+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ders Notları Forumunda Görsel sanatta strüktür nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Görsel sanatta strüktür nedir









  2. Gülcan
    Bayan Üye





    görsel sanatta strüktür nedir

    strüktür nedir


    Resmin biçimsel tasarımı çizgilerin, biçimlerin, renklerin, tonların, doku özelliklerinin anlatımcı bir düzen içinde bir araya getirilmesiyle oluşur. Renklerin ve imgelerin bir araya getirilmesi içerik açısından betimsel ya da simgesel anlamlar taşıyabilir. Ama bir duyguyu, uyumu, gerilimi ya da mekân, hacim, hareket, ışık gibi görsel kavramlan yansıtmada, içerikten çok renk ve biçimin ilişkisi önem kazanır.

    Çizgi, içerdiği anlatım gücüyle resmin önemli öğelerinden biridir, ince, kalın, düz, ke**** doğru, eğri, dalgalı, kırık çizgiler yineleme ya da karşıtlık duygusu uyandırmak amacıyla kullanılır. Çizgilerin arasındaki alanların değişik renk ve tonlarla boyanması ise hacim, ağırlık, mekân içindeki konum, doku gibi nitelikleri belirler.

    Biçim ve kütle de kompozisyonun oluşmasında önemli bir öğedir. Çocukların, içgüdüsel olarak gördüklerini geometrik biçimlerle ifade etme yöntemini Paul Klee ya da Jean Dubuffet gibi bazı çağdaş sanatçılar da benimsemiştir. Bir kare ya da daire, bakışı kendi merkezine doğru çeker. Bir ikizkenar üçgen sağlamlık duygusu uyandırır, buna karşılık tepesi üstünde duran bir üçgen dengesiz bir durumu belirtir. Elipsler, paralelkenarlar, dikdörtgenler süreklilik, durağanlık duyguları verir. Biçim ve kütleler arasında kalan boşluklar da kompozisyona katkıda bulunacak biçimde değerlendirilir.




  3. Ziyaretçi
    görsel sanatlarda strüktürü en az 5 sayfa olacak şekilde ve kaynak göstererek araştırmam lazım lütfen yardım edin




  4. Asel
    Bayan Üye
    görsel sanatta strüktür nedir


    Jenetik Strüktüralizm (Post-strüktüralizm)

    Post-strüktüralizm ya da jenetik (gdn strüktüralizm, 1950’lerden itibaren, özellikle Pierre Bourdieu’nin temeli strüktüralizme dayanan orijinal çalışmalarıyla şekillenen bir teoridir. Günümüz Fransız sosyolojisinin önemli bir temsilcisi olan Bourdieu, birbirlerine zıt konumlarda olan Marx, Durkheim ve Weber’i sentezleyerek “yapısalcı yapımcılık” (constructivisme structuraliste) adını verdiği kendi sosyoloji anlayışını geliştirmiştir. Bourdieu teorisini şöyle özetler: “Çalışmamın hususiyetlerini iki kelime ile ifade et mem gerekirse… “strüktüralist yapımcılık” veya “yapımcı strüktüralizm” diyebilirim. Burada ‘strüktüralizm’ sözcüğünü, Sausser’ci ya da L geleneğin ona yüklediği anlamdan çok farklı bir anlamda kullanıyorum. ‘Strüktüralizm’ veya ‘strüktüralist’ sözcüğü ile kasdettiğim; sosyal dünyanın kendisinde, sadece dil, efsaneler.. ve benzeri sembolik sistemlerinde değil, ajanların** istek ve arzularından ayrı, onların hareketlerini ve temsillerini engelleme veya yönlendirme yeteneği olan objektif yapıların da olduğudur. ‘Yapımcılık’ (constructivisme) sözcüğü ile de, ‘habitus’ adını verdiğim, algı, düşünce ve eylem şemalarının meydana getirdiği bir ‘sosyal oluş’un varlığını belirtmek istiyorum…”

    Görüldüğü üzere Bourdieu, temelde Ldvi-Strauss’u takip ederek, “alan” (champ) adını verdiği sosyal ilişkilerin yapısına, bireylerin tutum ve davranışlarından daha çok önem vermektedir. L farkı, “alan”a

    -yapıya- ilaveten “habitus”un varlığını göstermesidir. Ona göre “alan” ile “habitus” arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Alan habitusu yapılandırmakta, habitus da alanın anlam ve değer yüklü belirli bir dünya olarak şekillenme sine katkıda bulunmaktadır. Dikkat edilirse Bourdieu’nün, strüktüralizmin “yapı”ya verdiği önem nedeniyle sosyal değişmenin izahında yetersiz kalan yönünü, “habitus”la aşmaya çalışmaktadır.

