+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Tarih Arşivi ve Cumhuriyet Tarihi Forumunda Kurtuluş Savaşında Görev Alan Önemli Komutanlar Ve Yaşam Öyküleri Konusunu Okuyorsunuz..
  1. RüzgarGülü
    Özel Üye

    Kurtuluş Savaşında Görev Alan Önemli Komutanlar Ve Yaşam Öyküleri








    Kurtuluş Savaşında Görev Alan Önemli Komutanlar Ve Yaşam Öyküleri Görevleri

    Korgeneral Fahrettin Altay

    (1880 – 26 Ekim 1974)


    Kurtuluş Savaşı kahramanlarından asker ve politikacı. Başkomutanlık Meydan Savaşı’nda Yunan Ordusu’nu kovalayarak İzmir’e giren ilk Türk süvarilerinin komutanıdır.

    1880 yılında Arnavutluk’un İşkodra kentinde doğdu. 1902 yılında Harp Akademisi’ni bitirdi. İlk görev yeri olan Dersim ve çevresinde 8 yıl görev yaptı. 1913’te, Çatalca Aşiret Süvari Tugayı’nın başında Balkan Savaşı sonrasında Edirne’ye kadar gelen Bulgar ordusunu püskürttü. I. Dünya Savaşı bittiğinde 3. Kolordu kumandanıydı.

    Kurtuluş Savaşı boyunca 12. Kolordu Kumandanı olarak Delibaş isyanının bastırılmasında, 1. ve 2. İnönü Savaşları’nda Sakarya Savaşı’nda görev aldı. 1921’de tümgeneralliğe yükseltildi ve Süvari Gurup Komutanı oldu. Kurtuluş Savaşı’nın son yıllarında Uşak, Afyon, Alaşehir çevresindeki çarpışmlarda süvarileri büyük hizmet gördü. Kaçan Yunan ordusunu kovalayarak İzmir’e giren ilk süvari birlikleri Altay’ın komutasındaydı. Bu başarılardan sonra korgeneralliğe yükseltildi.

    I. dönem TBMM’de milletvekili olarak bulunuyordu ama devamlı cephede görev yapmaktaydı. II. Dönem TBMM’de de yer aldı. Askerlik ve milletvekilliğini birlikte yürütmesi mümkün olmayınca Atatürk’ün isteğine uyarak meclisten ayrıldı ve orduda kaldı.

    1944’te 1. Ordu Komutanlığı’na getirildi. Aynı yıl İran ve Afganistan arasındaki sınır anlaşmazlığında hakemlik yaptı. Hazırladığı rapor anlaşmazlığın çözümlenmesinde yararlı oldu.

    1945'te, Yüksek Askeri Şüra üyeliği sırasında yaş haddinden emekliye ayrıldı.

    1946-1950 yılları arasında Burdur milletvekilliği yaptı. Demokrat Parti’nin kuruluşunda rol oynadı. 1950’den sonra siyasi hayattan da çekilerek İstanbul'a yerleşti. 26 Ekim 1974’de hayatını kaybetti. Mezarı, Ankara'daki Devlet Mezarlığı'ndadır








  2. RüzgarGülü
    Özel Üye





    Mareşal Fevzi Çakmak

    Mustafa Fevzi Çakmak, Müşir Mustafa Fevzi Paşa Mareşal Fevzi Çakmak Paşa (doğum 1876 İstanbul - ölüm 12 Nisan 1950 İstanbul) Mareşal ünvanı almış Türk komutanı. Cumhuriyet döneminin ilk, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 2. Genelkurmay Başkanı'dır.


    Birinci Dünya Savaşı öncesi faaliyetleri

    Bir süre Erkan-ı Harbiye (Genelkurmay) 4. Şube'de görev yaptıktan sonra 1899'da Metroviçe Tümeni'nin kurmay heyetinde görevlendirildi. Balkanlar'daki Sırp ve Arnavut çetelere karşı verilen mücadeleye katıldı. Kısa aralıklarla terfi ederek 1907'de miralaylığa (albay) yükseldi. 1908 yılında İkinci Meşrutiyet ilan edildiğinde 35. Fırka Komutanı ve Taşlıca Mutasarrıfıydı. 1910'da Arnavutluk'ta çıkan ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilen Kosova Kolordusu'nun kurmay başkanlığı'na atandı. 1911'de Trablusgarp Savaşı başlayınca Rumeli'nin savunmasıyla görevli Garp (Vardar) ordusunun kurmay başkanlığına getirildi. Balkan Savaşı (1912-1913) sırasında 21. Tümen Komutan Vekilliği, Vardar Ordusu Harekat Şubesi Başkanlığı yaptı. 1913'te 5. Kolordu Komutanlığı'na atandı. Mart 1915'de rütbesi mirlivalığa (tuğgeneral) yükseltildi. Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale, Kafkas, Suriye ve Filistin cephelerinde savaştı. 1918'de ferikliğe (korgeneral) yükseldi.

    Çanakkale Cephesi'nde Fevzi Çakmak

    Fevzi Paşa'nın, Balkan Savaşları çıktığı dönemde 21. Yakova Nizamiye Fırkası K. Vekilliği 'nde; 6 Ağustos 1912'de Kosova Kuvay-ı Umumiye Kurmay Başkanlığ ı'nda; 29 Ekim 1912'de de Balkan Harbi Seferberliği'nin başlangıcında Vardar Ordusu K. I. Şube Müdürlüğü 'nde görevlendirildiğini daha öncede belirtmiştik. Sırp Cephesi'nde Vardar Ordusu Harekât Şube Müdürü olarak bulunan Fevzi Paşa'nın başarılı askerî faaliyetlerine rağmen, Garp Vilayetleri'nde 10 Mayıs 1913'den itibaren Türk Hakimiyeti sona ermiştir. Fevzi Paşa, Güney Gurubu Komutanlığı'na bağlı V. Ordu Komutanı olarak 13 Temmuz'da katıldığı II. Kereviz Dere Muharebesi 'nde İngiliz ve Fransızlara karşı savaştı. Fevzi Paşa'nın Komutasındaki V. Kolordu Komutanlığına bağlı IV. - VII. Tüm. Komutanlıkları cephede ve VI. Tüm. Komutanlığı ise geride bekletilmekteydi. Bu muharebeler esnasında V. Kor. Komutanlığına bağlı, VII. Tüm. Cephesi'ne yapılan İngiliz taarruzları başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fransızlar ise IV. Tüm. Cephesi'ne taarruz etmiş fakat beklemedeki VI. Türk Tüm.'nin bölgede kullanılması üzerine düşman fazla ilerleme gösterememiştir. 13 Temmuz'da cepheye gelen Fevzi Paşa'nın komutasındaki XIII. ve XIV. Tümenler muharebeye katılmamış fakat 21 Temmuz'dan itibaren cepheye gelerek, I. Tüm. hariç yıpranmış ve yorulmuş eski tümenleri değiştirmişlerdir. Ayrıca II. Ordu Tümenleri'nin bölgeye (Kereviz Dere-Zığın Dere) gelmeleri üzerine VI. ve VII. Tümenler, Saros Gurubuna gönderilmiştir.

    Fevzi Paşa, V. Kolordu Komutanı olarak 6 Ağustos ve 13 Ağustos 1915 tarihindeki muharebelere katılmıştır. Düşman Kirte istikametinde yapacağı taarruzlar doğrultusunda Alçıtepe'yi almayı planlıyordu. Fakat Türk direnişi karşısında amacına ulaşamayan düşman çok fazla ilerleyememiştir. 6 Ağustos'ta düşmanın taarruz ettiği Arıburnu - Conkbayırı bölgesine gönderilen VIII. ve IV. Tüm. ile yetinmeyen Vehip Paşa, 9 Ağustos'ta Fevzi Paşa'nın komuta ettiği V. Kor. Komutanlığına bağlı V. ve XIV. Kolorduların son ihtiyatları olan 41. ve 28. Alayları da bu bölgeye gönderdi. Bölgeye gönderilen bu iki alay Conkbayırı'nın düşman eline geçmemesine ve Albay Mustafa Kemal'in 10 Ağustos tarihinde Conkbayırı taarruzuna yardımcı oldu. Eylül 1915 - 9 Ocak 1916 Mevzi Muharebeleri 'nde rahatsızlığı nedeniyle Anafartalar Kurmaylığı'ndan Alb. Mustafa Kemal'in 10 Aralık 1915'te ayrılması üzerine bu göreve Fevzi Paşa getirilmiştir. Bu muharebelerde V. Kolordu Komutanı olarak görev alan Fevzi Bey'in komutasındaki XIII. Tüm. 21 Ekim 1915'te Keşan'a hareket etti. XIV. Tümen ise 12 Ocak 1916'da bölgeden ayrıldı.

