediğin için yanında çalışamam. Kendime başka bir kapı aramalıyım.

    Eski zengin bağıra çağıra hizmetçiyi kovdu. . Hizmetçi gitti, merhametli bir zenginin yanında iş buldu. Yeni efendisi çok iyi kalpliydi. Kapısına gelen her fakirin kar*nım doyurur, elbise verir, cebine de bir miktar harçlık koyup duasını alır, öyle gönderirdi.

    Bir gün yine kapısına bir fakir geldi. Adam perişan haldeydi. Günlerce yemek yemediği ilk bakışta anlaşılı*yordu. Kapıdan elini uzattı:

    — Allah rızası için bir dilim ekmek verin.

    İyi yürekli, merhametli ve cömert zengin hizmetçisini çağırdı. Kapıdaki dilenciyi gösterip:

    — Yemek ver, diye emretti, sırtına elbise . giydir, cebine harçlık koy

    Hizmetçi kapıdaki dilenciye yemek götürdü. Ama yü*zünü görür görmez hayretler içinde kaldı. Efendisine koştu, nefes nefese:

    — Efendim, diye konuştu, kapıdaki dilenci kim biliyor musunuz?..

    — Kim?..

    — Benim eski efendim! Yanından ayrıldığım cimri zen*gin!..

    Merhametli zengin gülümsedi.

    — Ya beni tanıdın mı? diye sordu. Sen onun yanında çalışırken kapısına gelmiştim. Beni kovmanı söylemişti. Çalış ve kazan, dilenmeye utanmıyor musun? demişti. Allahın hikmetine bak ki o fakirleşti ben zengin oldum. Kimse servetine güvenmemeli, kimse de fakirliğinden utanmamalı. Allah herkesin Rabbidir, bol hazinesinden istediğine verir. Kul kendisine verilen serveti Allah yolun*da harcamalı

  7. Ziyaretçi
    Limon ağacı yardımlaşma hikayesi


    Zengin bir iş adamının bahçesinde, yan yana dikilen iki limon ağacı vardı. Mayıs ayı sonlarında açan limon çiçekleri, bütün bahçenin havasını bir anda değiştirir ve apartmanlara hapsedilmiş insanlara baharın geldiğini müjdelerdi. Ancak limon ağaçlarından biri, diğerinden cılız ve şekilsizdi. Bu yüzden büyük ağaç her fırsatta onu küçümser ve tepeden bakardı. Ev sahibi de küçük boylu limon ağacından ümit kesmiş görünüyordu. Ona göre ağaç, bu gidişle kuruyup ölecekti. Bu yüzden de onu fazla sulamaz ve bakımını yapmayı pek istemezdi.

    Günün birinde esen sert bir poyraz, karlı dağların yamaçlarındaki bir grup çiçek tohumunu iş adamının bahçesine uçurdu. Fakat bahçenin her tarafı parsellenmiş, sadece limon ağaçlarının altında yer kalmıştı. Bir an önce filizlenmek zorunda olan tohumlar, limon ağaçlarının yanına gelerek onların altında yeşermek için izin istedi.

    Büyük ağaç, iyice kasılarak:

    —Böyle bir şey asla mümkün olamaz, diye atıldı. Bler kuru kalmayı pek sevmeyiz. Eğer dibimde çoğalırsanız, suyu emip beni kurutursunuz.

    Aslında büyük ağacın çekindiği başka bir şey daha vardı. Çiçekler rengarenk açtıklarında, limon ağacının sarıya çalan beyaz çiçekleri sönük kalacak ve bahçe sahibinin gözündeki değeri azalabilecekti. Oysa ki ağacın, kendinden güzel olanlara hiç mi hiç tahammülü yoktu.

    Küçük ağaç, uzun boylu arkadaşının tohumlara verdiği cevabı beğenmemişti. Çünkü o, kendisine hayat verenin, o hayat için gerekli olan suyu da vereceğini çok iyi biliyordu. Bu yüzden, aklına bile gelmiyordu susuzluk.

    Tohumların teklifini kabul ederken:

    —Sizlerle birlikte olmak, bana mutluluk verir, dedi. Böylelikle yalnızlık da çekmeyiz.

    Büyük ağaç bu işten hoşlanmamıştı. Fakat küçük olanı:

    —Güzel yaratılanlardan kimseye zarar gelmez, diye tekrarlıyordu. Güzellerden güzellikler doğar sadece.

    Küçük limon ağacı altında filizlenen tohumlar, bir kaç hafta içinde cennet çiçekleri gibi açıp bütün bahçenin göz bebeği haline geldi. Bu arada ağaç, elinden geldiği kadar kendilerine yardımcı olmaya çalışıyor ve çiçeklerin sevdiği yarı güneşli ortamı sağlamak için, eski yapraklarını döküyordu.