    Habitüs, tıp dilinde, vücudun dışarıya yansıyan tutumunu, davranış ve mimiklerini, hatta nefes alış biçimini ifade eden bir terimdir. Bourdieu tarafından, sosyal ajanların toplumsal köklerinden ve statülerinden kaynaklanan ‘oluş’ biçimlerini belirtmek amacıyla sosyoloji diline taşınmıştır. Bireylerin sosyal faaliyetlerini yönlendiren içsel eğilimlerin tamamını ifade eder. Başka bir deyişle, “belli bir zaman ve mekana ait sosyal koşulların kafamıza yerleştirdiği kazanılmış niteliklerin, algı, takdir ve eylem şemalarının bütünü” şeklinde de tanımlanabilir.

    Bourdieu ise, kavram hakkında, ‘habitude’ (alışkanlık) sözcüğü ile eşanlamlı algılanma yanlışının da önünü almaya yönelik şu açıklamayı yapar:

    “Habitus kavramı, ‘alışkanlık’ terimini çağrıştıran şeylerle ilgili görünürken, esas olarak bir hususda ondan ayrılır. ‘Habitüs’, kelimenin kendisinden de anlaşılacağı gibi, kişi tarafından benimsenen, kalıcı bir tarzda benliğin bir parçası olan şeylerdir. Yani kavram, tarihi bir süreçle ilişkilidir. Ama bu tarih, ferdin tarihi, yani özgeçmişiyle al halde, niçin ‘alışkanlık’ demiyoruz? ‘Alışkanlık’, tekrarlayıcı, mekanik, otomatik, üretici olmaktan çok üretilen şeyleri çağrıştırıyor. Ben ise ısrarla, ‘habitüs’ün üretici (gdndrateur) bir şey Olduğu görüşündeyim. ‘Habitüs’, daha hızlı ilerlemeye yönelik, faali yetin objektif mantığını üretmeye yarayan, fakat aynı zamanda, bir değişmeye de yol açan bir vasıtadır. Kendimize özgü üretimlerimizi yapmamızı sağlayan değişimci araçlar (machines) alanıdır. Ne var ki, üretim durumlarını tanıma dan ürünleri tanımaya geçiş, basitçe ve mekaniki olamayacağından, ‘habitüs’ün izafi olarak önceden görülmesi mümkün değildir.”

    Bourdieu’nün “habitus” kavramı, sosyal ajanların sosyal sistemin kurallarına tam anlamıyla uymayıp, “stratejiler” geliştirme kapasitesinde olduklarını göstermekte, böylece değişme olgusunu açıklamaya katkıda bulunan bir açılım sağlamaktadır. Ama habitusun “alan” -yapı- tarafından belirlenen karakteri nedeniyle, eylem/yapı ikilemi açısından bakıldığında Bourdieu’ nün “yapı”ya ağırlık verdiği görülür. Bu özellikleri nedeniyle bazı sosyologlar, klasik strüktüralizmin sınırlarını aşan bu teoriyi “post-strüktüralizm” olarak isimlendirmişler; bazıları ise, öncekini “mekanik strüktüralizm”, Bourdieu strüktüralizmini de “jenetik strüktüralizm” olarak adlandırmayı tercih etmişlerdir.

    Sosyolojinin pek çok alanında önemli çalışmalara imza atmış olan Bourdieu, yukarıda ifade edilen yaklaşımını, sosyolojik bilginin niteliği üze rinde duran “metasosyoloji” ya da “sosyolojinin sosyolojisi” adı verilen alana da götürür. Sosyolojik bilgi madem ki sosyal bir üretimdir; o halde kaçınılmaz olarak kendisini önceleyen alanların -sosyal yapının- şekillendirdiği bir bilgi olacaktır. Görüldüğü üzere Bourdieu bu noktada strüktüralizmin pozitivist niteliğinden uzaklaşarak, bilgiyi sosyal yapı analizinin içine yerleştiren sosyolojik bir fenomenolojiye yönelmektedir.