    Anafartalar Grup Komutanı olarak Eylül - 20 Aralık 1915 Mevzi Muharebeleri Kuzey Grubu'nda bulunan Fevzi Paşa, Alb. Mustafa Kemal'in rahatsızlığı nedeniyle cepheden 16 Aralık 1915'de ayrılması üzerine bu göreve getirildi. Anafartalar Grup Komutanlığına bağlı II. Kor. Kh. ve IV. Tüm. 16 Ekim 1915'te cepheden ayrılarak Keşan'a gönderildi. II. Kor. Kh.'nın bölgeden ayrılması üzerine yerine XVI. Kor. Kh. teşkil edildi. Düşmanın 18 Aralık'ta başlatıp; 20 Aralık gecesi tamamladığı tahliyeden sonra bu bölgedeki birlikler Trakya'ya sevk edildi. Yeni getirilen birliklerden Çanakkale Grup Komutanlığı teşkil edildi. Fevzi Paşa'nın komutasındaki Anafartalar Grup Komutanlığına bağlı Tümenlerin bölgeden ayrılış tarihleri:


    1915 sonrası askeri ve siyasi faaliyetleri

    Mondros Mütakeresi imzalandığında sağlık nedenleri ile İstanbul'da bulunuyordu. 24 Aralık 1918'den 14 Mayıs 1919'a kadar Erkanıharbiye reisliği yani bugünkü karşılığı Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulundu. 1. Ordu Müfettişliği, Askeri Şura üyeliği, Ali Rıza Paşa ve Salih Hulusi Paşa hükümetlerinde harbiye nazırlığı (Şubat - Nisan 1920) yaptı. Harbiye nazırlığı sırasında Anadolu'daki ulusal harekete silah ve cephane gönderilmesini kolaylaştırıcı bir tutum izledi.

    İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgalinin (16 Mart 1920) ardından Anadolu'ya geçmeye karar veren Fevzi Paşa, Nisan 1920'de Ankara'ya ulaştı. İstasyonda Mustafa Kemal Paşa tarafından törenle karşılandı. Birinci dönem TBMM'ye Kozan milletvekili olarak katıldı. 3 Mayıs 1920'de milli müdafaa vekilliğine getirildi. 24 Ocak 1921'de milli müdafaa vekilliği üzerinde kalmak üzere icra vekilleri heyeti reisliğini (başbakanlık) de üstlendi. 26 Mayıs 1920'de İstanbul Hükümeti tarafından ulusal hareketin önderlerinden biri olarak rütbesinin kaldırılmasına, nişanlarının geri alınmasına ve idamına karar verildi.

    İkinci İnönü Zaferi'nin ardından 3 Nisan 1921'de rütbesi TBMM kararıyla birinci ferikliğe (orgeneral) yükseltildi. Sakarya Savaşı'ndan bir süre önce, aynı zamanda Garp Cephesi Komutanlığı görevini de yürüttüğü için Ankara'da sürekli bulunamayan İsmet Paşa'nın (İnönü) yerine Genelkurmay Başkanlığı görevine getirildi. (3 Ağustos 1921)

    14 Ocak 1922'de milli müdafaa vekilliği, 9 Temmuz 1922'de icra vekilleri heyeti reisliği görevlerinden ayrıldı ve Genelkurmay Başkanı olarak Büyük Taaruz'un hazırlıklarıyla ilgilendi. Zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Savaşı'nın (30 Ağustos 1922) ardından 31 Ağustos'ta rütbesi Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından meclis adına müşirliğe (mareşal) yükseltildi. Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Genelkurmay Başkanı oldu

    Cumhuriyet Dönemi

    Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekilliği'nin kaldırılmasıyla; Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği 'ne atanan Mareşal Fevzi Çakmak, 30 Ekim 1924'e kadar askerlik görevinde bulundu. 31 Ekim 1920'de askerlik görevini, siyasete tercih ederek İstanbul Milletvekilliği'nden istifa etti. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği görevini 23 yıl yaptıktan sonra 12 Ocak 1944'de Askerî ve Mülkî Tekaüt Yasası'na göre Tahdit-i Sin yani yaş haddinden dolayı emekliye ayrıldı. VIII. Dönemde TBMM'de Demokrat Parti listesinden bağımsız aday olarak İstanbul Milletvekili seçildi. 5 Ağustos 1946'da Meclise katılan Fevzi Paşa, partisinden ayrılarak; 19 Temmuz 1948'de Millet Partisi'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı.





  3. RüzgarGülü
    Özel Üye
    Prof. Dr. Metin AYIŞIĞI

    Mondros Mütarekesi’nin uygulanışından itibaren düzenli ordunun kuruluşuna kadar geçen devreyi, Kuvâ-yı Millîye dönemi olarak nitelendirmek gerekir. Çünkü bu dönemde yapılan mücadele çok zor şarlar altında oluşturulan, millî kuvvetlerle verilmiştir. Kuvâ-yı Millîye adıyla kurulmuş olan bu güçler, düzenli ordu kurulması sürecinde zaman kazanma açısından çok önemli bir görevi başarıyla yerine getirmişlerdir.

    Millî Müfrezelerimiz her an sınırı geçip güvenli bir bölgeye geçerek Millî Ordunun saflarına katılabilecekken işgal bölgesindeki sahipsiz, korumasız köylerin korumasını üstlenmiştir. Üzerlerine kuvvet çekerek Yunanlıların cephede kullanabileceği askerlerin bir kısmını bölgede tutmayı başarmışlardır. Böylece Türk Ordusu karşısındaki düşman baskısı belli bir ölçüde hafiflediği gibi, düzenli birliklerin güçlenmesine zemin ve zaman kazandırmışlardır.

    Millî Mücadele ise, çöken bir imparatorluğun enkazları üzerinde, İmparatorluğun arta kalan unsurlarından çağdaş anlamda bir “Millî Devlet” kurma gayesine yönelik, yeniden doğuş hareketi olarak nitelendirilebilir. İşte Millî Mücadele’nin önemli bir kısmı gerek stratejik konumu, gerekse sosyal yapısı itibariyle ilginç bir çatışma sahası durumunda bulunan Kuzeybatı Anadolu'nun Balıkesir sınırları içerisinde cereyan etmiştir.

    Tarihinin hiçbir döneminde haksızlıklara boyun eğmemiş olan Büyük Türk Milleti ülkesinin işgal edilmesine de seyirci kalmamıştır. Nitekim resmî makamların tüm çekimser tutumlarına rağmen, inisiyatif kullanan komuta kademesindeki subaylar emirleri altındaki birlikler ve mahalli kuvvetlerle düşman ilerlemesine silahla karşı koymuşlardı. Yunan işgal ve ilerlemesini reddeden Batı Anadolu insanı, hükümetin sükûnet tavsiye eden kararlarını dinlemeyerek bazı direniş heyetleri oluşturmuşlardır.

    Mondros Mütarekesinden sonra İstanbul Hükümetinin acizliği karşısında tedirgin olan Türk halkı, müdafaa-i hukuk cemiyetleri teşkiline başlamıştı. İzmir’de teşekkül eden müdafaa-i hukuk cemiyetinin kongresine Balıkesir de delegelerini göndermişti. İzmir’de Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal ve tecavüzü üzerine Anadolu’nun her tarafındaki “müdafaa-i hukuk” cemiyetlerine bir de “redd’ül ilhak” ünvanı ilave edildi. Adeta hiç yoktan Millî bir ordu meydana çıktı. Balıkesir’de teşekkül eden büyük kongre, bu ordunun kuzey karargahı olmak üzere Balıkesir’i seçti.

    Karesi Sancağı merkeziyle bağlı kazalar dahilindeki köylerin hane sayısını bildiren 20 Aralık 1916 tarihli icmal pusulasına göre Balat (*********) nahiyesinde birlikte 2406 hane bulunduğu anlaşılmaktadır. Balat Nahiye merkezinde ise 897 hane bulunmaktaydı. Köyleriyle birlikte toplam 3724 haneye sahipti. Hane başına en az beş nüfus hesabıyla yaklaşık 18-19 bin kişinin yaşadığı söylenebilir.

    Yunan ordularının işgali sırasında düşman ordusu *********’in köy ve civarına karargah kurmamış, yalnız gelip geçmişse de halkın Birinci Dünya Savaşından arda kalan bir avuç erkeği, dul kadınları ve çocukları gece gündüz evlerinde tarla ve bahçelerinde daima korku içinde yaşamaya çalışmışlardır. O tarihte Yunan ordusuna katılan yerli çetelerce memleket idare edilmiş, çevrenin idaresi, emniyet ve sair her türlü işleri bu cahil eşkıya bozması çetelerin elinde kalmıştır.

    İstanbul Hükümetine bakılırsa Karesi livası dahilinde 24 çete faaliyet gösteriyordu. Bunlar, Parti Pehlivan, Sarı Mehmed, Hüseyin Çavuş, Bakırlı Mustafa, Arnavud Arslan, Kadı Dağlı Hacı Veli, Bergamalı Arab Osman, Kamalı Bıyıksızın Ahmed, Geyelerli ?? Ömer Pehlivan çeteleri idi. Bunlar arasında olan Demirci Kaymakamı İbrahim Edhem ve Balat (Dursunili Kazası) kaymakamı Emin Beylerle daha bazı münevver kimseler, bu çetelerin Divân-ı Harb heyetini teşkil ediyordu. Bu çeteler genellikle Bigadiç, Sındırgı, Soma, Demirci, Simav, Çorum bölgelerinde dolaşıyordu. Kendilerini asayişle alakadar addeden çete reisleri tutukladıkları insanları mahkeme edip bu divân-ı harb heyetine veriyorlardı .

