+ Yorum Gönder
Gizliyara Güncel Konu Arşivi ve Ders Notları Forumunda İnsan anatomisini anlat anatomide kas ,kemik,solunum,iskelet sistemİ Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Mineli
    Devamlı Üye

    Cevap: insan anatomisini anlat anatomide kas ,kemik,solunum,iskelet sistemİ

    Dil (lingua, tongue), Ağız içinde bulunan ve 5 duyudan "tad alma" yı gerçekleştiren kaslardan yapılmış organdır. Ayrıca yiyecekleri çiğneme ve yutma işlemine yardım eder, insanlarda konuşmayı da sağlar.En çabuk kendini yenileyebilen organ olarak da tanınır

    Anatomisi [değiştir]
    Corpus lingua: Dilin ucuyla kökü arasında kalan dil gövdesi.
    Radix lingua: Dil kökü. Gırtlak kapağının önünde yer alan ve tonsilla linualis'i (folliculi linguales) taşıyan dil tabanı.
    Dorsum lingua: Dil papillerini (papillae linguales) taşıyan dil sırtı.
    Margo lingua: Dilin dişlere değen yan kenarları.
    Apex lingua: Dil ucu.
    Tunica mucosa lingualis: Dil mukozası
    Dil papillaları [değiştir]

    Dil üzerindeki büyümüş bir papillaDile pürüzlü bir görünüm veren,dilin üst yüzeyinde ve yanlarinda yer alan minik çıkıntılara verilen isimdir. İçlerinde tat tomurcukları bulundurular. Bu tomurcuklar içerisinde ise tat hücreleri vardır.

    - Papillae filiformes: İpliksi papiller. Daha uzunca ve kalın olanına papillae conicae denir.
    - Papillae fungiformes: Mantar şeklindeki papil türü.
    - Papillae vallatae: Kısa ve dahe geniş fungiform (mantar şekilli) papilla
    - Papillae lentiformes
    - Papillae foliatae: Dilin arka yan kenarında bulunan, tat tomurcuklarını içeren paralel yerleşimli çok sayıda yapraksı mukoza kıvrımı.
    Tat tomurcuklar içerenler:
    1- Dilin ön bölümlerinde bulunan mantarsı papillalar(Özellikle süt içtikten sonra daha da görünür hale gelirler)
    2-Digerlerine göre daha büyük ve daha az sayida olanlar çanaksı papillala: Dilin arkasinda ters bir V harfi biçiminde dizilmişlerdir.
    3-Yapraksı papillalar: Dilin arka yanlarindadir. Mantarsi, çanaksi ve yapraksi papillalar
    Tat tomurcugu içermeyenler:
    1-Sayica en çok olan ipliksi papillalar(Papillae filiformes): Neredeyse dilin tüm yüzeyini kaplarlar ve dokunma duyusuyla ilgili olarak görev yaparlar.
    Tonsilla lingualis [değiştir]
    Düzensiz olarak dil tabanı üzerine yayılmış olan lenf dokusu.

    Folliculi linguales: Dil kümeleri. Dil mukozasının altındaki tonsillaların meydana getirdiği tepemsi çıkıntılar. Ortalarında birer oyuk/kanal bulunur.

    Dil Kasları (Musculi linguale) [değiştir]
    XII. Kafa çifti olan N.hypoglossus tarafından innerve edilen sekiz adet dil kası. İntrinsik kaslar dilin içinde yeralır. ekstrinsik kaslar ise, dil kemiği (os hyoideum) dan başlayıp dilde sona ererler ve yine dilin hareketlerinden sorumludurlar.

    Ekstrinsik (Dil dışında bulunan) Dil Kasları [değiştir]
    1 M. genioglossus
    2 M. hyoglossus
    3 M.chondroglossus
    4 M. styloglossus
    İntrinsik (Dilin gövdesi içinde bulunan) Dil Kasları [değiştir]
    1 M.longitidinalis superior
    2 M.longitidinalis inferior
    3 M. transversus linguale
    4 M.transversus enfilyoslam
    Fonksiyonları [değiştir]
    - Fonasyon. Konuşma seslerinin diğer fonasyon organlarıyla birlikte oluştutmaya yardımcı olur.
    - Tad alma: İnsan dilinin yer yeri farklı tadları hisseder. Dil ucu "tatlı" , ucun hemen arkası "tuzlu", dilin yanları "ekşi" ve arkası "acı" tadlarını hisseden algılayıcılar barındırır.
    -Besinleri ağızda çevirerek çiğnemeye yardımcu olur.
    -Besinleri yutulmak üzere boğaza gönderir.
    Cevap: insan anatomisini anlat anatomide kas ,kemik,solunum,iskelet sistemİ frmacil sayfa 2iki Cevap: insan anatomisini anlat anatomide kas ,kemik,solunum,iskelet sistemİ

  2. Mineli
    Devamlı Üye
    Burun, anatomik olarak, yüz üzerinde alınla üst dudak arasında bulunan, dışa çıkıntılı, 2 delikli (insanların balıktan evrimleştiğini düşünen kişiler 4 burun deliğinin olduğunu savunmuşlardır ve 2si içte diğer ikisi ise dışarıda olduğu söylenmektedir ayrıca da 4 burun deliği kanıtlanmamıştır) koklama ve solunum organıdır.

    Koku alma organıdır. Burun boşluğu iki delikle dışarı açılır. Diğer taraftan da yutağa bağlanır. Burnun içerisinde mukus tabakası, kılcal damarlar ve kıllar bulunmaktadır. Burnun iç kısmının tüylü ve nemli olusu sayesinde dışarıdan alınan hava nemlendirilir ve temizlenir. Kılcal damarlar sayesinde hava ısıtılır.