    Bourdieu’nün teorisinin bir diğer yönü de, sosyal sınıflar ve tahakküm ilişkileri üzerinde durması ve bunu çeşitli saha araştırmalarıyla ortaya koymasıdır. Ütopik sosyalistlerden, Marx ve Sorel’e kadar uzanan bir tarihi olan bu yaklaşıma Bourdieu’nün orijinal katkısı, tahakküm ilişkisinin temeline ekonomiyi değil, kültürel pratikleri ifade eden “semboller”i yerleştirmesidir. Mekanik ve jenetik strüktüralizmler arasındaki temel farklılık; sosyal yapı ile sembolik yapıların özdeş kabul edilip edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Mekanik strüktüralizm bu iki yapıyı özdeş kabul eder ya da birbirine karıştırırken; jenetik strüktüralizm ikisini ayrı ayrı incelemekte ve aralarına gizlenmiş olan sayısız ilişkiyi sorgulamaya çalışmaktadır. Bourdieu’ nün kültürel pratiklerle kendini gösteren “sembolik” alana yaptığı vurgu, Marksist teori den uzaklaşarak Weber’e yaklaşmasını sağlamaktadır.

    ‘Semboller’ kavramı, esas olarak, pozitivist toplum anlayışının “doğal toplum” n kabul etmeyen, yorumsamacı (hermeneutic) yaklaşımın “sembolik toplum” modeline dayanmaktadır. Bilindiği üzere, doğal toplum modeli, sosyal sistemin doğal dürtü ve zorunluluklarla şekillendiğini, toplum hayatındaki değerler silsilesinin faaliyet alanlarının bir türevi Olduğunu ileri süren bir modeldir. Sembolik toplum modeli ise, değerler ve anlamlara öncelik tanıyan; sosyal yapının kültürel öğelerini, fertlerin günlük hayatı yorum lamasını sağlayan değer ve anlamlar bütünü olarak gören bir yaklaşımdır. Toplumun anlaşılması güç olan karmaşık yapısının bir sonucu olarak, insanlarda var olan somutlaştırma ve basite indirgeme eğilimi, onlara bir dizi sem boller verilerek karşılanır. “Semboller zihni kurgulardır: insanlara anlamlandırma araçları sağlarlar. Bunu yaparken de, kendileri için topluluğun sahip olduğu özel anlamları ifade etmenin yollarını da belirlerler.”

    Sosyal hayatı algılama ve anlamlandırma aracı olan ‘semboller’ Bourdieu’nün, klasik Marksist söylemi aşmasını sağlayan araçlardır. Marksist söyleme göre iktisadi alandaki farklılıklarla birbirinden ayrılan ‘hükmedenler’ ile ‘hükmedilenler’ ve aralarında cereyan eden ‘çatışma’, işin sadece bir boyu tudur. Halbuki, esas mücadele sembolik alanda olmakta; ve bu mücadele, ‘keyfi iktidar’ın keyfiliğini görünmez hale getirmekte ve tahakkümü ‘meşru tahakküm’ haline dönüştürmeye yaramaktadır.”

    Yine Bourdieu, toplumsal alanın objektif bir varlığının olduğunu kabul etmekte, spekülayon yapmak yerine, istatistik yöntemlerle bu varlığı ortaya çıkarmaya çalışarak sosyolojiyi bir bilim olarak yeniden inşa etmek istemektedir. Bu özelliğiyle Durkheim’e yakın olduğu görülen Bourdieu, bütünleşme ve anomi gibi kavramlara ilgi göstermemesiyle ondan uzaklaşmaktadır.

    Görüldüğü üzere jenetik strüktüralizm, Marx’tan sınıf ve tahakküm iliş kilerini, Weber’den bireyi ve kültürel pratiklerini, Durkheim’den yapının ob jektif varlığını ve belirleyici gücünü alan, bunları strüktüralizm temelinde özgürce birleştiren bir teoridir.