    ********* Kavacık nahiyesinden ve civar köylerinden kuvvetli hayvanları olanlar Kuvâ-yı Milliye'ye öküz arabaları ile Balıkesir'e gelip, depodan erzak ve cephane alarak Soma cephelerine taşıdılar. Kavacık köyünden İsmail oğlu Halil ve Mehmet oğlu Abdullah ile Şuleler köyünden Ali Osman, Hamzacık'tan İbrahim Ağa, Osmanlar köyünden Ömer ve yöre halkı 10-15 araba, *********'den gelen bir komutan aracılığıyla çevreden toplanan erzaklarla önce Soma cephesine gitmişler, oradan Bandırma'ya giderek cephane alıp, Soma cephesine taşımışlardır.

    Kurtuluş Savaşı başlamadan önce buralara kadar gelen Yunanlılar burada eğlenmeden *********'e geçtiler. O sıralarda türeyen yerli eşkıyalar, yöredeki köyleri yakıp yıkıyorlardı . Seferberlik döneminde ilçemiz çeşitli eşkıyaların ve kendilerini Kuvâ-yı Milliyeci diyerek tanıtan çetelerin istilasına uğramıştır.

    O zamanlarda çeşitli isimlerde çeteler üremişti. Bunlardan bazıları Yunan'a karşı mücadele ederken, bazıları da köyleri yakıp yıkıyor, altın ve gümüş topluyorlardı. Bir kısmı da Yunan’a hizmet eden bu çetelerle mücadele ediyordu. Nitekim 13 Ekim 1921 günü Balatlı Hasan Çavuş ve Bergamalı Arab Ali Osman idarelerindeki 190 kişilik bir çete Bigadiç’in Bekirler köyüne giderek Fabirler (Farlar) ?? köyünden getirttikleri Molla Süleyman’ın kulaklarını kestikten sonra kama ile boğazından yaralayıp öldürmüşlerdi .

    Bu dönemde Durabeyler köyünde Hacı Salih 18 defa çetelerin baskınına uğramış, her defasında bu kadar altınım var diyerek onları başından savmıştı. Son kez Hacı Salih'e inanmayarak ayaklarını kızgın küle gömmüşler, başına kızgın sacayağı geçirmişler ve akla gelmedik eziyetler yaparak ölümüne sebep olmuşlardır.

    Yerli eşkıya çeteleri eşkıyalık yaparken bunlara karşı koyan yöre halkı gitgide örgütlenerek Kuvâ-yı Milliye kuvvetlerini oluşturuyorlardı. Bu birliklerden Kaymakam İbrahim Ethem Bey ve Parti Pehlivan Kuvvetleri Sındırgı dağlarına gün geçtikçe hâkim olarak Yunanlıları köylere sokmamaya çalışmışlardır. Çevre köylerde eli silah tutanlar, Yunan'a boyun eğmeyenler, eşkiyalığa tenezzül etmeyenler, İbrahim Ethem Bey kuvvetlerine iştirak etmiştir.

    10-22 Mart 1920 tarihlerinde toplanan Beşinci Balıkesir Kongresi Heyet-i Umumiyesi, sadece bölgenin değil, bütün ülkenin sıkıntılarına temas etmekte idi. Ayrıca aşağıda 5. maddede görüleceği üzere, Sivas Kongresi'nin (4-11 Eylül 1919) millî birlik ve istiklâlin muhafazası için ortaya koyduğu maksat ve esasları da benimsemiştir. Aralarında ********* nahiyesinin de bulunduğu büyük kurul aşağıdaki protesto metnini hazırlamıştır :

    1- Hiçbir hak ve sebebe dayanmayan zâlim Yunan işgalinin devamına bütün varlığımızla ve şiddetle karşı koyulacak ve Yunanlılar herhalde Anadolu'dan kovulacaktır.

    2- İzmir'e giden Karma Tahkikat Komisyonu’nun Yunan mezâlim ve fecâyi'i ve Yunan işgalinin kaldırılması hakkında düzenlemiş olduğu rapor Meclis tarafından medeni dünya kamuoyuna arz olunduğu halde Yunan işgal-i vahşiyânesinin devamı, ilân edilen ilkeler ve insanlık esaslarına aykırı olduğundan, Müslümanlar vatanlarının kurtulması için tamamen özgürce hareket etmeye sahip olmak hakkını elde etmişlerdir.

    3- Her türlü işgal ve müdâhalenin ve bilhassa Rumluk ve Ermenilik teşkîli gayesine yönelmiş harekâtın reddi hususunda birlik olarak müdafaa ve mukavemet esâsı kabul edilmiştir.

    4- Memleketimizde yaşayan bütün Müslüman unsurlar, birbirlerine karşılıklı sevgi, saygı ve vefa hissi ile dolu olarak ; gelenek-görenek, toplumsal durum ve çevre şartlarına riayetkar öz kardeştirler

    5- Heyet-i Umumiye 4 Eylül 1919 tarihinde toplanan büyük Sivas Kongresinin Millî birlik ve bağımsızlığımızın korunması uğrunda kabul ettiği temel istek ve maksatlara tamamen iştirak eder".

    ********* yöresinin gençlerini Mehmet Bey örgütledi ve Milli Mücadele de şanlı göreve talip oldular. Milli Mücadelede Yunanlılarla yaptığı mücadele ile Devlete, Millete yaptığı unutulmaz hizmetlerinden dolayı Mehmet Konyalı'ya Milli Savunma Bakanlığı istiklal Madalyası vererek ödüllendirdi.

    30 Haziran 1920'de Balıkesir'in Yunanlılar tarafından işgalinden birkaç gün sonra ********* kazası da bir Yunan birliği tarafından işgal edilmiş ve kasabada bir Yunan karakolu kurulmuştur. Akser (Akhisar), Soma, Giresun (Savaştepe), İvrindi, Ayvalık Cephelerinde Yunanlılara karşı göğsünü etten kemikten siper eden binlerce yiğit, cephaneleri tükendiği için geri çekilmek zorunda kaldılar, ve 3 Ekim 1920 tarihinde *********'de Yunanlıların işgaline uğradı.

    Kasabada oturan birkaç Rum asıllı aile ile bazı Hürriyet ve İtilaf Partisi yandaşı, bu karakola yakın davranışlarda bulunmuşlarsa da kısa zamanda *********'de kurulan gizli bir teşkilat Sındırgı dağlarında Yunan işgaline karşı faaliyet yürüten İbrahim Ethem Bey yönetimi altında birleşmişler. *********'in çevresinin özellikle dağlık olması Milli Müfrezelerin sıkıştıkları zamanlarda sığındıkları ve birçok ihtiyaçlarını karşıladıkları bir yer olmuştur.

    Çekilen ve dağılan Milli Müfrezeler silahlarını bırakmadı, köylere çekilenler hemen örgütlenerek, köyleri ve dağları Yunanlılara aşılmaz ve geçilmez yollar haline getirdiler. Çekilebilen Balıkesirliler ise önce Bursa'ya oranında işgali üzerine İnegöl cephesine Köplüce hattına çekildiler, burada daha sonra gelenlerle birleşerek, Karesi mürettep taburunu kurdular. Bu tabur İnönü ve Sakarya savaşlarında pek çok şehitler verdi. Başlarında da Balıkesir'in kahraman evlatlarından öğretmen Eminettin (Çeliköz) Bey bulunuyordu.

    Kısa süre içerisinde dağlarlardaki düzensizlikler giderilmiş, Demirci Kaymakamı Balıkesir'li İbrahim Ethem Bey önderliğinde Parti Pehlivan ve Halil Efe önderliğindeki güçler dağlar da başı boş dolaşan zaman zamanda eşkıyalığa yönelen kuvvetleri düzene sokmuş, kendilerine bağlamışlardı.

    6 Ağustos 1921'de Demirci'nin işgali üzerine dağlara çekilen, Akıncı müfrezeleri 13 Ağustos 1921 Cumartesi günü, Yağcı Dağı'nda kesin savaşma kararı alıp, yemin ederler.

    Daha sonra Akdağ'a geçilir, mücadele mıntıkaları belirlenir ve Akıncı Müfrezeleri meydana getirilerek, Kuvâ-yi Milliyeciler, müfreze komutanlıklarına tayin edilirler.

    Kaymakam İbrahim Ethem Beyin Milli Müfrezeler ile yaptığı Müfreze teşkilatlanmasında ********* ve çevresi 6 numaralı müfreze olan Aslan Ağanın müfrezesine verilmiş. Bu müfrezenin komutası, Aslan Ağanın 10. müfreze tayin edilmesiyle Arap Ali Osman Efendinin komutasına verilmişti. İbrahim Ethem Bey komutasındaki Akıncı müfrezelerine bağlı 1.Gönüllü müfrezelerinin başında da Balatlı Hüseyin Çavuş bulunmaktadır.

    Bu müfrezeler, Balıkesir, Bigadiç, Sındırgı, Balat (*********), Kirmasti (Kemâl Paşa), Yenice, Kepsut, Simav, Demirci, Gördes, Salihli, Akhisar, Konakpınar, Kula, Eşme, Kırkağaç, Soma ve Gelenbe bölgelerinde görev yapacaklardı .