    Koku almaçları ve duyu sinirleri burun boşluğunun üst kısmında bulunur. Bu bölgeye sarı bölge denir. Bir kokunun burun tarafından algılanabilmesi için mukus içerisinde çözünmüş olması gerekir. Çözünen madde koku alma hücrelerini uyarır. Uyartı koklama ile beyne iletilir. Böylece koku alınmış olur.Memelilerde belli filtre eder, ısıtır ve nemlendirir. Alınan havanın filtre edilmesi yani süzülmesi, burun kılları ve mukus yüzey sayesinde gerçekleşir. Solunum havası kılcal damarlarlar yardımıyla ısıtılır. Havanın nemlendirilmesi ise mukus bezlerin salgıları sayesinde olur.




  3. Mineli
    Devamlı Üye
    Kulak (auris), işitme işlevini gören ve denge organını içinde bulunduran anatomik yapıdır.

    Üç kısımda incelenir:

    Dış kulak,
    Orta kulak,
    İç kulak.

    Dış kulak [değiştir]
    İki kısımdan oluşur. Dışa doğru çıkıntı yapan kısmına kulak kepçesi adı verilir. Kulak kepçesi sesin yönünün belirlenmesinde işlev görür. Burayı orta kulağa bağlayan kanal ikinci kısmı yapar ve dış kulak yolu adını alır. Dıştan içe doğru uzanan bu kanal yaklaşık 2,5 cm kadardır ve S harfi şeklinde kıvrılmıştır. Kanalın bir kısmı kıkırdak; diğer kısmı kemik yapısındadır. Kıkırdak kısım üzerinde tragi adı verilen kıllar vardır. Kanal içinde bezlerin salgısı ve bunların üzerine binen tozlar sonucu kulak kirleri oluşur. Bu kirler birleşip kuruduğu zaman kanalı tıkayabilir ve işitmeye engel olabilirler.

    Dış kulak yolunun sonunda yarı saydam olan sedef renginde kulak zarı bulunur. Kulak zarı; dış kulak ile orta kulağı birbirinden ayırır. Her iki yüzü, atmosfer basıncı ile dengelenmiştir. Zarın iç yüzünü, östaki borusu aracılığı ile boğazdan gelen hava dengeler. Böylece kulak zarının içe çökmesi engellenmiş olur




    Orta kulak (Auris media) [değiştir]
    Yaklaşık 0,5 cm³ hacminde küçük bir boşluktur. İçinde hava ve 3 tane küçük kulak kemikçiği bulunur. Boşluğa östaki borusu aracılığıyla hava gelir. Boşluğun arka duvarı temporal kemik içerisinde yer alan mastoid hava hücrelerine (cellulae mastoideae) açılır. Birbiri ile eklemleşen üç kemik timpan zarına çarpan ses dalgalarının amplıtüdünü yükselterek, iç kulaktaki sıvıya iletirler. Kulak zarına tutunan ilk kemik malleus (çekiç kemiği)'tur. Ortadaki incus (örs), sondaki ise stapes. (üzengi)'tir. Üzengi kemiği oval pencere (fenestra vestibuli) adı verilen açıklık üzerine oturur.

    İç kulak [değiştir]
    Çok karışık yapılardan oluşan ve önemli fonksiyonlar üstlenen kısımdır. Hepsi de temporal kemik içerisinde yer alan, birbirinden ayrı üç kemik boşluktan meydana gelir. Bu kemik boşluklara kemik labirent (labyrinthus osseus) adı verilir. Kemik labirent üç bölümden oluşur.Oval pencerenin açıldığı kısma vestibulum (dalız) denilir. Diğer ikisi ise cochlea (salyangoz kabuğu) ve semisirküler kanallar (canalis semisircularis osseus, kemik yarım daire kanalları)'dır.

    Vestibulum merkezde olmak üzere; önünde cochlea, arkasında semisirküler kanallar yerleşir. Her üç bölme de, perilenfa adı verilen sıvı ile doludur. Kemik labirentin içinde, labirentin kıvrımlarına uyan ve içi endolenfa ile dolu olan zar labirent (labyrinthus membranaceus) bulunur. Zar labirentin, kemik labirent kısımlarına uyan bölmeleri şunlardır: Vestibulum içindeki kısmı, utriculus ve sacculus'tur. Cochlea içinde kalan kısmı ductus cochlearis ve semisirküler kanallar içinde yer alan kısmı da ductus semisircularis adını alırlar.

    İşitme organı (corti organı) ve mekanizması [değiştir]
    Mekanik ses uyarılarını elektrik impulslarına dönüştüren reseptörlere işitme veya corti organı denir. Bu reseptörler zar cochlea'nın (ductus cochlearis) içinde yerleşmiş olarak işitme siniri (n. cochlearis) ile irtibat halindedirler. Dış kulak yolu içinde ilerleyen ses dalgaları, kulak zarını titreştirerek buraya temas eden kulak kemikçiklerini harekete geçirir.

    Burada amplitüdü yükselen ses dalgaları, kemik labirent içindeki perilenfa'ya taşınır. Buradan da endolenfa membranına ulaşırlar. Endolenfa'da ki dalgalanma ince saç kılı şeklindeki reseptörleri (corti organı) uyarır. Bu işlem, sinir impulslarının başlamasını ve işitme siniri ile beyne taşınmasını sağlar.

    Denge mekanizması [değiştir]
    İç kulakta yer alan diğer duyu reseptörleri denge ve başın uzaydaki pozisyonu ile ilgilidir. Bu reseptörlerin bazısı semisirküler kanalların tabanında yerleşmiştir. Bunlar tamamen denge ile ilgilidir. Bir diğer kısmı ise vestibulumda yer alan sacculus ve utriculus isimli iki küçük zar kese içindedir. Semisirküler kanallar sacculus ve utriculus ile bağlantı halindedir.