    Jenetik Strüktüralizm (Post-strüktüralizm)

    Post-strüktüralizm ya da jenetik (gdn strüktüralizm, 1950’lerden itibaren, özellikle Pierre Bourdieu’nin temeli strüktüralizme dayanan orijinal çalışmalarıyla şekillenen bir teoridir. Günümüz Fransız sosyolojisinin önemli bir temsilcisi olan Bourdieu, birbirlerine zıt konumlarda olan Marx, Durkheim ve Weber’i sentezleyerek “yapısalcı yapımcılık” (constructivisme structuraliste) adını verdiği kendi sosyoloji anlayışını geliştirmiştir. Bourdieu teorisini şöyle özetler: “Çalışmamın hususiyetlerini iki kelime ile ifade et mem gerekirse… “strüktüralist yapımcılık” veya “yapımcı strüktüralizm” diyebilirim. Burada ‘strüktüralizm’ sözcüğünü, Sausser’ci ya da L geleneğin ona yüklediği anlamdan çok farklı bir anlamda kullanıyorum. ‘Strüktüralizm’ veya ‘strüktüralist’ sözcüğü ile kasdettiğim; sosyal dünyanın kendisinde, sadece dil, efsaneler.. ve benzeri sembolik sistemlerinde değil, ajanların** istek ve arzularından ayrı, onların hareketlerini ve temsillerini engelleme veya yönlendirme yeteneği olan objektif yapıların da olduğudur. ‘Yapımcılık’ (constructivisme) sözcüğü ile de, ‘habitus’ adını verdiğim, algı, düşünce ve eylem şemalarının meydana getirdiği bir ‘sosyal oluş’un varlığını belirtmek istiyorum…”

  5. Asel
    Bayan Üye
    Görüldüğü üzere Bourdieu, temelde Ldvi-Strauss’u takip ederek, “alan” (champ) adını verdiği sosyal ilişkilerin yapısına, bireylerin tutum ve davranışlarından daha çok önem vermektedir. L farkı, “alan”a

    -yapıya- ilaveten “habitus”un varlığını göstermesidir. Ona göre “alan” ile “habitus” arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Alan habitusu yapılandırmakta, habitus da alanın anlam ve değer yüklü belirli bir dünya olarak şekillenme sine katkıda bulunmaktadır. Dikkat edilirse Bourdieu’nün, strüktüralizmin “yapı”ya verdiği önem nedeniyle sosyal değişmenin izahında yetersiz kalan yönünü, “habitus”la aşmaya çalışmaktadır.

    Habitüs, tıp dilinde, vücudun dışarıya yansıyan tutumunu, davranış ve mimiklerini, hatta nefes alış biçimini ifade eden bir terimdir. Bourdieu tarafından, sosyal ajanların toplumsal köklerinden ve statülerinden kaynaklanan ‘oluş’ biçimlerini belirtmek amacıyla sosyoloji diline taşınmıştır. Bireylerin sosyal faaliyetlerini yönlendiren içsel eğilimlerin tamamını ifade eder. Başka bir deyişle, “belli bir zaman ve mekana ait sosyal koşulların kafamıza yerleştirdiği kazanılmış niteliklerin, algı, takdir ve eylem şemalarının bütünü” şeklinde de tanımlanabilir.

    Bourdieu ise, kavram hakkında, ‘habitude’ (alışkanlık) sözcüğü ile eşanlamlı algılanma yanlışının da önünü almaya yönelik şu açıklamayı yapar:

    “Habitus kavramı, ‘alışkanlık’ terimini çağrıştıran şeylerle ilgili görünürken, esas olarak bir hususda ondan ayrılır. ‘Habitüs’, kelimenin kendisinden de anlaşılacağı gibi, kişi tarafından benimsenen, kalıcı bir tarzda benliğin bir parçası olan şeylerdir. Yani kavram, tarihi bir süreçle ilişkilidir. Ama bu tarih, ferdin tarihi, yani özgeçmişiyle al halde, niçin ‘alışkanlık’ demiyoruz? ‘Alışkanlık’, tekrarlayıcı, mekanik, otomatik, üretici olmaktan çok üretilen şeyleri çağrıştırıyor. Ben ise ısrarla, ‘habitüs’ün üretici (gdndrateur) bir şey Olduğu görüşündeyim. ‘Habitüs’, daha hızlı ilerlemeye yönelik, faali yetin objektif mantığını üretmeye yarayan, fakat aynı zamanda, bir değişmeye de yol açan bir vasıtadır. Kendimize özgü üretimlerimizi yapmamızı sağlayan değişimci araçlar (machines) alanıdır. Ne var ki, üretim durumlarını tanıma dan ürünleri tanımaya geçiş, basitçe ve mekaniki olamayacağından, ‘habitüs’ün izafi olarak önceden görülmesi mümkün değildir.”