    Çiçekler, kısa bir süre sonra mis gibi kokular yaymaya başladı. Bahçe sahibi, o ana kadar hiç duymadığı bu kokunun nereden geldiğini araştırdığında, davetsiz misafirleri bularak hayrete düştü. Adam, ancak rüyalarında görebildiği bu çiçeklerin güzelliğini devam ettirebilmek için sabahları artık daha erken kalkıyor ve onları en kaliteli gübrelerle besleyip bol bol suluyordu. Küçük limon ağacı, köklerinin en ince ayrıntılarına kadar ulaşan bu suları çiçeklerle birlikte içiyor ve büyük bir hızla serpilip büyüyordu.

    Çiçekleri sevgiyle kucaklayan ağaç, ertesi bahara kalmadan o civarın en büyük ağacı haline geldi ve birbirinden güzel . kelebeklerin ziyaret yeri oldu. Daha sonra da kendi çiçeklerini açarak bahçenin güzelliğine güzellik kattı.

    Şimdi küçük ve yalnız kalmış olan limon ağacı ise, komşusuna duyduğu kıskançlıkla için için kuruyordu.

  8. Ziyaretçi
    Bırakın Işığınız Yanık Kalsın



    Uzaklarda küçük bir kasabada genç bir adam kendi işini kurdu bu, iki caddenin köşesinde bir perakendeciydi. Adam dürüst ve dost canlısıydı, insanlar onu seviyorlardı. Ondan alışveriş yapıyorlar ve arkadaşlarına tavsiye ediyorlardı.Adam bir yıl içinde bir dükkandan, Amerikanın bir ucundan diğerine uzanan bir zincir oluşturdu.

    Bir gün hastalanıp hastaneye kaldırıldı. Doktorlar az zamanı kalmış olabileceğinden endişe ediyorlardı.Üç yetişkin çocuğunu yanına çağırdı ve onlara bir görev verdi:içinizden biri yıllar boyu uğraşarak kurduğum şirketimin başına geçecek. Hanginizin bunu hakkettiğine karar vermek için, her birinize birer dolar vereceğim. Şimdi gidip bu birer dolarla ne alabiliyorsanız alacaksınız, ama bu akşam geri döndüğünüzde paranızla aldığınız şey hastahane odamı bir uçtan bir uca doldurmalı. Çocuklar bu başarılı şirketi yönetme fırsatı karşısında heyecana kapıldılar. Üçü de şehre gidip parasını harcadı.

    Akşam geri döndüklerinde babaları sordu: "Birinci çocuğum, bir dolarla ne yaptın ?" Çocuk cevap verdi: "Arkadaşımın çiftliğine gittim, bir dolarımı verdim ve iki balya saman aldım. Sonra odadan dışarı çıktı, saman balyalarını getirdi, açtı ve havaya savurmaya başladı. Oda bir anda samanlarla dolmuştu. Ama biraz sonra samanların tamamı yere indi ancak babanın söylediği gibi odayı bir uçtan öbür uca dolduramadı.

    Adam sordu: "Peki ikinci çocuğum, sen paranla ne yaptın ?" Yorgancıya gittim. İki tane yastık aldım. Bunu söyleyen çocuk, yastıkları içeri getirdi, açtı ve tüyleri bütün odaya dağıttı. Zaman içinde bütün tüyler yere düştü, böylece oda yine dolmamıştı.

    "Sen üçüncü çocuğum, sen paranı ne yaptın ?" diye sordu adam. Dolarımı cebime koyup senin yıllar önceki dükkanın gibi bir dükkana gittim. Dükkanın sahibine parayı verdim ve bozmasını istedim. Dolarımın 50 centini İncil’de yazıldığı gibi çok değerli bir şeye verdim. 20 centini şehrimizdeki iki yardım kurumuna bağışladım. 20 centte kiliseye verdim.Böylece bir onluğum kaldı. Bununla iki şey aldım. Çocuk elini cebine atıp bir kibrit kutusu ve bir mum çıkardı.

    Işığı kapatıp mumu yakınca oda mumun yaydığı ışıkla dolmuştu. Oda samanla veya tüyle değil, bir uçtan öbür uca ışıkla dolmuştu. Baba memnundu; "Çok iyi oğlum. Bu . şirketin başına sen geçeceksin, çünkü yaşam hakkında çok önemli bir şeyi, ışığını yaymayı biliyorsun. Bu çok güzel.