    Bu keselerden biri başın uzaydaki pozisyonu ile ilgili bilgi alır. Diğeri denge duyusu olup, kılların (silialar) hareketi ile ortaya çıkar. Baş hareket ettiği zaman, siliaların pozisyona kilitlenmesi ile sinir impulsu başlar. Buradan ve kanallardan başlayan denge siniri (n. vestibularis), işitme sinirine (n. cochlearis)katılarak n vestibulocochlearis'i oluşturur

    İşitme duyusu [değiştir]
    Kulak kepçesi tarafından yakalanan akustik dalga dış kulaktaki kulak zarı tarafından orta kulaktaki örs, çekiç ve üzengi kemikleri aracılığı ile iç kulaktaki salyangoz organına aktarılır. Salyangoz akustik dalgayı beynin yorumlayabileceği elektriksel işarete dönüştürmekle görevlidir. Bu aktarma ve elektriksel işarete çevirme işlemleri, insan duyma sisteminin karakteristik özelliklerinin ana belirleyicisidir. Duyma sisteminde iki adet algılayıcının olmasının en büyük avantajı çift yollu (stereo) duymaya izin vermesidir.

    Kulak Gelişim Deformiteleri [değiştir]
    Kulak, insanın dış görünümünü doğrudan etkileyen, estetik değeri ve aynı zamanda fonksiyonel önemi olan bir organdır. Kulakta, doğuştan hiç gelişmeme de dahil olmak üzere çok değişik şekilsel bozukluklar karşımıza çıkabilir. En sık olarak rastlanan şekil bozukluğu kepçe kulak deformitesidir. Kepçe kulak deformitesi, kulakların, olması gereken normal anatomik duruşundan öne doğru açık durması şeklinde görülür. Çocuğun anne karnındaki duruşu ve uyku sırasındaki yatış pozisyonu ile hiçbir ilgisi yoktur. İçindeki bazı organların gelişmemiş olması veya hasar görmesi sonucu oluşan işitme engellerde bulunmaktadır.




  4. Mineli
    Devamlı Üye
    Göz, göz çukurunda bulunan, iri bir bilye büyüklüğünde, görmeyi sağlayan küremsi bir organdır.

    Göz ve görme [değiştir]
    Göz Işığı geçirmeye ve kırmaya elverişli üç tabakanın birleşmesinden oluşmuştur. En dıştaki birinci tabakaya, "sert tabaka" ya da "gözakı" denir; bu tabaka önde tümsekleşerek, saydam tabakayı oluşturur. Beyaz ve telsel yapıda olan sert tabaka, gözü koruyan gerçek bir zardır. Çok damarlı bir bağ dokusu olan damar tabaka, iki yüzündeki boyalı hücre örtüsüyle, gözyuvarını tam bir karanlık oda haline getirir. Bunun ön bölümünde, kirpiksi cisim kasları ile kirpiksi bölge yeralır; kirpiksi bölgenin çok damarlı olan asıcı bağı gergin tutmak için kanla dolan küçük piramitler halindeki çıkıntılara, "kirpiksi uzantı" denir.

    Kirpiksi bölgenin uzantısı olarak, ön bölümde damar tabaka renk değiştirerek ortası delik (gözbebeği) bir diyafram oluşturur (iris). Rengi insandan insana değişen iris, gözbebeğini büyültüp küçültmeye yarayan kas telleri kapsar: Işınsal kas telleri gözbebeğinin genişlemesini, iris büzücü kasının çember telleriyse, gözbebeğinin büzülmesini sağlar.

    Gözün üçüncü ve çok ince tabakası olan ağ tabaka, duyarlı bir tabakadır. Bunun arka bölümünde bulunan ortası çukur, beyazımsı küçük kabarcık (görme sinir diski), görme sinirinin girdiği yerdir ve "kör nokta" diye adlandırılır. Kör noktanın biraz ötesinde, sarı nokta yeralır; burası da dıştan gelen görüntülerin en iyi biçimlendiği görme bölgesidir.

    Gözün arka kutbuna giren görme siniri, damartabakaya doğru birçok sinir teli halinde yayılır ve üç tabaka halinde dizili nöronlarla sona erer. Birinci tabakadaki nöronların (çok kutuplu nöronlar) silindir ekseni, görme sinirinde sürer; ön uzantılarıysa, ikinci tabakanın iki kutuplu nöronlarıyla bağlantı kurar; ikinci tabakanın nöronları da, üçüncü tabakanın görme nöronlarının silindir eksenlerine bitişir. Bu tabakada, bir ucu ağ tabakanın kırmızı bölümüne giren, koni ve çubuk biçimindeki nöronlar yeralır.

    Koni ve çubukların serbest uçları, damar tabakadan yana yöneliktir: Damar tabakaya gelen ışık ışınları kırılır ve ağtabaka hücrelerinin sinir uçlarını etkiler.

    Alın yüzün bir parçasıdır ve kaşların üstünden saç bitimi başlangıcına kadar olan bölgeyi kapsar.

    Alın derisinin hemen altında yağ dokusu ve bunun da altında kaslar vardır. Bu kaslar mimik kaslar grubundandır.

    Alın kemiği içinde küçük bir çift kanalla burun boşluğuna açılan bir çift odacık (sinüs) mevcuttur. Baş ağrılarının birçok türü alın bölgesinde hissedilir. Bu ağrılar sinüziten kaynaklanabileceği gibi; göz, beyin ve sinir sistemine ait de olabilir.