    Bourdieu’nün “habitus” kavramı, sosyal ajanların sosyal sistemin kurallarına tam anlamıyla uymayıp, “stratejiler” geliştirme kapasitesinde olduklarını göstermekte, böylece değişme olgusunu açıklamaya katkıda bulunan bir açılım sağlamaktadır. Ama habitusun “alan” -yapı- tarafından belirlenen karakteri nedeniyle, eylem/yapı ikilemi açısından bakıldığında Bourdieu’ nün “yapı”ya ağırlık verdiği görülür. Bu özellikleri nedeniyle bazı sosyologlar, klasik strüktüralizmin sınırlarını aşan bu teoriyi “post-strüktüralizm” olarak isimlendirmişler; bazıları ise, öncekini “mekanik strüktüralizm”, Bourdieu strüktüralizmini de “jenetik strüktüralizm” olarak adlandırmayı tercih etmişlerdir.

    Sosyolojinin pek çok alanında önemli çalışmalara imza atmış olan Bourdieu, yukarıda ifade edilen yaklaşımını, sosyolojik bilginin niteliği üze rinde duran “metasosyoloji” ya da “sosyolojinin sosyolojisi” adı verilen alana da götürür. Sosyolojik bilgi madem ki sosyal bir üretimdir; o halde kaçınılmaz olarak kendisini önceleyen alanların -sosyal yapının- şekillendirdiği bir bilgi olacaktır. Görüldüğü üzere Bourdieu bu noktada strüktüralizmin pozitivist niteliğinden uzaklaşarak, bilgiyi sosyal yapı analizinin içine yerleştiren sosyolojik bir fenomenolojiye yönelmektedir.

    Bourdieu’nün teorisinin bir diğer yönü de, sosyal sınıflar ve tahakküm ilişkileri üzerinde durması ve bunu çeşitli saha araştırmalarıyla ortaya koymasıdır. Ütopik sosyalistlerden, Marx ve Sorel’e kadar uzanan bir tarihi olan bu yaklaşıma Bourdieu’nün orijinal katkısı, tahakküm ilişkisinin temeline ekonomiyi değil, kültürel pratikleri ifade eden “semboller”i yerleştirmesidir. Mekanik ve jenetik strüktüralizmler arasındaki temel farklılık; sosyal yapı ile sembolik yapıların özdeş kabul edilip edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Mekanik strüktüralizm bu iki yapıyı özdeş kabul eder ya da birbirine karıştırırken; jenetik strüktüralizm ikisini ayrı ayrı incelemekte ve aralarına gizlenmiş olan sayısız ilişkiyi sorgulamaya çalışmaktadır. Bourdieu’ nün kültürel pratiklerle kendini gösteren “sembolik” alana yaptığı vurgu, Marksist teori den uzaklaşarak Weber’e yaklaşmasını sağlamaktadır.

    ‘Semboller’ kavramı, esas olarak, pozitivist toplum anlayışının “doğal toplum” n kabul etmeyen, yorumsamacı (hermeneutic) yaklaşımın “sembolik toplum” modeline dayanmaktadır. Bilindiği üzere, doğal toplum modeli, sosyal sistemin doğal dürtü ve zorunluluklarla şekillendiğini, toplum hayatındaki değerler silsilesinin faaliyet alanlarının bir türevi Olduğunu ileri süren bir modeldir. Sembolik toplum modeli ise, değerler ve anlamlara öncelik tanıyan; sosyal yapının kültürel öğelerini, fertlerin günlük hayatı yorum lamasını sağlayan değer ve anlamlar bütünü olarak gören bir yaklaşımdır. Toplumun anlaşılması güç olan karmaşık yapısının bir sonucu olarak, insanlarda var olan somutlaştırma ve basite indirgeme eğilimi, onlara bir dizi sem boller verilerek karşılanır. “Semboller zihni kurgulardır: insanlara anlamlandırma araçları sağlarlar. Bunu yaparken de, kendileri için topluluğun sahip olduğu özel anlamları ifade etmenin yollarını da belirlerler.”