    Düşmanın ileri harekâtı için hazırlıkta bulunduğu ve Gördes-Balat-Yenice yörelerine taarruz edileceği anlaşılıyordu. Düşmanın bundan maksadı buralarda toplanan akıncı müfrezeleriyle yardım bölüklerini dağıtmak ve askeri sevkiyatını emniyet altına almaktı . Bu harekât lâzım gelen makamlara bildirildiyse de cephe ilerisi olan ve hiç bir zaman harbe, askeri harekâta uygun olmayan Demirci - Gördes - Balat - Yenice bölgelerine karşı bir askeri yardımda bulunulamayacağı, mevziî kuvvetlerden yaralanılması gerektiği bildirildi. olduğundan tabiki Bunun anlamı, millî müfrezelerin kendi başlarına kalması, kendi kuvvetleriyle müdafaaya mecbur olması demekti. Bu gelişme üzerine bütün karakolların en iyi erleri merkezde toplanarak 50 kadar süvari ve bir miktar da piyade hazırlandı. Bunun için herhangi bir emir alınmamış olduğundan bütün sorumluğu İbrahim Ethem Bey üzerine aldı.

    Balat'ın Meşhur Kükimdere Muharebesi

    Demirci kaymakamı İbrahim Ethem Bey komutasındaki akıncı birlikleri, bütün gece düşmanın imhası için tertibat almakla meşgul oldu. Zira düşman müfrezesi içinde Dursun Beyli Zekeriya kumandasında beş altı tane de Müslüman gâvuru ! vardı. Bunlar Yunanlılardan fazla mezalim yapıyor, bütün köyler bunlardan elaman diyorlardı. Bunun için bütün efradın ağzında Zekeriya ve arkadaşları dolaşıyor, hepsi evvelâ bunlara, sonra gâvurlara silâh atalım, diyorlardı.

    23 Aralık 1921 Cuma günü şafaktan bir saat önce yukarı Köçek köyünden harekâta başlandı. Birlikler, düşmana bir şey hissettirmemek ve izlerini göstermemek için üç saat uzaktan, Alaçam dağından dolaşmak suretiyle düşmanın geçmesi tahmin olunan Balat'ın Kükimdere civarına geldi. Atlar, Kükimdere'nin yarım saat yukarısındaki tepede bırakılarak seçme, fedaî kırk erle saat üçte sularında pusuya yatıldı.

    Düşmanın esas kuvveti ile öncülerinin arası yaklaşık beş yüz metre olarak kabul edildiğinden Pehlivan Ağa ile Ethem Bey ve kıdemli erlerden iki kişi on yedi süvariden mürekkep olan düşman süvari öncü kolunu kaçırmamak üzere pusu ilerisindeki derenin karşı sırtlarını tuttu. İlk silâhı Halil Efe müfrezesi atacak ve Yusuf Çavuş takımı ile Arap müfrezesi derhal düşmanın arkasını keseceklerdi. Bu program üzerine herkes vazifesini almış ve mevziine girmişti. Düşmanın hareket edeceği yerden pusu mahalline kadar olan mesafe dört saatti. Bu mesafe dahilinde yüz metre mesafe ile ahaliden postalar dizilerek birbirine bağırmak suretiyle düşmanın gideceği yol bildirilecekti. Çünkü, düşmanın Altunlar yolunu takip etmesi ihtimali vardı. Mamafih nereye gitmiş olsa her halde takip edilerek taarruz olunacak ve bu düşmandan intikam alınarak Türklüğün gücü gösterilecekti.

    Saat altıda düşmanın gelmekte olduğu bildirildi. Artık hiç bir şüphe kalmamış, düşman istenildiği surette pusuya sokulmuş demekti. Herkes düşmanın gelmesini sabırsızlıkla bekliyor, ah intikam, intikam diye birbirine fısıldıyor ve seviniyorlardı. Nasıl sevinmezler ki, Türkün namusuna taarruz etmek isteyen düşmandan intikam alacaklardı. Öğleden sonra saat yedide düşmanın öncüsü olan bir süvari müfrezesi göründü. Pusunun ortasından ve Halil Efe'nin karşısından geçerek Ethem Bey’le Pehlivan Ağa'nın olduğu tarafları dürbünle gözlerken Halil Efe'den ateş başladı. Çünkü, düşmanın esas kuvveti ile öncülerinin arası elli metre imiş; bunun için Halil Efe ateşe mecbur olmuş ve bu anî ateş karşısında neye uğradığını anlayamayan düşman oraya buraya kaçmağa çalıştıysa da kaçacak bir yer bulamayınca olduğu yerde kalıp mevzi aldı. Öncüleri ise pusu haricinde kaldığını zannederek ve hayvanları bırakarak Ethem Bey ve Pehlivan Ağa’nın bulunduğu taraftan silâh atılmadığı için onlara doğru süratle kaçmağa başladılar.

    Onlar kendilerini artık pusudan kurtulmuş zannediyorlardı. Dereyi geçip ateş menziline girince şiddetli bir ateş başladı ve iki saatlik bir muharebeden sonra düşmandan on beş kişi imha ve meşhur Zekeriya ile bir Yunan neferi esir edildi. Maktullerin ikisi zabit ve Zekeriya'nın sağ olarak ele geçmesi büyük bir başarı idi. Bir süre sonra çatışmanın devam ettiği Halil Efe'nin bulunduğu tepeye çıkıldı.

    Bu suretle gece saat bire kadar çarpışma devam etmiş ve düşmanın yetmiş kişi olan müfrezesi tamamen yok edilmişti. Bu muharebede erlerin ve müfreze kumandanlarının gösterdikleri büyük fedakârlık her türlü takdirin üstündedir.

    Simav'lı Cafer Bey, Balya hâkiminin oğlu Muallim Tahsin Efendi, Kürt Şaban, Çetmi Hüseyin şehit ve Hacı Mustafa ile Simav Jandarma Kumandanı Yusuf Çavuş yaralandılar. Düşmanın o gece muharebe meydanında 39 maktulü sayılabilmiş ve yaralı olanların geri kalanı da ormanlarda bulunarak yalnız dört kişi sağlam kurtulmuştu. Müslüman gâvurlarından Zekeriya esir ve Kör Ali Bey'le Hakkı maktul olmuş ve yalnız İbrahim adında birisi kolundan yaralı olduğu halde kaçmıştı.

    Bu arada kırkı aşkın silâh, pek çok cephane, bütün levazımatıyla bir otomatik tüfek, on dört at, altmış kaput ve pek çok askeri eşya yanında ve köylerden gasp etmiş oldukları almış oldukları eşya ve hayvanların tamamı ve akıncı müfrezelerinin eline geçmişti .

    Gece olduğu için şehitler sabah toplanmak üzere orada haliyle bırakılarak gece Tuntunarcık köyüne gelindi. Sabahleyin muharebe meydanına gidilerek şehitler toplanmış ve düşmanın bulamaması için yarım saat uzak bir yere götürüldü. Üzerlerinde muntazam elbise, ayaklarında kundura ve çorap ve hatta iç donu olmayan ve yalnız istiklâli millî gayesiyle kışın bütün şiddetine rağmen bu kadar zamandan beri düşmanla boğaz boğaza uğraşan ve nihayet bu muharebede Türklük ve Müslümanlığa yakışır bir surette şehadet mertebesine kavuşan bu fedakâr ve muazzez Mehmetçikler civarlardan yetişen pek çok zevat-ı mutebere huzurunda ve bütün millet ve arkadaşlarının göz yaşlarıyla o civardaki ulu çamların diplerine defnedildi.

    Düşmanla İşbirliği Yapanların Akibeti, Zekeriya'nın İdamı

    Düşman ile beraber çalışan düşman ölüleri arasında bulunan Balatlı Kör Ali Bey ile Hakkı'nın başları kesilerek esir olan Zekeriya'nın boynuna asılarak, köylerde teşhire başlandı. O gün Bağcılar köyüne gelindiğinde bütün kadın ve çocuklar Zekeriya'ya hücum etmiş ve kurtarmak mümkün olmadığı gibi muhafız erler de o arada taş, sopa sadmesine uğramağa başladı. Bunun üzerine ibret-i müessire olmak üzere Zekeriya'yı Bigadiç nahiyesinin Okçular köyünün başındaki dört yolda 23 Aralık 1921'de asılarak göğsüne şu levhayı takıldı :

    “ Ben vatan hainiyim, bu cezaya lâyıkım, ibret alın! ”

    Böylece ********* büyük bir şerirden kurtulmuş oldu. Bu sırada bazı müfrezelerin uygunsuz davrandıkları Kaymakam İbrahim Ethem Beyin kesin emrine rağmen ********* çevresinde para topladıkları öğrenilince, İbrahim Ethem Bey bunları cezalandırmıştı.

    Bu olay üzerine düşman beş yüz kadar süvari toplayarak çatışma yerine gelmiş ve fakat hiç durmayarak geri dönmüştü. Akıncı birlikleri de her ihtimale karşı Bağcılardan Kırca'ya ve oradan da tekrar Yukarı Göçük'e gelerek burada bir gece iyice istirahatten sonra Bozbul'a, Alaçam, Akdağ eteklerinde ve Görendere, Hacıömer deresi, Kızılcık köyleri civarında pek ziyade kar ve soğuk olduğu halde vakit geçirdiler. Fazla olan iki Belçika tüfeği ile bir kır kısrak Ali Çavuş'a ve otomatik tüfek de Taviş köylü Kâzım Ağa'ya emaneten bırakıldı.