  5. Mineli
    Devamlı Üye
    Kafatası (cranium), beyni çevreleyen ve oldukça güçlü bir kemikten koruma sistemidir. 8 farklı kemikten oluşmuştur.Kafatasının kemik yapısı kendine özgüdür. Kemiklerin birleşim noktaları girintili çıkıntılı bir yapıya sahiptir. Nedeni ise kafatası kemiklerinin birleşim noktalarının birbirine geçebilecek şekilde tasarlanmış olmasındandır.

    Erişkin bir bireyde oldukça sert ve güçlü bir yapıya sahiptir. Ancak yenidoğan bir bebekte bambaşka bir yapıya sahiptir. Ana rahminden çıkan bebeğin kafatası henüz kemik halini almamış ve yumuşak bir yapıda olur. Ayrıca kafatasını oluşturan bu 8 kemik birbirine tam olarak oturmamıştır. Kemiklerin birleşim noktaları arasında boşluklar (fontanel, bıngıldak) oluşmuştur. İlk bakışta bir dezavantaj gibi görünse de, aslen doğumda bebeğin hayatını kurtaran bir özelliktir. Eğer bebeğin kafası tam olarak kemikten sert bir yapıya sahip olsaydı ve arada herhangi bir boşluk bulunmasaydı, doğum sırasında bebeğin kafasının ezilme olasılığı çok yüksek olabilirdi. Ancak bebeklerde kafatası kemiklerini oluşturan kıkırdak ve yumuşak yapıdan dolayı kemikler esneklik kazanarak, eğilme ve bükülme özelliği taşırlar.Fakat sadece esneme tabii ki yetersizdir. Kafatasının esneyebilmesi için de bir alana ihtiyaç vardır. Bu alan da doğun esnasında tam olarak kapanmamış kafatası aralığıdır. Kafatası kemikleri sıkışarak aradaki boşluğu doldurur.Hatta ve hatta birbirleri üzerine doğru çıkarlar. Böylelikle kafanın hacmi de küçülmüş olur. Bu sayede bebek, kafa hacminin yarısı kadar olan doğum kanalından geçerek sağlıklı bir şekilde doğar.

    Omurgalılarda iskeletin en üst bölümü; başın şeklini belirler ve içindeki organları korur.

    Kafa kemikleri iki bölümde incelenirler:

    içinde merkezi sinir sisteminin oturduğu kemikler (neurocranium, ossa cranii, craniales) : Beyin ve diğer merkezi sinir sitemi yapılarını saran kısımı çevreleyen kemikler. Os frontale (frontal kemik), os parietale (sağ sol olmak üzere iki çift), os occipitale (ense kemiği olup içinden omuriliğin çıktığı foramen magnumu barındırır), os sphenoidale (Sfenoid, yarasa veya kaması kemik, hipofiz bezini taşıyan Fossa hypophysialis, bu kemik üzerindeki Sella turcica "Türk eğeri" üzerindedir), os temporale (kulak kemiği).
    yüzü oluşturan kemikler (visocranium, ossa faciei, facialia): Yüzü oluşturan kemiklerdir. Maxilla (üst çene kemiği), os palatinum (damak kemiği), oz zygomaticum 8elmacık kemiği), mandibula (alt çene kemiği).
    Bu kemiklerden sadece alt çene kemiği hareketlidir; diğerleri birbirlerine sturalarla kaynaşmıştır.

  6. Mineli
    Devamlı Üye
    Serçe parmak, insan vücudunda el ve ayakların en dış kısımlarında bulunan hareketli ve bükülebilir çıkıntıdır. Genelde elde ya da ayakta yer alan en küçük ve en ince parmak olduğu için bu adı almıştır. Serçe parmak çeşitli kültürlerde, farklı kullanım alanlarına sahiptir;

    Endonezya'da:

    eğer bir erkek diğer parmaklarını büküp serçe parmağını dik tutarak yere doğru yöneltirse, bu kişinin tuvalet ihtiyacı içerisinde olduğunu gösterir.

    Hindistan'da:

    benzer biçimde burada bir kişinin serçe parmağını dikmesi tuvalet ihtiyacı içinde olduğunun göstergesidir.

    Balkanlar'da:

    erkeklerin serçe parmaklarının tırnaklarını diğerlerinden uzun bırakması bekâr olduklarını simgeler.

    Türkiye'de:

    bir kişiye doğru serçe parmağın uzatılması bahse girmeye çağrı anlamını taşır.

    İngiltere'de:

    bir kişinin birşeyler içerken serçe parmağını bardağa değdirmeden, boşluğa doğru dikik tutması görgü kuralıdır

  7. Mineli
    Devamlı Üye
    Yüzük parmağı insan elinde sağ el baz alındığında dördüncü parmaktır. Serçe parmak ile orta parmak arasında yer alır. Yüzük parmağının adı çiftlerin evlendiklerinde yüzüklerini sol ellerinin yüzük parmaklarına takmalarıdır. Bu geleneğin sebebi ise eski bir Latin Avrupa inancıdır. İnanca göre sol elin yüzük parmağında bulunan damarlardan biri kalp ile doğrudan bağlantılıdır.

    Orta parmak insanda her iki elde de yüzük parmağı ve işaret parmağı arasında yer alan, üçüncü sırada bulunan parmaktır. Genelde ellerde yer alan en uzun parmaktır. Anatomide digitus medius, digitus tertius ya da digitus III gibi adlar ile anılır. Modern kültürde, diğer parmakları bükerek, orta parmağı sergilemek kaba bir davranış olarak kabul görür.

    İşaret parmağı başparmak ile orta parmak arasında yer alır. Sağ el baz alındığında insan elinin ikinci parmağıdır. Anatomide digitus secundus veya digitus II olarak anılır. İnsanların genelde en çok kullandığı parmaktır ve oldukça hassastır. Düğmelere basmak, bilgisayarda yazı yazmak, işaret etmek ve sayı belirtmek için en sık kullanılan parmaktır. Bazı kültürlerde bu parmağı kişileri işaret etmek uygunsuz, Brunei'de olduğu gibi bazı kültürlerde ise büyük bir ayıptır.