  9. Ziyaretçi
    Bir Saatlik Dost Yardımlaşma hikayesi benden


    Hızlı bir çalışma temposunun ardından saatin beş olduğunu kat nöbetini devretmeye gelen hemşire arkadaşlar sayesinde fark etmiştik. Yoğun bir servisti çalıştığım servis çocuk servisleri hastanelerin en yoğun ve gurultulu olan servisleridir. Artık günün yoğunluğu geçmiş servis sessiz bir hal almıştı aksam tedavilerini henüz bitirmiş ofiste cay içmeye gitme telasındaydım. Çünkü günün ilk çayını içme fırsatı yakaladım diye kendi kendime düşünüyordum. Kep dağılmış sac bas karışmış yorgun bitkin bir haldeydim tedavi odasından çıktığımda.Aynada kendimi tanıyamadım ofise geldiğimde hemşire odasının telefonu çalıyordu.Oturduğum yerden büyük bir güçlükle
    ayağa kalktım ve telefona gittim karsıdaki ses acilde trafik yaralılarının olduğunu içlerinde çocuklarında bulunduğunu damar bulamadıklarından dolayı acile yardıma gelmemi söylüyordu. Tüm yorgunluğumu unutmuş hızla acil servisine yönelmiştim ki diğer telefonda nöbetçi hekimin icapçı beyin cerrahi hekimiyle gelip gelmeme konusundaki tartışmasını duydum. nöbetçi hekimin sesi ortalığı çınlatıyordu:

    - Ne yapalım? Bırakalım olsun mu bu insanlar? Gelmek zorundasınız!
    - Gittiğiniz davet beni ilgilendirmez! Nöbet değiştirseydiniz çok önemli bir davetti madem.
    - Siz Hipokrat yemini etmediniz mi ?


    Konuşma böyle sürüp giderken gelen asansöre binip koşarak acil servisine gittim. Her yer kan revan içinde ağlayan koşuşturan yakınını bulmaya çalışan bir yığın insan vardı bu kalabalıkta sağlıklı bir is nasıl yapılırdı bilmiyordum ama her kez elinden geleni birilerine bakma gayretini gösteriyordu. Acil serviste yatak kalmamış sedyelere insanlar yatırılıp ilk müdahale yapılıncaya kadar bekletiliyor yetersiz kalan personel yerine hastaları yukarı sevk edilen servise aileleri çıkartıyordu. Onca kazazede içinde basında kimsesi olmayan ama durumu da oldukça ağır 15-17 yas arası bir genç vardı gerekli müdahalesi yapılmış fakat sevk edildiği beyin cerrahi
    hekimi henüz görev yerine gelmediği için orada bekletiliyordu. Kendime ait serum ve tedavileri uyguladıktan sonra o çocuğun basına gidip konuşmaya başladım, konuştuklarımı anlıyor fakat cevap veremiyordu. Hayatinin son anlarını yasadığını görüyor ve yalnız olduğu için korkunç derecede üzülüyordum onu orada yalnız bırakamıyordum. Zaten ben onunla ilgilenirken acil servis boşalmış tüm hastalar gerekli servislere dağıtılmıştı. genç iyice kotu olmuştu ellerimi sımsıkı tutuyordu bırakma dercesine gözlerinden yaslar süzüldükçe kendimi bende tutamaz hale gelmiştim eğildim yanaklarından öptüm.
    - . Bırakmayacağım seni sakin ol üzülme sakin diyordum Hiç tanımadığım daha önce hiç görmediğim bu insana anlatılmaz bir yakınlık hissediyor sanki onun acısının aynisini çekiyordum. çok acı çekiyordu hem yalnızlığından hem de geçirmiş olduğu beyin travmasından. Ne kadar sure daha onunla kaldığımı hatırlamıyorum o artık aramızda değildi bu dünyayı terk etmişti ve ben gelmeyen doktoru suçluyor içimden lanetler yağdırıyordum. Derken beyin cerrahi hekimi gelmişti hastanın daha doğrusu x (ölmüş) gencin üzerindeki çarşafı almamı söyledi. çarşafı kaldırdığımda doktorun hiç bir şey söyleme fırsatı olmadan yere düştüğünü gördüm .Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum
    yemekli bir davetten gelmişti acaba çok mu sarhoştu ye da . kalp krizimi geçiriyordu diye düşünürken diğer hekim arkadaşları olaya müdahale etmişlerdi bile. ölen o gencecik insanin babasıydı bu doktor ve kendi evladının tedavisi için çok geç kalmıştı ne yazık ki. kotu günde oğlunun acısıyla felç geçirmiş ve görevine yeniden dönememişti.

  10. Ziyaretçi
    hariha gerçekten harika. işime yaradı sağolun. hoca notu verir kesin

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
yardımlaşma ile ilgili hikayeler,  yardımlaşma ile ilgili hikaye,  yardımlaşmayla ilgili hikaye,  yardımlaşma ile ilgili hikaye kısa