    Sakarya Zaferi sonucunda çok ağır bir darbe alan Yunan kuvvetleri işgali altındaki yerlerde intikam alırcasına masum, korumasız halka akla gelmedik mezalimde bulunuyordu. Köyler yakılıp yıkılıyor, kadın ve kızlarımızın namusları kirletiliyordu. Balıkesir’in ileri gelen eşrafından pek çok kişi hapishanelere atılmış, türlü işkencelere maruz kalmıştı. Karasi Livası ile Demirci - Gördes, Simav, Emet, Tavşanlı, Kirmastı, Gediz, Bigadiç, Balat, Karacabey, Akhisar, Kırkağaç, Bergama, Eşme, Kula, Salihli, Uşak kasabalarında eşraf namına kimse kalmadığı gibi kuradan da üçer beşer kişi toplanmış ve akibetleri hakkında herhangi bir bilgi elde edilememişti .

    Düşmanın işgali altındaki yerlerde yapmış olduğu fecâyi ve mezâlimin burada izahı mümkün değildir. Bu mezalimin birkaç büyük cilde bile sığması mümkün değildir. Yalnız düşman fecâyi ve mezâlimine küçük bir misal olarak iki üç nahiyede iki ay zarfında 200 kadının ırzına tasallut edilmiş, 50 yi aşkın erkek ve kadın hayvan boğazlar gibi boğazlanarak cesetleri kemikleri yollarda bırakılmıştır.

    İşte bu fecâyi Bigadiç, Balat, Çorum nahiyelerinin köylerinde yapılmıştır. Buralarda soyulmadık bir ev kalmadığı gibi bir kısmı yakılmış ve ele geçen kadınların ırzına taarruz edilmiş ve bir kısmı da ateşle yakılmışlardır. İki nahiyede yapılan fecaiyi bu olursa diğer yerlerde, köylerde yapılan mezalimin boyutlarını varın siz düşünün.

    Irzını, canını muhafaza edebilenler sırf dağlara iltica ve firar edenlerdir. Bütün dağlar düşman mezaliminden firar edenlerle doluydu. Hatta Türklük ve Müslümanlığın kutsiyet ve ulviyetini düşmana göstermek ve namusunu muhafaza eylemek için birçok kadınlar ellerinde silâh müfrezelerle çalışmaktadırlar. Şehit Halil Efe'nin ailesi Makbule Hanım eşi gibi birkaç çatışmaya girmiş ve Kocayayla muharebesinde şehadet mertebesine erişmiştir. Düşmanın bu mezalimine rağmen müfrezelerimiz tesadüf ettikleri silahsız yerli Rumlara katiyen ilişmemiş ve hatta kendilerine emniyet vesikaları verilmiştir.

    Yunan ordusu buralara ancak küçük birlikler halinde ulaşabilmiş, asıl kuvvetini ********* merkezinde tutmuştur. Karşılarında çekinecekleri bir kuvvet yok sanan Yunan ordusu, ansızın Orhaneli üzerinden gelen Eminettin (Çeliköz)Bey komutasındaki Türk Ordusunu buldu. Türk Ordusu buradaki Kuvâ-yı Milliye müfrezeleri ile birleşerek, düşmanı buralardan sürüp çıkardı .

    Bu arada Yunanlılar eşraftan bazı kişileri gözdağı vermek veya rehin olarak kullanmak için alıp götürmüşlerdi, ve bu insanları nereye götürdükleri uzun süre öğrenilememişti, Kaymakam İbrahim Ethem Beyin ordu ile yaptığı haberleşmeden sonra, bütün köylere görevler verilmiş, kurtuluş yaklaştığında bütün verilen emirler tatbik edilmiş 1 Eylül 1922'de *********'in bütün köylerinin yollarını kesmiş, Karakolları basmış ve dağları geçilmez yapmıştı. Bu ********* Müfrezesinin başında Balatlı Mustafa Çavuş Yunan işgali sırsında Milli Müfrezelerle Balıkesir arasındaki haberleşmeyi sağlamış, ihtiyaçlarını gidermişti. ********* müfrezeleri kendi kendilerini kurtarmıştır.

    Dağlarda halkı Yunan zulmünden ve eşkıyalardan koruyan Milli müfrezelerle Balıkesir'de bulunan "Ayın Pe" isimli gizli teşkilat arasında kuryelik yapan *********li Ömer Lütfü Büber'in hizmetleri her türlü takdirin üzerindedir. Bu fedakar memleket çocuğu ölümleri göze alarak, her ihanete göğüs gererek Milli Müfrezeler için gerekli malzemeyi Balıkesir'den ve *********'den temin ederek unutulmaz hizmetler başarmıştır.

    Menemen Ovasında 2 yerinden yaralandığı halde kurtulmayı başaran Arap Ali Osman Efe yaralarının iyileşmesi ve müfrezenin dinlenmesi için Bigadiç ve ********* arasındaki bölgeye çekildi ve bölgeyi uzun süre kontrolü altında tuttu. Zaman hızla geçiyor Yunanlıların Anadolu macerasının sonu geliyordu. Büyük taarruzun beklendiği günlerde, Ali Osman Efe de Kaymakam İbrahim Ethem Beyden aldığı emir ile daha önemli görevler için yöreden ayrıldı.

    24 Ağustos 1922'de alınan isabetli bir kararla harekete geçen İbrahim Ethem Beyin kuvvetleri, Yunan karakollarını basıyor, telgraf tellerini tahrip ediyor, yolları, köprüleri, demiryollarını uçuruyor, yolları kesiyor, top yekûn bir gayretle kasabaları tek tek kurtarıyordu.

    Eminettin Bey kuvvetleri, önüne çıkan Yunan karakollarını yok ederek, dağılan Yunan Ordusunun kuvvetleri ile çarpışarak *********'e geldi. O zamanki ismiyle Balat'ı düşman işgalinden kurtardı. Milli Müfrezelerin yaklaştığını duyan nahiyedeki Yunan karakolu ve yerli Rumlar birlikte kaçtıklarından, ********* de vukuatsız olarak kurtarıldı. 3 Eylül 1920’de işgalcilerden temizlenen ********* bu günü resmi kurtuluş günü kabul edip, her yıl coşku ile kutlamaktadır.

    Ulusal namusun galeyanı ile ayaklanmış olan Türk Milleti, bizzat hükümdar tarafından elleri, kolları bağlanarak düşman ayaklarının önüne atılmak istenmiştir. Bugün ve yarın tarihin bu noktası geldikçe, Türkiye Cumhuriyeti’nin evlatları buralarda derin düşünceye dalacak ve büyük dersler çıkaracaklardır.

    Bu aziz vatanın topraklarını kanlarıyla sulamış, bayrak bayrak kutsallaştırmış şehit ve gazilerimizin ölümsüz hatıraları önünde bir kez daha saygı ve minnetle eğiliyoruz. Ayrıca bu muazzam muharebelerde tarih sahnesine çıkarak bir güneş gibi doğan eşsiz kahraman Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün, bütün komutan ve silah arkadaşlarının da manevi huzurunda engin saygılarımızla eğiliyor, onları rahmet ve minnetle anıyoruz.





  4. RüzgarGülü
    Özel Üye
    İsmet İnönü

    Mustafa İsmet İnönü, asker, siyasetçi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci Cumhurbaşkanı. 24 Eylül 1884'te İzmir'de doğdu, 25 Aralık 1973'te Ankara'da öldü. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında çok önemli bir rol oynamış, Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsız bir devlet olarak dünya sahnesinde yerini almasını sağlayan Lozan Antlaşması'nı imzalamış, birçok kez de başbakanlık görevini yapmıştır.

    Öğrenim ve İlk Görevleri

    Babası Malatya'ya aslen Bitlis'ten gelme Kürümoğulları'ndandır. Annesi Cevriye Hanım Deliorman Razgrad'dandır. Ortaöğretimini Sivas Askeri Rüşdiyesi'nde 1980 yılında tamamlayan İnönü Mühendishane-i Berri-i Hümayun'u 1903 yılında topçu teğmeni olarak birincilikle bitirdi. 1906'da Erkân-ı Harbiye Mektebi'ni gene birincilikle bitirerek kurmay yüzbaşı rütbesiyle Edirne'deki 2. Ordu'nun 8. Alay'ında bölük komutanlığına atandı. Bu görevi sırasında, Makedonya'daki örgütlenmesinden etkilenerek İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu (1907). Ama uzun süre cemiyet içinde herhangi bir etkinlik göstermedi; askerliği ön planda tuttu. 1908'de kolağası (önyüzbaşı) oldu ve 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) olarak bilinen ayaklanmayı Selanik'ten gelerek bastıran Hareket Ordusu'nda görev aldı.