    Başparmak ya da badem parmak sağ el baz alındığında, soldan birinci parmaktır. Elin diğer parmaklarından daha kısa ve kalın olan başparmağın bilim dünyasında birçok zaman diğer parmaklar ile aynı mı olduğu yoksa farklı bir organ mı olduğu tartışılmıştır. Bu olasılığın tartışma başparmağın birçok dilde diğer parmaklardan ayrı, özel bir ad ile anılmasından doğmuştur. Fakat görünüm olarak ufak değişiklikler dışında gerçekte başparmakta diğer parmaklar ile aynı kemik yapısındadır.

    Başparmağa bazı dillerde verilen adlar;

    Almanca: Daumen
    İspanyolca: Pulgar
    Fransızca: Pouce
    Lehçe: Kciuk
    İngilizce: Thumb


    Parmak insanlarda ve bazı hayvanlarda ellerin ve ayakların son bölümünü oluşturan, boğumlu, hareket ettirilebilen, uzunca organların her birine verilen addır. Sağlıklı bir insanda 5'i sağ elde, 5'i sol elde, 5'i sağ ayakta ve 5'i sol ayakta olmak üzere toplam 20 parmak ve her bir parmak ucunda farklı büyüklük ve şekillerde oluşması muhtemel tırnak adı verilen kemiksi yapı bulunur. Doğuştan bu sayının fazla olmasına Palidaktili ya da Türkçeleşmiş genel adı ile altı parmaklılık denir. Parmakları insanlarda olduğu gibi uzun bir çıkıntı biçiminde gelişen hayavların da organlarına parmak adı verilirken kedi, köpek gibi hayvnaların organlarına pati adı verilir.

    El parmakları, ayak parmaklarına göre çok daha aktif ve hareketlidir. Sağlıklı bir insanda tüm parmaklar hareket ettirilebilir ve bükülebilir. İnsan vücudunda parmakların hareketini sağlayan iki ana kas yapısı bulunur, bunun yanında diğer hareketleri sağlayan ayrı kas yapıları vardır. Parmak hareketlerinin sağlandığı tüm kaslar avuç içi ile kolun dirsek altı kısmı arasına bulunur. Parmaklar genel olarak bilinçli şekilde hareket ettirilse de günlük uğraşlar sırasında parmak hareketlerinin bir çoğu beyinden gelen komutlar sayesinde istemdışı olarak yapılır.

    Vücuttaki her bir parmak simetrik biçimde dizilidir. Sağ ve sol eller yanyana koyulduğunda baş parmakların birbiri ile temas etmesi gerekir. Her iki elin en dış tarafında bulunan parmaklar, sağlıklı bir insanda en küçük el parmaklarıdır. Birçok kültürde her bir parmak farklı biçimlerde adlandırılmıştır, Türkçede sağ el baz alınarak, parmaklara verilen adlar şöyledir; (soldan başlayarak)

    Birinci parmak : Başparmak
    İkinci parmak : İşaret parmağı, şahadet parmağı
    Üçüncü parmak : Orta parmak
    Dördüncü parmak : Yüzük parmağı
    Beşinci parmak : Serçe parmak, serçe parmağı
    El, kolun el demek vücudumuzda 5 parmak olan parmakların bağşı olduğu yerdirBaşparmağın, diğer parmaklarla karşılıklı iş görüp, ufak nesneleri ele alabilmesi yeteneği bir özelliktir. Bu özellik sayesinde el, gayet hassas ve karışık bir alet görevini görmektedir. İnsan beynindeki eli temsil eden alan, hayvanlardakinden çok daha geniştir. Bu yüzden beyindeki bir bozukluğun ilk belirtilerinden biri de el parmak hareketlerinin eskisi kadar kolay olmamasıdır.

    Her türlü hareketi rahatlıkla yapabilmek için, elde irili ufaklı 27 tane kemik vardır. Bilekte, dörder kemiğin düzensiz gibi görülen bir şekilde iki sıra teşkil etmesiyle 8 kemik bulunur ki, bunlara el bilek kemikleri denir. Avuçta da 5 tane metakarpal denen el tarak kemikleri vardır. Parmaklarda ise 14 tane falanks kemiği denen el parmak kemikleri bulunup, başparmakta 2 falanks, diğer parmaklarda ise üçer falanks bulunur. Önkol (dirsek ile bilek arasındaki kısım) kaslarından uzanan 12 kiriş (tendon) bileğin ön yüzündeki bir bağın (ligamentin) altından geçip, bir kılıf içinde parmaklara varır ve parmaklarda içe doğru bükülmeyi (flexion) sağlar. Bileğin arkasında ise dışa doğru bükülmeyi (extension) sağlar. Avucun aşağı dönmesine pranosyan, yukarı dönmesine supinasyon denir ki, supinasyon hareketi en fazla insanda gelişmiştir.

    Başparmak ve beşinci parmak köklerinin altında bulunan iki kabartıyı teşkil eden ve el tarak kemikleri arasındaki boşlukları dolduran kaslar, parmakların birbirlerine yaklaşıp, uzaklaşmalarını ve el içi oynaklarındaki hareketleri sağlar.

    Ele kan, iki atardamarla (arter) gelir. Bunlara ulnar ve radial arterler denir. Ulnar arter kolun iç tarafından, radial ise başparmağın bulunduğu taraftan ilerler. Bu atardamarlar avuç dokuları içersinde birleşerek bir derin, bir de sathi olmak üzere iki kemer yapar ve bunlardan ayrılan dallar, her parmağın iç ve dış yanlarına uzanır. Ulnar sinir, ufak parmağın ve dördüncü parmağın iç yarısının ön yüzlerinde deri hissini sağlar ve ayrıca beşinciyle dördüncü parmağın ve ortaparmağın yarısının arka yüzünün hissi siniridir. Median sinir ise, ön yüzde diğer parmaklara gider ve bütün arkadaki uçlarını sinirlendirir. Radial sinir de elin, arka yüzünde geri kalan bölgelere dallar verir.