    Sosyal hayatı algılama ve anlamlandırma aracı olan ‘semboller’ Bourdieu’nün, klasik Marksist söylemi aşmasını sağlayan araçlardır. Marksist söyleme göre iktisadi alandaki farklılıklarla birbirinden ayrılan ‘hükmedenler’ ile ‘hükmedilenler’ ve aralarında cereyan eden ‘çatışma’, işin sadece bir boyu tudur. Halbuki, esas mücadele sembolik alanda olmakta; ve bu mücadele, ‘keyfi iktidar’ın keyfiliğini görünmez hale getirmekte ve tahakkümü ‘meşru tahakküm’ haline dönüştürmeye yaramaktadır.”

    Yine Bourdieu, toplumsal alanın objektif bir varlığının olduğunu kabul etmekte, spekülayon yapmak yerine, istatistik yöntemlerle bu varlığı ortaya çıkarmaya çalışarak sosyolojiyi bir bilim olarak yeniden inşa etmek istemektedir. Bu özelliğiyle Durkheim’e yakın olduğu görülen Bourdieu, bütünleşme ve anomi gibi kavramlara ilgi göstermemesiyle ondan uzaklaşmaktadır.

    Görüldüğü üzere jenetik strüktüralizm, Marx’tan sınıf ve tahakküm iliş kilerini, Weber’den bireyi ve kültürel pratiklerini, Durkheim’den yapının ob jektif varlığını ve belirleyici gücünü alan, bunları strüktüralizm temelinde özgürce birleştiren bir teoridir.

  6. Asel
    Bayan Üye
    Jenetik Strüktüralizm (Post-strüktüralizm)


    Post-strüktüralizm ya da jenetik (gdn strüktüralizm, 1950’lerden itibaren, özellikle Pierre Bourdieu’nin temeli strüktüralizme dayanan orijinal çalışmalarıyla şekillenen bir teoridir. Günümüz Fransız sosyolojisinin önemli bir temsilcisi olan Bourdieu, birbirlerine zıt konumlarda olan Marx, Durkheim ve Weber’i sentezleyerek “yapısalcı yapımcılık” (constructivisme structuraliste) adını verdiği kendi sosyoloji anlayışını geliştirmiştir. Bourdieu teorisini şöyle özetler: “Çalışmamın hususiyetlerini iki kelime ile ifade et mem gerekirse… “strüktüralist yapımcılık” veya “yapımcı strüktüralizm” diyebilirim. Burada ‘strüktüralizm’ sözcüğünü, Sausser’ci ya da L geleneğin ona yüklediği anlamdan çok farklı bir anlamda kullanıyorum. ‘Strüktüralizm’ veya ‘strüktüralist’ sözcüğü ile kasdettiğim; sosyal dünyanın kendisinde, sadece dil, efsaneler.. ve benzeri sembolik sistemlerinde değil, ajanların** istek ve arzularından ayrı, onların hareketlerini ve temsillerini engelleme veya yönlendirme yeteneği olan objektif yapıların da olduğudur. ‘Yapımcılık’ (constructivisme) sözcüğü ile de, ‘habitus’ adını verdiğim, algı, düşünce ve eylem şemalarının meydana getirdiği bir ‘sosyal oluş’un varlığını belirtmek istiyorum…”

    Görüldüğü üzere Bourdieu, temelde Ldvi-Strauss’u takip ederek, “alan” (champ) adını verdiği sosyal ilişkilerin yapısına, bireylerin tutum ve davranışlarından daha çok önem vermektedir. L farkı, “alan”a

    -yapıya- ilaveten “habitus”un varlığını göstermesidir. Ona göre “alan” ile “habitus” arasında karşılıklı bir ilişki vardır. Alan habitusu yapılandırmakta, habitus da alanın anlam ve değer yüklü belirli bir dünya olarak şekillenme sine katkıda bulunmaktadır. Dikkat edilirse Bourdieu’nün, strüktüralizmin “yapı”ya verdiği önem nedeniyle sosyal değişmenin izahında yetersiz kalan yönünü, “habitus”la aşmaya çalışmaktadır.