    1910'da Yemen Ayaklanması'nı bastırmakla görevlendirilen Ahmed İzzet Paşa'nın karargâhında görevlendirildi. Buradaki hizmetleri nedeniyle kendisine dördüncü dereceden Mecidiye Nişanı ve bir yıl kıdem verildi. 26 Nisan 1912'de binbaşılığa yükseltildi ve Yemen Mürettep Kuvvetleri kurmay başkanı oldu. Balkan Savaşı çıkınca (1912) İstanbul'a döndü (1913), Çatalca'daki sağ cenah komutanlığı emrine verildi. 1914'te harbiye nazırlığı ve erkân-ı harbiye-i umumiye reisliğine (genelkurmay başkanlığı) atanan Enver Paşa'nın başlattığı ordunun yenileştirilmesi hareketinde etkin rol oynadı. 29 Kasım 1914'te kaymakam (yarbay), 14 Aralık 1915'te miralay (albay) oldu ve Çanakkale'deki 2. Ordu'nun kurmay başkanlığına atandı. I. Dünya Savaşı'nda Doğu Cephesi'nde görevlendirildi. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa da (Atatürk) bu ordunun 16. Kolordu komutanlığına atandı. İsmet Bey, 1916'nın yaz aylarında bir süre çarpışmaları yönetti. Ocak 1917'de 2. Ordu komutan vekili Mustafa Kemal Paşa'nın önerisiyle 4. Kolordu komutanlığına atandı; stratejik birliklere komutanlık dönemi de bu göreviyle başladı. Mayıs 1917'de Suriye Cephesi'nde 20. Kolordu komutanlığına, 19 Haziran'da da 3. Kolordu komutanlığına atandı. Bir süre sonra İstanbul'a geri çağrıldı ve Halep'te 7. Ordu'nun oluşturulmasında görev aldı. Daha sonra bu orduda kolordu komutanlığına getirildi ve 7. Ordu'nun komutanlığını üstlenen Mustafa Kemal Paşa ile gene yakın ilişki içinde oldu.


    Mütareke ve Milli Mücadele Dönemleri

    Mondros Mütarekesi'nin (30 Ekim 1918) imzalanmasından az önce rahatsızlanarak İstanbul'a dönen İsmet Bey, 24 Ekim 1918'de Harbiye Nezareti'nde müsteşarlığa atandı. 29 Aralık'ta Paris Barış Konferansı'na (1919) hazırlık için kurulan komisyonda askeri müşavir oldu; 4 Ağustos 1919'da yalnızca sekiz gün için Askeri Şûra Muamelat-ı Umumiye müdürlüğüne, bir ara da jandarma ve polis örgütünün iyileştirilmesi için kurulan komisyona üye olarak atandı. Bütün bunlar genellikle birkaç günlük görevlerdi.

    İsmet Bey, ilk kez 8 Ocak 1920'de, yalnızca bazı danışmalarda bulunmak için Ankara'ya gitti ve kısa bir süre Mustafa Kemal'le çalıştı. Yeni kurulan Ali Rıza Paşa hükümetinde harbiye nazırı olan Fevzi Paşa'nın (Çakmak) çağrısı üzerine şubat sonlarında İstanbul'a gitti. 9 Nisan 1920'de Mustafa Kemal'in çağrısı üzerine Ankara'ya döndü ve İstanbul'la bütün resmî bağlarını kopardı.

    23 Nisan 1920'de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) Edirne milletvekili olarak katılan İsmet Bey, 3 Mayıs'ta İcra Vekilleri Heyeti'nde erkân-ı harbiye-i umumiye vekili (o dönemde genelkurmay başkanı) oldu. Bu görevi üstlendiğinde albaydı ve kendisinden hem rütbe, hem kıdemce çok ileride komutanlar da vardı. İsmet Bey, 6 Haziran'da İstanbul'da divanı-harp tarafından gıyabında ölüm cezasına çarptırıldı.

    10 Kasım 1920'de milletvekilliği ve vekillik görevi saklı kalmak üzere Garp Cephesi Kuzey Kesimi Komutanlığı'na atandı; 4 Mayıs 1921'de de Garp Cephesi komutanı oldu. Çerkez Ethem ayaklanması'nın ve iç isyanların bastırılmasında etkin rol oynadı. Ocak ve Nisan 1921'de I. ve II. İnönü savaşlarında Yunan ilerlemesini durdurdu. 1921-22 yıllarında Sakarya Savaşı, Büyük Taarruz ve Başkumandanlık Meydan Savaşı'nda etkin rol oynadı.








    Siyasal Yaşamı

    Saip Tuna'nın İsmet İnönü portresi

    Milli Mücadele'nin sonunu belirleyen Mudanya Mütarekesi görüşmelerinde (3-11 Ekim 1922) Türk tarafını temsil eden İsmet Paşa, 26 Ekim 1922'de hariciye vekili oldu. Lozan görüşmelerinde murahhas heyetin başkanlığını yaptı; yeni devletin bağımsızlığını ve egemenliğini onaylayan, Sevres Antlaşması ve Mondros Mütarekesini geçersiz kılan Lozan Antlaşması'nı imzaladı.

    İkinci dönem (1923-27) TBMM'de Malatya milletvekili olarak bulunan İsmet Paşa, Fethi Bey'in (Okyar) kurduğu İcra Vekilleri Heyeti'ne gene hariciye vekili olarak girdi. 23 Ağustos'ta Lozan Antlaşması'nın TBMM'de kabulü, siyasal-diplomatik başarılarının en önemlisi oldu.

    29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanı ile sonuçlanan süreçte, Mustafa Kemal'le yakın siyasal işbirliği içindeydi. İlk Cumhuriyet hükümetini kurdu (30 Ekim); aynı zamanda Halk Fırkası (sonradan Cumhuriyet Halk Partisi-CHP) genel başkan vekilliğini üstlendi. Böylece hükümet ve parti üzerinde otorite kurma olanağı elde etti. Muhalefet partisi olarak kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TPCF) karşısında istediği yetkileri elde edemediği için 8 Kasım 1924'te başvekillikten istifa etti; 21 Kasım 1924'te yeni hükümeti Fethi Bey kurdu. Doğudaki Şeyh Said Ayaklanması üzerine 3 Mart 1925'te İsmet Paşa yeniden hükümeti kurmakla görevlendirildi. Ayaklanmanın bastırılmasında hükümet başkanı olarak önemli rol oynadı. Bu tarihten sonra, yeni devletin ve tek parti yönetiminin oluşumunda Mustafa Kemal ile birlikte en önemli siyasal kişilik olarak belirdi.

    1934'te Soyadı Kanunu çıktığında Mustafa Kemal Atatürk'ün verdiği İnönü soyadını alan İsmet Paşa, 1924'ten 1937'ye değin başvekillik görevini aralıksız sürdürdü. Bu dönemde ülkedeki bütün önemli siyasal gelişmelere damgasını vurdu. Siyasal muhalefetin etkisizleştirilmesinde, Kemalist reformların ilanında ve uygulanmasında, iktisat politikasında devletçilik ilkesinin kabulünde ve uygulanmasında çok önemli rolü oldu.

    İnönü Eylül 1937'de Atatürk'le aralarındaki bazı görüş ayrılıkları yüzünden ve onun isteğiyle başvekillikten ayrıldı. CHP'nin genel başkan vekilliğinden de alındı. Görüş ayrılıkları büyük ölçüde İnönü'nün devletçilik uygulamalarından doğmuştu. Atatürk devletçilik uygulamalarının İnönü'nün düşündüğü biçimde genişletilmesinden yana değildi ve aynı görüşü paylaşan iktisat vekili Celal Bayar'ı İnönü'ye karşı siyasal bir seçenek olarak görüyordu. İnönü ikinci kez başvekillikten ayrılınca yerine Celal Bayar atandı. İnönü bu dönemde yalnızca TBMM'de Malatya milletvekili olarak görev yaptı.

    Cumhurbaşkanlığı ve Çok Partili Dönem

    İsmet İnönü

    İsmet İnönü Atatürk'ün ölümü üzerine 11 Kasım 1938'de cumhurbaşkanlığına seçildi. Etkin siyasal yaşamdan çekildikten bir yıl sonra cumhurbaşkanı seçilebilmesi, büyük ölçüde Cumhuriyet'le özdeşleşmiş olmasıyla ilgiliydi. Cumhurbaşkanlığının yanı sıra CHP genel başkanlığına da getirildiğinden yönetim üzerinde geniş otorite sahibi oldu. CHP'nin 26 Aralık 1938'de toplanan I. Olağanüstü Kurultay'ında partinin "değişmez genel başkan"ı seçildi. Ayrıca kendisine "Milli Şef" sıfatı verildi.

    Cumhurbaşkanı seçilmesinden hemen sonra başlayan II. Dünya Savaşı (1939-45) döneminde İnönü ülkeyi savaştan uzak tutmaya çalıştı. Savaş yıllarındaki ekonomik ve toplumsal sıkıntılar ise, dönemin unutulmayan mirası olarak kaldı. Gene bu dönemde Hasan Ali Yücel'in öncülüğündeki Köy Enstitüleri kuruldu ve geliştirildi.