    El, insan vücudunun ve kişinin özelliklerini yansıtan en önemli organlardan bir tanesidir. Kişinin vücut sağlığına dikkat edip etmediği, mesleği, genel hassasiyet durumu gibi pekçok şey ellerinden anlaşılabilir.

    Tıp açısından, elin ve parmakların şekli, büyüklüğü çok önemlidir. Birçok hastalığın belirtilerini elde görmek mümkündür. Mesela akromegali (ve Jigantizm) denilen devlik hastalığında, hastanın elleri fazla büyüktür. Ulnar sinirin felcinde pençe eli, tetanide, paralysis agitans ve diğer sinir sistemi hastalıklarında ebe eli (başparmakla diğer parmakların bir arada bir koni teşkil etmesi), müzmin kalp ve akciğer hastalıklarında parmak uçlarının şişkinliği, nekris hastalığında el yumrular, romatoit artrit denen bir çeşit romatizmada şişmiş eklemler tipiktir. Bunlardan başka alkoliklerdeki tipik tremor (elin ince ince titremesi) ki bunlarda bazan bilek düşüklüğü de vardır. Organik hastalıklar veya basit sinirlenmelerde görülen tremor, karaciğer sirozunda avucun (kızarması), bazı dolaşım hastalıklarında görülen beyaz veya mor parmaklar, syringomyelia denen sinir sistemi hastalığında ağrı hissinin yok olması da tıp yönünden önemli belirtilerdir. Ancak bütün saydığımız bu belirtiler, hastalığın diğer bulgularının da iştirak etmesiyle teşhisi koydurur. Yani, sadece eldeki belirtilere bakılarak kesin teşhis konulamaz.

  8. Mineli
    Devamlı Üye
    İnsan anatomisinde el bileği önkol ile el arasında bulunan esnek ve daha dar bir bağdır. El bileği temel olarak karpallar denilen ve birbiri üzerine sarılarak şekil verilebilir bir menteşe oluşturan, çift sıra kısa kemiklerden oluşur.

    El bileği eklemi (articulatio radiocarpea) oval eklemdir.

    Eklem yapısı [değiştir]
    Eklemi oluşturan yapılar yukarıda radiusun distal ucu ve eklem diskinin alt yüzeyi; aşağıda skafoideum, lunatum ve triquetrum kemikleridir.

    Radiusun eklem yüzeyi ve eklem diskinin alt yüzeyi birlikte enine oval konkav bir yüzey oluşturur. Skafoideum, lunatum ve triquetrumun superior eklem yüzeyleri de düz konveks bir yüzey oluşturur. Bu konveks yapı, konkav yüzeyin içine oturarak eklemi oluşturur.

    Patoloji [değiştir]
    Karmaşık yapısından dolayı el bileği incinmeleri ve fonksiyon bozukluklarının tedavisi zordur. Bilgisayar çağının getirileriyle beraber el ve bilek ağrıları, en yaygın üst ekstremite şikayetlerinden biri haline gelmiştir.

    Ligamentleri [değiştir]
    Eklem, kapsülle çevrilidir ve aşağıda belirtilen ligamentlerce de kuvvetlendirilir:

    Palmar radiokalpar ligament
    Dorsal radiokalpar ligament
    Ulnar kollateral ligament (başparmak)
    Radial kollateral ligament (başparmak)
    Belirtilen ligamentlerin derin yüzeyini, radiusun distal ucunun kenarından ve eklem diskinden karpal kemiklerin eklem yüzeylerinin kenarına kadar sinoviyal zar kaplar. Gevşek, serbest durur ve sayısız kıvrım oluşturur, özellikle de arka tarafta.

    Hareketleri [değiştir]
    Bu eklemin izin verdiği hareketler fleksiyon (bükme), ekstensiyon (germe), addüksiyon (orta hata yaklaştırma) ve abdüksiyondur (orta hattan uzaklaştırma). Birleşmiş karpal kemikleri sayesinde bu hareketler gerçek

  9. Mineli
    Devamlı Üye
    İnsan önkolu [değiştir]
    Radius ve Ulna adlı iki uzun kemik içermektedir. Kemikler arasında interosseous membran bulunmaktadır.

    Önkol fleksör ve ekstansör yapıda kaslar içermektedir. Bunlar parmaklara ve önkol'a bu hareketlerin yapılmasını sağlar. Ayrıca supinator ve pronator denen ön kolun çevrilmesini sağlayan kaslar da bulunmaktadır. Anatomik duruşda önkolun arka kısmında yer alan kaslar daha ziyade extansör niteliklidir ve radial sinir tarafından kontrol edilir. Ön kısım ise flexor kas ağırlıklıdır, median sinir ve ulnar sinirce kontrol edilir.

    Radial arter ve ulnar arter önkolun beslenmesini sağlar. Cephalic, median antebrachial ve basilic ven ise toplardamarlarıdır.