    Habitüs, tıp dilinde, vücudun dışarıya yansıyan tutumunu, davranış ve mimiklerini, hatta nefes alış biçimini ifade eden bir terimdir. Bourdieu tarafından, sosyal ajanların toplumsal köklerinden ve statülerinden kaynaklanan ‘oluş’ biçimlerini belirtmek amacıyla sosyoloji diline taşınmıştır. Bireylerin sosyal faaliyetlerini yönlendiren içsel eğilimlerin tamamını ifade eder. Başka bir deyişle, “belli bir zaman ve mekana ait sosyal koşulların kafamıza yerleştirdiği kazanılmış niteliklerin, algı, takdir ve eylem şemalarının bütünü” şeklinde de tanımlanabilir.

    Bourdieu ise, kavram hakkında, ‘habitude’ (alışkanlık) sözcüğü ile eşanlamlı algılanma yanlışının da önünü almaya yönelik şu açıklamayı yapar:

    “Habitus kavramı, ‘alışkanlık’ terimini çağrıştıran şeylerle ilgili görünürken, esas olarak bir hususda ondan ayrılır. ‘Habitüs’, kelimenin kendisinden de anlaşılacağı gibi, kişi tarafından benimsenen, kalıcı bir tarzda benliğin bir parçası olan şeylerdir. Yani kavram, tarihi bir süreçle ilişkilidir. Ama bu tarih, ferdin tarihi, yani özgeçmişiyle al halde, niçin ‘alışkanlık’ demiyoruz? ‘Alışkanlık’, tekrarlayıcı, mekanik, otomatik, üretici olmaktan çok üretilen şeyleri çağrıştırıyor. Ben ise ısrarla, ‘habitüs’ün üretici (gdndrateur) bir şey Olduğu görüşündeyim. ‘Habitüs’, daha hızlı ilerlemeye yönelik, faali yetin objektif mantığını üretmeye yarayan, fakat aynı zamanda, bir değişmeye de yol açan bir vasıtadır. Kendimize özgü üretimlerimizi yapmamızı sağlayan değişimci araçlar (machines) alanıdır. Ne var ki, üretim durumlarını tanıma dan ürünleri tanımaya geçiş, basitçe ve mekaniki olamayacağından, ‘habitüs’ün izafi olarak önceden görülmesi mümkün değildir.”

    Bourdieu’nün “habitus” kavramı, sosyal ajanların sosyal sistemin kurallarına tam anlamıyla uymayıp, “stratejiler” geliştirme kapasitesinde olduklarını göstermekte, böylece değişme olgusunu açıklamaya katkıda bulunan bir açılım sağlamaktadır. Ama habitusun “alan” -yapı- tarafından belirlenen karakteri nedeniyle, eylem/yapı ikilemi açısından bakıldığında Bourdieu’ nün “yapı”ya ağırlık verdiği görülür. Bu özellikleri nedeniyle bazı sosyologlar, klasik strüktüralizmin sınırlarını aşan bu teoriyi “post-strüktüralizm” olarak isimlendirmişler; bazıları ise, öncekini “mekanik strüktüralizm”, Bourdieu strüktüralizmini de “jenetik strüktüralizm” olarak adlandırmayı tercih etmişlerdir.

    Sosyolojinin pek çok alanında önemli çalışmalara imza atmış olan Bourdieu, yukarıda ifade edilen yaklaşımını, sosyolojik bilginin niteliği üze rinde duran “metasosyoloji” ya da “sosyolojinin sosyolojisi” adı verilen alana da götürür. Sosyolojik bilgi madem ki sosyal bir üretimdir; o halde kaçınılmaz olarak kendisini önceleyen alanların -sosyal yapının- şekillendirdiği bir bilgi olacaktır. Görüldüğü üzere Bourdieu bu noktada strüktüralizmin pozitivist niteliğinden uzaklaşarak, bilgiyi sosyal yapı analizinin içine yerleştiren sosyolojik bir fenomenolojiye yönelmektedir.