    II. Dünya Savaşı'nın hemen ardından, gerek uluslararası siyasetteki gelişmeler, gerekse ülke içindeki yeni oluşumlar rejimin genel niteliğinde önemli değişiklikleri gündeme getirdi. Ismet Inönü çok partili rejimdeki ilk muhalefet partisi olan Milli Kalkınma Partisini engelleme girişiminde bulundu. Parti başkanının mallarını kamulaştırdı. Dünyada sayılı olan uçak fabrikalarından olan NUD uçak fabrikasının kapısına kilit vurdu. Basında "kuzu partisi" olarak bu partiyi lanse ettirdi. 1945 yılında kurulan Milli Kalkınma Partisinden sonra 1946'da kurulan Demokrat Parti ile çetin bir seçim yarışına girdi. Ismet Inönü'nün çok partili rejimdeki ilk muhalefet partisi olan Milli Kalkınma Partisine olan tutumu çok partili rejimi ne kadar destekleyip desteklemedigi konusunda şüphe uyandırmaktadır.

    14 Mayıs 1950 genel seçimlerinden sonra CHP iktidarı Demokrat Parti'ye (DP) bırakırken, İsmet İnönü de cumhurbaşkanlığından ayrıldı ve ana muhalefet partisi genel başkanı olarak siyasal rolünü sürdürdü. On yıllık muhalefet döneminde partisinin başında kaldı ve iktidarın zamanla sertleşen siyasal baskılarına karşın, CHP'nin yeniden güçlenmesine katkıda bulundu.

    DP, 27 Mayıs 1960 hareketiyle iktidardan uzaklaştırıldı. Yeni anayasa kabul edilip, 15 Ekim 1961 genel seçimlerinden CHP birinci parti olarak çıkınca, İnönü yeniden hükümeti kurmakla görevlendirildi. Bu dönemde CHP-AP, CHP-YTP-CKMP ve CHP-Bağımsızlar koalisyon hükümetlerine başkanlık etti. Yeni kurulan siyasal sistemin sağlıklı biçimde işlemesi için çaba gösterdi. 27 Mayıs hareketinin doğurduğu sorunlarla da uğraşarak 22 Şubat ve 21 Mayıs 1963'te iki darbe girişimini önledi. 1964 Kıbrıs olayları sırasında ABD'nin Türkiye'nin adaya müdahalesini önlemesi üzerine dış politikada çok yönlü arayışlara girdi. Planlı ekonomi, sendikalar, grev ve toplu sözleşme yasalarının çıkarılması, Ortak Pazar üyeliği, SSCB ile iyi ilişkiler kurulması da bu döneme rastlar. İnönü hükümeti 6 Şubat 1965'te yerini Suat Hayri Ürgüplü hükümetine bıraktı. 10 Ekim 1965 seçimlerinde partisinin seçimi kaybetmesi üzerine, parti içi görüş ayrılıkları derinleşti. İnönü'nün desteklediği "ortanın solu" politikası parti tarafından benimsendi.

    Silahlı Kuvvetler'in 12 Mart 1971'deki müdahalesinden sonra, CHP'nin tutumu konusunda parti içinde önemli görüş ayrılıkları belirdi ve İnönü parti genel sekreteri Bülent Ecevit'le anlaşmazlığa düştü. Ecevit'e göre, müdahalenin amacı, CHP içinde egemen olan "ortanın solu" politikasına son vermek ve partinin iktidar olmasını önlemekti. İnönü ise, müdahaleye açıkça karşı çıkılmasını onaylamıyordu. Yeni kurulacak hükümete partinin üye verip vermeyeceği konusunda beliren anlaşmazlık sonucunda Ecevit istifa etti. Ecevit'le yoğun bir mücadeleye giren İnönü, Mayıs 1972'de toplanan V. Olağanüstü Kurultay'da, politikasının partisince onaylanmaması durumunda istifa edeceğini açıkladı. Kurultayda parti meclisi Ecevit'in yanında yer alınca da 8 Mayıs 1972'de CHP genel başkanlığından ayrıldı. Türk siyasal yaşamında parti içi mücadele sonucunda değişen ilk genel başkan olan İnönü 4 Kasım 1972'de CHP üyeliğinden, 14 Kasım 1972'de de milletvekilliğinden istifa etti. Başvurusu üzerine tabii senatör olarak Cumhuriyet Senatosu'nda görev aldı.

    25 Aralık 1973'te ölen İnönü 27 Aralık'ta devlet töreni ile Anıtkabir'de toprağa verildi. Anılarının bir bölümünü Hatıralarım, Genç Subaylık Yılları, 1884-1918 (1968) adı altında toplamış, ayrıca çeşitli tarihlerdeki söylev ve demeçlerini içeren İsmet Paşa'nın Siyasi ve İçtimai Nutukları, 1920-1933 (1933), İnönü Diyor ki (1944), İnönü'nün Söylev ve Demeçleri I, 1920-1946 (1946) gibi kitapları yayımlanmıştır.


  5. RüzgarGülü
    Özel Üye
    Kemalettin Sami Gökçen (1884 - 1934)

    Asker, Kurtuluş Savaşı komutanlarından ve diplomat. 1884 yılında Sinop'ta doğdu. 1905'de Mühendishanei Berii Hümayun'u, 1908'de Harp Akademisi'ni bitirdi. 1919'da Kurtuluş Savaşı başlarında Kafkas Tümeni Komutan vekili idi. Bu tümenin komutanı olarak II. İnönü Savaşı'na katıldı ve başarı gösterdi. Kemalettin Sami Paşa, savaş sonunda Ankara komutanlığına atandı. Aynı zamanda 1923'de Sinop milletvekili olarak Meclis'e girdi. Ertesi yıl milletvekilliğinden istifa etti.

    1928'e kadar orduda kalan Kemalettin Sami Paşa, 1926'da korgeneralliğe yükseldi. Emekliye ayrıldıktan sonra Berlin büyükelçiliğine atandı. 1934 yılında İstanbul'da öldü.




    Ahmet Nurettin Baransel, (doğum 1897 İstanbul - ölüm 21 Mayıs 1967) Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 7. Genelkurmay Başkanı'dır.

    Orgeneral Nurettin Baransel, 1912 yılında Piyade Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdi. 1919 yılına kadar Takım Komutanlığı, Emir Subaylığı ve Bölük Komutanlığı yaptıktan sonra 1919 yılında Harp Akademisi'ne girdi. 1 Mart 1921 tarihinde Harp Akademisi'nde öğrenci iken Anadolu'ya iltihak ederek çeşitli birliklerde görev yaptı. 1923 yılında tekrar girdiği Harp Akademisi'ni 1925 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1939 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı.

    1939 yılında Tuğgeneral, 1941 yılında Tümgeneral, 1947 yılında Korgeneral ve 1951 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 1. Süvari Tümen Komutan Vekilliği, Tümgeneral rütbesi ile 16. , 5. , 22. ve 17. Tümen Komutanlığı, 1. Ordu Kurmay Başkanlığı, Korgeneral rütbesi ile 6. ve 3. Kolordu Komutanlığı ve 3. Ordu Komutan Vekilliği , Orgeneral rütbesi ile 3. ve 1. Ordu Komutanlığı görevlerinde bulundu.

    6 Nisan 1954 tarhinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevine atandı. 28 Mayıs 1954 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 25 Ağustos 1955 tarihinde ayrılarak Yüksek Askeri Şura Üyeliği görevine atandı. Bu görevde iken 14 Temmuz 1960 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.

    Balkan Savaşı, 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'na katıldı.


  6. RüzgarGülü
    Özel Üye
    Hikmet Gerçekçi (1894 - 1970)

    Asker, Hakim. 1894 yılında İstanbul'da doğdu. Harp Okulu'nun son sınıfındayken I. Dünya Savaşı'na, Dörtyol, Göksun ve Andırın'da Ermenilerin tehciri işlemlerine katıldı. Mustafa Kemal'in 9. Ordu müfettişliğine atandığı sırada Hikmet Bey de onun karargahında kurmay mülhak olarak görevlendirildi ve Refet Bele'nin emir subaylığına verildi. Kurtuluş Savaşı boyunca çeşitli ayaklanmaların bastırılmasında ve cephe savaşlarında bulundu.

    Savaştan sonra Harp Okulunda öğrenimini tamamladı (1923) ve 1930'da İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirdi; 1947'de tuğgeneralliğe, 1951'de tümgeneralliğe yükseldi. 1945'te emekliye ayrıldıktan sonra Ankara ve İstanbul'da serbest avukatlık yapan Hikmet Gerçekçi, 1970 yılında öldü.


  7. RüzgarGülü
    Özel Üye
    Cemil Cahit Toydemir

    Asker, siyaset ve devlet adamı olan Cemil Cahit Toydemir, 1883 yılında İstanbul'da doğdu. Harp okulunu 1902'de bitirdi. Beyrut ve Hicaz'da (1902- 1909) bulundu. Osmanlı-İtalyan savaşlarında bulundu. Balkan Savaşına ve I. Dünya Savaşına katıldı. Kurtuluş Savaşı'nda 5. Kafkas Tümeni Komutanı olarak Batı Cephesinde Savaşan Toydemir, 1927'de Tümgeneral, 1933'de Korgeneral oldu. 1942'de orgeneralliğe yükselerek Askeri Yargıtay Başkanlığı ve 1. Ordu Komutanlığı (1943) yaptı. 1946'da emekliye ayrıldı ve o yıl yapılan seçimle İstanbul milletvekili olarak meclise girdi. Peker Hükümetinde (1946-1947), Milli Savunma Bakanlığı bulundu ve 1956 yılında öldü.