    Anatomi [değiştir]
    Kemikler [değiştir]
    radius
    ulna
    Eklemler [değiştir]
    önkol proximali
    dirsek
    önkolda
    proksimal radioulnar eklem
    distal radioulnar eklem
    önkol distalinde
    bilek
    Kaslar [değiştir]
    Kompartman Derinlik Kas E/I Siniri
    Anterior superfisial flexor carpi radialis E median
    Anterior superfisial palmaris longus E median
    Anterior superfisial flexor carpi ulnaris E ulnar
    Anterior superfisial pronator teres I median
    Anterior superfisial (veya orta) flexor digitorum superficialis (sublimis) E median
    Anterior derin flexor digitorum profundus E ulnar + median
    Anterior derin flexor pollicis longus E median
    Anterior derin pronator quadratus I median
    Posterior (aşağı bakınız) brachioradialis I radial
    Posterior superficial extensor carpi radialis longus E radial
    Posterior superfisial extensor carpi radialis brevis E radial
    Posterior orta extensor digitorum (communis) E radial
    Posterior orta extensor digiti minimi (proprius) E radial
    Posterior superfisial extensor carpi ulnaris E radial
    Posterior derin abductor pollicis longus E radial
    Posterior derin extensor pollicis brevis E radial
    Posterior derin extensor pollicis longus E radial
    Posterior derin extensor indicis (proprius) E radial
    Posterior derin supinator I radial
    Posterior derin anconeus I radial

    "E/I" nin anlamı "ekstrensek" veya "intrensek". Pek çok durumda ekstrinsik kaslar flexör yapıdadır. Bu kaslar el bileğine doğru yüzeyden uzanır. Çoğu zaman, extrensek anterior kaslar fleksör, extrensek posterior kaslar ekstensör yapıdadır.
    Brachioradialis, önkol fleksorüdür. Posterior kompartmandadır, önkol anterior kısmında bulunur.
    Sinirler [değiştir]
    Median sinir - Anterior parçanın ana siniri(PT, FCR, PL, FDS).
    anterior interosseous nerve ( FPL, FDPun 1/2 laterali, PQ).
    Radial sinir - posterior komponente gitmektedir (ECRL, ECRB).
    radial sinirin superfisial kısmı
    radial sinirin derin kısmı, Posterior interosseus nerve olarak posteriordaki kaslara;(ED, EDM, ECU, APL, EPB, EPL, EI).
    Ulnar sinir - medialdeki bazı kaslar; (FCU,FDPin 1/2 mediali.).
    Damarlar [değiştir]
    brachial arter
    radial artery
    radial recurrent arter
    ulnar arter
    anterior ulnar recurrent artery ve posterior ulnar recurrent arter
    common interosseous arter
    posterior interosseous arter
    anterior interosseous arter


    Dirsek kolun ve ön kolun birleştiği noktaya denir. 3 kemiğin oluşturduğu bir eklemdir. Ulna, Radi ve Humerus. Ulna ve radi birbirine paralel olarak ön kolda yani el bileği ve pazu kemiği arasında bulunur. Bu eklem menteşe tarzı bir eklemdir (iki yöne hareket eden). Dirseğin uç kısmına ise Olecranon denir.

    Kol, çeşitli hareketleri ve işleri yapmamızı sağlayan önemli bir uzvumuz. Omuz mafsalından, dirsek mafsalına kadar olan kısma kol, dirsek mafsalından el bileği mafsalına kadar olan kısma da ön kol denmektedir. Fakat genellikle kol denilince her ikisi birden anlaşılmaktadır.

    Kol bölgesinde humerus isminde tek bir kemik bulunmaktadır. Ön kol bölgesinde ise radius ve ulna isminde bir çift kemik bulunmaktadır. Kolun ve önkolun hareketlerini sağlayan kaslar, bu kemiklere yapışmıştır.

    Kol, çeşitli yönlere olan hareketlerini (aşağı yukarı, öne, arkaya, içe dönüş, dışa dönüş) omuz mafsalı ve bu bölgedeki kaslar vâsıtasıyla yapmaktadır.

    Kol üzerinde dört ayrı kas yer almıştır. Bunlar içinde en mühimi iki başlı pazu kasıdır, ön kolun bükülmesini sağlar.

    Önkol ise extansiyon (düşleşme), fleksiyon (bükülme), içe dönüş ve dışa dönüş hareketlerini dirsek mafsalı vasıtasıyla ve koldan başlayıp, önkol kemikleri üzerinde sonlanan kaslar vasıtasıyla yapmaktadır. Önkol üzerinde 18 adet kas yer almaktadır, bunlar el ve parmakların hareketlerini sağlar.

    Organ, biyolojide belirli bir görevi veya görevler bütününü yapan doku grubudur. Latince organum ("alet, araç") sözcüğünden türemiştir.

    Sıradan hayvanlar (insanlar dahil), kalp, akciğer, beyin, göz, mide, dalak, pankreas, böbrekler, karaciğer, bağırsaklar, deri, rahim ve idrar torbası gibi organlara sahiptirler.

    İlgili organlar bütününe organ sistemi denir.

  10. Mineli
    Devamlı Üye
    Rahim veya Dölyatağı, memelilerde gebelik organı.

    Rahim, ucunda rahim ağzı (serviks) bulunan, yanlarda da boynuz şeklinde Fallop tüpleri yer alan, kasılma yeteneği güçlü kaslardan oluşan armut şeklinde bir yapıdır. Rahim içindeki boşlukta rahim iç tabakası (endometrium) yer alır.

    Yapısı [değiştir]
    Dölyatağı, çeperleri kaslı içi oyuk bir organdır. Döllenmiş yumurtayı barındırmaya ve doğacak duruma gelince dışarı atmaya yarar. Dölyatağı, bağırsakların alt tarafında, göden bağırsağı ile sidik torbasının arasında, dölyolunun üstünde bulunur. Önden arkaya doğru yassı, 6-7 cm uzunluğunda kabataslak bir armut biçimindedir. Orta kısmının biraz altında "kıstak" denen bir boğumlanmayla iki kısma ayrılır. Alttaki kısma "boyun" denir, burası dölyoluna açılır. Daha büyük olan üst tarafı ise "gövde" adını alır. Buranın yukarı ve ön kısmı genellikle eğik durur. Üst kenarında, yani dibinde, her iki yanda değirmi bağ (tutunma organı) ile Fallop borusu yer alır. Fallop boruları, dölyatağı ile yumurtalıkları birleştirir. Dar bir oyuk şeklindeki dölyatağı boyun kısmındaki delikle dölyoluna açılır. Dölyatağının çeperi üç tabakadan oluşur: İnce zar, kalın kas ve mukoza kısımlarından oluşur.