    Bourdieu’nün teorisinin bir diğer yönü de, sosyal sınıflar ve tahakküm ilişkileri üzerinde durması ve bunu çeşitli saha araştırmalarıyla ortaya koymasıdır. Ütopik sosyalistlerden, Marx ve Sorel’e kadar uzanan bir tarihi olan bu yaklaşıma Bourdieu’nün orijinal katkısı, tahakküm ilişkisinin temeline ekonomiyi değil, kültürel pratikleri ifade eden “semboller”i yerleştirmesidir. Mekanik ve jenetik strüktüralizmler arasındaki temel farklılık; sosyal yapı ile sembolik yapıların özdeş kabul edilip edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Mekanik strüktüralizm bu iki yapıyı özdeş kabul eder ya da birbirine karıştırırken; jenetik strüktüralizm ikisini ayrı ayrı incelemekte ve aralarına gizlenmiş olan sayısız ilişkiyi sorgulamaya çalışmaktadır. Bourdieu’ nün kültürel pratiklerle kendini gösteren “sembolik” alana yaptığı vurgu, Marksist teori den uzaklaşarak Weber’e yaklaşmasını sağlamaktadır.

    ‘Semboller’ kavramı, esas olarak, pozitivist toplum anlayışının “doğal toplum” n kabul etmeyen, yorumsamacı (hermeneutic) yaklaşımın “sembolik toplum” modeline dayanmaktadır. Bilindiği üzere, doğal toplum modeli, sosyal sistemin doğal dürtü ve zorunluluklarla şekillendiğini, toplum hayatındaki değerler silsilesinin faaliyet alanlarının bir türevi Olduğunu ileri süren bir modeldir. Sembolik toplum modeli ise, değerler ve anlamlara öncelik tanıyan; sosyal yapının kültürel öğelerini, fertlerin günlük hayatı yorum lamasını sağlayan değer ve anlamlar bütünü olarak gören bir yaklaşımdır. Toplumun anlaşılması güç olan karmaşık yapısının bir sonucu olarak, insanlarda var olan somutlaştırma ve basite indirgeme eğilimi, onlara bir dizi sem boller verilerek karşılanır. “Semboller zihni kurgulardır: insanlara anlamlandırma araçları sağlarlar. Bunu yaparken de, kendileri için topluluğun sahip olduğu özel anlamları ifade etmenin yollarını da belirlerler.”

    Sosyal hayatı algılama ve anlamlandırma aracı olan ‘semboller’ Bourdieu’nün, klasik Marksist söylemi aşmasını sağlayan araçlardır. Marksist söyleme göre iktisadi alandaki farklılıklarla birbirinden ayrılan ‘hükmedenler’ ile ‘hükmedilenler’ ve aralarında cereyan eden ‘çatışma’, işin sadece bir boyu tudur. Halbuki, esas mücadele sembolik alanda olmakta; ve bu mücadele, ‘keyfi iktidar’ın keyfiliğini görünmez hale getirmekte ve tahakkümü ‘meşru tahakküm’ haline dönüştürmeye yaramaktadır.”

    Yine Bourdieu, toplumsal alanın objektif bir varlığının olduğunu kabul etmekte, spekülayon yapmak yerine, istatistik yöntemlerle bu varlığı ortaya çıkarmaya çalışarak sosyolojiyi bir bilim olarak yeniden inşa etmek istemektedir. Bu özelliğiyle Durkheim’e yakın olduğu görülen Bourdieu, bütünleşme ve anomi gibi kavramlara ilgi göstermemesiyle ondan uzaklaşmaktadır.

    Görüldüğü üzere jenetik strüktüralizm, Marx’tan sınıf ve tahakküm iliş kilerini, Weber’den bireyi ve kültürel pratiklerini, Durkheim’den yapının ob jektif varlığını ve belirleyici gücünü alan, bunları strüktüralizm temelinde özgürce birleştiren bir teoridir.

+ Yorum Gönder


Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
resimde strüktür nedir,  görsel sanatlarda strüktür,  görsel sanatta strüktür nedir,  strüktür