  8. RüzgarGülü
    Özel Üye
    Fahrettin Altay (1880 - . )

    Kurtuluş Savaşı kahramanlarından olan Fahrettin Altay 1880 yılında Anavutluk- İşkodra'da doğdu. Harp Okulu'nu 1900, Harp Akademisi'ni de 1902 yılında bitirdi. Kurmay yüzbaşılığı sırasında, ilk görev yeri olan VI. Ordu'da Dersim ve çevresindeki aşiret süvari alaylarının sayıca azaltılmasıyla görevlendirildi. Bu bölgede sekiz yıl kalan Fahrettin Altay, 1910'da Erkanı Harbiye I. Şube müdürlüğüne atandığı zaman binbaşıydı. Büyükçekmece'deki Donanma Komutanlığı'nda bir süre refakat subaylığı yaptı (1912).

    1913'te Çatalca'da kendisini önemli bir görev bekliyordu. Balkan Savaşı'nı kazanan Bulgar ordusu Edirne'ye kadar gelmiş, bölgeyi egemenliği altına almıştı. Çatalca Aşiret Süvari Tugayı'nın başında Bulgar birliklerini geri püskürttü. 1914 yılı da Fahrettin Altay için oldukça hareketli geçti. O yıl yarbaylığa yükselmişti. Önce IV. Kolordu kurmayı oldu. Arkasından ikinci defa Erkanı Harbiye Şube Müdürlüğü yaptı.

    Birinci Dünya Savaşı'nın yaklaşması yüzünden asker taşıma işleri arttığı için Anadolu demiryollarını düzenlemekle görevlendirildi. Yıl sona ermeden Harbiye Nezareti emrinde çalışmak üzere İstanbul'a döndü. 1915'te Albay oldu ve Harbiye Nezareti Müsteşar yardımcılığından başka askeri protokol memurluğu yaptı. V.Ordu'nun emrinde çalıştı. 1917'de Vehip Paşa ile birlikte Almanya'ya giden heyette yer aldı. 1917'de 26. Tümen komutanlığı, 1918'de 15. Kolordu Komutan vekilliğine ve gene aynı yıl 12. Ordu komutanlığına atandı.

    Birinci Dünya Savaşı'nın bittiği sıralarda Altay, 3. Kolordu kumandanıydı (Nisan 1919). Kurtuluş Savaşı'nın başlarında 12. Kolordu Kumandanlığına atandı. Bu görevi 1921, ortalarına kadar sürdü. Birliğinin başında, Konya'da patlak veren Delibaş Ayaklanmasının bastırılmasından (1920), Birinci ve ikinci İnönü ve Sakarya savaşlarına kadar hep ateş hattında bulundu.

    Kurtuluş Savaşı'nın belirli bir aşamaya ulaştığı 1921'de Altay, tümgeneralliğe yükseltildi. Sorumluluğu da genişletilerek kolordu komutanı yetkisiyle Süvari grup komutanlığına getirildi. 1920'den beri milletvekili olarak Meclis'te adı okunuyor, fakat kendisi sürekli olarak cephede bulunuyordu. Kurtuluş Savaşı'nın son yılındaki çarpışmalarda Afyon, Alaşehir, Uşak, Altıntaş çevresindeki çarpışmalarda Altay'ın süvarileri büyük hizmet gördü. Kaçış halinde yunan ordusunu kovalayarak İzmir'e giren ilk süvari birlikleri de Altay'ın komutasındaydı. Bu başarılarının sonucu olarak Altay o yıl korgeneralliğe yükseltildi. Süvari kolordu komutanlığının yanı sıra bir ara I. Ordu komutan vekilliği de yaptı.

    1923 seçimlerinde milletvekili olarak Meclis'teki yerini korudu. Bu arada askerlik görevini de sürdürüyordu. 1924'te, on yıl boyunca kalacağı II. Ordu Müfettişliğine atandı. Hem komutan, hem milletvekili olduğu sırada Atatürk'ün dileğine uyarak orduda kaldı. 1944'te I. Ordu komutanlığına getirildi. Aynı yıl İran ile Afganistan arasındaki sınır anlaşmazlığında hakemlik yaptı.

    Hazırladığı rapor anlaşmazlığın çözümlenmesinde yararlı oldu. 1945'te, Yüksek Askeri Şüra üyeliği sırasında yaş haddinden emekliye ayrıldı. 1946-50 yılları arasındaki milletvekilliğinden sonra siyasi hayattan da çekilerek İstanbul'a yerleşti.


  9. RüzgarGülü
    Özel Üye
    Kemalettin Sami Gökçen (1884 - 1934)

    Asker, Kurtuluş Savaşı komutanlarından ve diplomat. 1884 yılında Sinop'ta doğdu. 1905'de Mühendishanei Berii Hümayun'u, 1908'de Harp Akademisi'ni bitirdi. 1919'da Kurtuluş Savaşı başlarında Kafkas Tümeni Komutan vekili idi. Bu tümenin komutanı olarak II. İnönü Savaşı'na katıldı ve başarı gösterdi. Kemalettin Sami Paşa, savaş sonunda Ankara komutanlığına atandı. Aynı zamanda 1923'de Sinop milletvekili olarak Meclis'e girdi. Ertesi yıl milletvekilliğinden istifa etti.

    1928'e kadar orduda kalan Kemalettin Sami Paşa, 1926'da korgeneralliğe yükseldi. Emekliye ayrıldıktan sonra Berlin büyükelçiliğine atandı. 1934 yılında İstanbul'da öldü.




    Orgeneral Mustafa Rüştü Erdelhun (1894 - 1983)

    Orgeneral Mustafa Rüştü Erdelhun (1894 - 1983)

    1894 yılında Edirne'de doğdu. 1914 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdi. Topçu Birliklerinde Batarya Takım Komutanlığı ve Yaverlik görevlerinde bulundu. İzmir Silah Komisyonu'nda görevli iken 2 Nisan 1921 tarihinde Anadolu'ya geçerek Milli Ordu'ya iltihak etti.

    1923 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1926 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1945 yılına kadar çeşitli karargah ve birlikler ile Tokyo, Roma ve Londra Ataşelikleri'nde görev yaptı. 1945 yılında Tuğgeneral , 1947 yılında Tümgeneral, 1952 yılında Korgeneral ve 1956 yılında Orgeneralliğe Yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 15 nci Tugay Komutanlığı ve Genelkurmay Eğitim Yarbaşkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Genelkurmay Eğitim Daire Başkanlığı, 6 ncı ve 51 nci Tümen Komutanlığı, MSB İİstanbul Tetkik Kurulu Üyeliği, Korgeneral rütbesi ile Tokyo İrtibat Heyeti Başkanlığı, 18 nci Kolordu Komutanlığı ve Genelkurmay II nci Başkanlığı görevlerinde bulundu.

    Orgeneral rütbesinde 2 nci Ordu Komutanı iken, 1 Ağustos 1958 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 23 Ağustos 1958 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 3 Haziran 1960 tarihinde emekliye sevk edildi.

    İngilizce, Fransızca ve Japonca bilen ERDELHUN, evlidir.

    1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşları'na katıldı.

    9 Kasım 1983 tarihinde vefat etti. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı'nda toprağa verildi.


  10. RüzgarGülü
    Özel Üye
    Orgeneral Nurettin Ersin (1918 - 2005)

    1918 yılında Çanakkale'nin Gelibolu ilçesinde doğdu. 1935 yılında Bursa Işıklar Askeri Lisesi'nden, 1937 yılında Piyade Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1938 yılında Piyade Sınıf Okulu'nu bitirdi. 1945 yılına kadar çeşitli birliklerde Takım ve Bölük Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1945 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1948 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1964 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı.

    1963 yılında Tuğgeneral, 1966 yılında Tümgeneral, 1970 yılında Korgeneral ve 1974 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 3 ncü Ordu Kurmay Yarbaşkanlığı, 66 ncı Tümen Komutan Yardımcılığı ve Vekilliği, Genelkurmay Etüt ve İnceleme Heyeti Üyeliği, MİT Müsteşar Yardımcılığı, Tümgeneral rütbesi ile aynı göreve devam ederek takiben 4 ncü Piyade Tümen Komutanlığı, Korgeneral rütbesi ile Batı Menzil Komutanlığı, MİT Müsteşarlığı, 6. Kolordu ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulundu.

    Orgeneral rütbesinde Yüksek Askeri Şura Üyeliği, 22 Ağustos 1975 - 5 Ocak 1976 tarihleri arasında Jandarma Genel Komutanlığı yaptı. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve 1'nci Ordu Komutanlığı görevini takiben 9 Mart 1978 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 12 Eylül 1980 Harekatı'ndan sonra, aynı zamanda Milli Güvenlik Konseyi Üyeliği görevini de yürüttü.

    1 Temmuz 1983 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'na atanarak Milli Güvenlik Konseyi Üyeliği görevine devam etti. 6 Aralık 1983 tarihinde kendi isteği ile emekli oldu. Evli ve iki çocuk babası olan Ersin 3 Ekim 2005 tarihinde Ankara'da vefat etti


+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu


kurtuluş savaşında görev alan önemli komutanlar ve başarı öyküleri,  kurtuluş savaşında görev alan önemli komutanlar,  kurtuluş savaşında görev alan komutanlar ve başarı öyküleri,  kurtuluş savaşında yer alan önemli komutanlar