    Gebelik [değiştir]
    Rahim, gebe olunmayan dönemde mandalina büyüklüğünde sert bir yapıdır ve ağırlığı yaklaşık 60 gramdır. Gebelikte rahim yaklaşık 3 kilogramlık bir bebeği içinde taşıyacak şekilde büyür ve doğum eylemi başladığında güçlü kaslarının kasılmasıyla, rahimağzının da gevşeyerek açılmasıyla bebeğin doğması sağlanır.

    Rahmin bilinen tek işlevi doğmamış bebeğin gelişmesini sağlayacak ortamı oluşturmak, bebeği dıştan gelebilecek darbelerden korumak (bu işlevi amniyos sıvısıyla elele yürütür) ve doğum eyleminde kasılarak bebeği dış dünyaya çıkarmak için anne adayının ıkınmalarıyla birlikte gerekli itici gücü oluşturmaktır. Menopoza giren bir kadında rahimin görevi de tamamlanmıştır ve boyutları giderek ufalır.


    Yumurtalık, dölyatağının iki tarafında, geniş bağlar içinde bulunan simetrik iki bezin her biri. Yumurtalık, dişi üreme hücrelerini yani yumurtaları bulunduran bir dişi üreme organıdır. Ergenlik dönemine kadar içindeki yumurtalar olgunlaşmaz. Ergenlik döneminden sonra olgunlaşan yumurtalar teker teker rahime gider. Eğer yumurtalığın ağzı tıkanmışsa, buna Kısırlık denir

    Yapısı [değiştir]
    Yumurtalık, 3-4 cm uzunluğundadır. Dölyatağı*yumurtalık bağıyla dölyatağına, yumurtalık borusu- yumurtalık bağıyla Fallop borusuna bağlıdır. Karınzarından bir kılıf ile De Graff foliküllerinden oluşan yumurta yapıcı bir tabakadan meydana gelir. De Graff foliküllerinin sayısı 700.000 civarındadır. Foliküller, üzeri damarlarla kaplı katılgan dokudan bir kılıfla çevrilidir. Foliküllerin içi yetişkin kadında önce bir epitel kütlesi halindedir, sonra bunun yerini tanecikli bir zar (epitel hücreleri), etrafı epitel hücrelerinden ibaret bir kursla çevrili bir yumurta ve merkezi bir sıvı alır.

    Çalışması [değiştir]
    Yumurtalığın çalışması iki yönlüdür. Yumurtalık bir yandan De Graff folikülünün olgunlaşıp çatlamasıyla zaman zaman bir yumurta bırakır (yumurtlama), diğer yandan folikülün ve lütein denilen iki hormon salgılar (dişilik hormonu). Folikülin doğrudan doğruya folikül tarafından salgılanır. Folikülün çatlamasıyla birlikte hormon miktarı birden çoğalır. ve yumurtlama meydana gelir. Lütein (progesteron) yumurtalığın "sarı cisim" denen De Graff folikülünün nedbesi tarafından salgılanır.

    Yumurtalık urları [değiştir]
    Yumurtalıklarda, katı ve sulu tehlikesiz urlarla birlikte habis urlar da görülebilir. Bazı urların iç salgılara etkisi olabilir. Genellikle bir salpenjite bağlı iltihaplar meydana gelebilir (salpengo-ovarit veya aneksit). Yumurtalıklarda sayı (eksiklik veya fazlalık), yer, şekil ve gelişme (hipoplazi) bakımından anomaliler olabilir. Bazı yumurtalık lezyonlarının (distrofi) sınıflandırılması güçtür.

    Yumurtalık distrofilleri [değiştir]
    Yumurtalık distrofilleri konusundaki incelemelere son zamanlarda büyük önem verilmektedir. Yumurtalık distrofilleri, çeşitli anatomik lezyonlarla ortaya çıkar. Bunların ortak özellikleri yumurtalıkta yumurtaların geliştiği ve çoğaldığı tabakaya yerleşmiş olmalarıdır. Bu lezyonlar, yumurtalığın çalışmasını ve özellikle yumurtanın olgunlaşmasını kötü yönde etkiler. Klinik belirtileri, çeşitli âdet bozukluklarından kısırlığa kadar değişebilir. Yumurtalık distrofillerine bağlı üç çeşit anatomik lezyon tarif edilirse de bunların değişik tabiatta mı, yoksa aynı hastalığın çeşitli şekilleri mi olduğu bilinmemektedir. Söz konusu lezyonlar şunlardır: Sklerokistli yumurtalık iltihabı, Stein-Leventhal belirtisi ve Yumurtalık kabuğu fibrozları. Yumurtalık distrofilleri, yumurtalığa bağlı kısırlıkların pek çoğunun sebebidir. Bunların büyük kısmı için cerrahî bir tedavi imkânı bulmak mümükündür.

    Yumurtalık iltihabı [değiştir]
    Yumurtalık iltihabı, had veya müzmin olabilir. Cinsel organların bir iltihabından veya genel bir iltihap sonucu meydana gelebilir. Çoğunlukla rastlanan mikroplar şunlardır: Streptokok kolibasil, daha nadir olarak da gonokok.

+ Yorum Gönder


anatomi kas soruları,  gerdan kemiği,  kas anatomisi soruları