+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12346 ... SonuncuSonuncu
Tarih Arşivi ve Atatürk Forumu Forumunda Atatürk ile ilgili Kompozisyon Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Atatürk ile ilgili Kompozisyon









  2. HARBİKIZ
    Moderator





    Atatürk ile ilgili Kompozisyon


    Atatürk bugüne kadar birçok savaşa katılmış. Bu savaşlarda düşmanla kahramanca çarpışıp yurdumuzu düşmanlardan kurtarmıştır.
    Atatürk birçok savaşa katılmıştır. Fakat hiçbir zaman savaştan, savaşmaktan zevk almamıştır. O her zaman barış yanlısı olmuştur. Bunu Atatürk’ün yurtta sulh cihanda sulh sözünden anlaya biliriz. O bu sözüyle savaşın gereksiz olduğunu. barış olması gerektiğini ve bu barışın tüm dünyada hep beraber yaşanılmasını istemiştir. atatürkün bu sözüne ve anlatmak istediklerine bizde elbette katılıyoruz. Fakat bu fikre bizim gibi katılanlar çok az. Hepimiz görüyoruz ki dünya da savaşlar var. malesef bu savaşlar hız kesmeden her gün daha da artıyor. Yeni çıkan teknolojik silahlar, atom bombaları vb. bu savaşları tetikleyen unsurlardır. Ülkeler güçlü olma yolunda savaşırlarken dünyamızın gün ve gün eriyip bittiği kimsenin umurunda değil. Oysaki bizim yapmamız gereken çok bir şey yok. Çok bir şey olmamasına rağmen önlem alıp savaşa hayır diyemiyoruz. Bizler teknolojiye karşı değiliz. Fakat bu dünyada bizim gibi çocuklar olduğunu da unutmamak lazım. Bizler de bir bireyiz bizde geleceğimizin temiz olmasını isteriz. Meslek sahibi olmak için okuyoruz. Bir gün savaşlardan dolayı okulumuzun yıkılmasını istemeyiz. Büyüklerimizin bizleri düşünmesi gerekir. Onların da bizim halimizi düşünmeleri gerekir. Şimdi eskisi gibi değil. Simdi insanlar ülke zenginliği için masum çocukları gözlerini kırpmadan öldürüyorlar. Bu da yetişkinlerden çok çocuklara ve onların geleceğine zarar veriyor. Dünya bu şekilde devam ettiği için marsta hayat arıyor. Bu savaşlar durursa Atatürk’ün istediği barış ortaya çıkacak.
    O bizim için yıllarca çalıştı. Ölümü göze aldı. Sebebi barıştı. Bizde biraz gayret edelim dünyaya karşı savaşalım. Bu sayede Atatürk’ün sözünü gerçekleştiririz. Atatürk ün “yurtta sulh cihanda sulh” sözü yerini tutar. Atatürk mezarında rahat yatar. Bizde geleceğimizi kurtarırız.
    alıntıdır





  3. Ziyaretçi
    Başka kompozisyon var mı?hep 'biz' diyince biraz kompozisyon dışında olmuşda.




  4. Mineli
    Devamlı Üye
    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk,yalnızca bir asker,komutan, diplomat,politikacı ve devlet adamı değildi.
    O,bir düşünürdü deO’nun, ulusumuzun toplumsal yapısı,uygarlık ve çağdaşlık anlayışı, dinsel uygarlık ve çağdaşlık anlayışı, dinsel olmanın anlamı konusunda yazdığı kimi yazılar, yaptığı kimi konuşmalar, üzücüdür ki, Türk halkına ulaştırılmamıştır.
    Türk halkının büyük bir bölümü,bu nedenle,
    Mustafa Kemal Atatürk’ü,
    tanıması gerektiği düzeyde tanıyabilme
    ve O’nu anlaması gerektiği düzeyde anlayabilme olanaklarından yoksun bırakılmıştır Aşağıda O’ndan kalan elyazısı belgelere dayanan "Bilim ve Teknoloji" hakkındaki görüşlerini okuyacaksınız.
    Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol göstericisi ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir,
    cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanınınkoyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız Aksine yükselmiş,ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız.
    Hiçbir tutarlıkanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur.
    Başarılı olmak için aydın sınıf ve halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler, halkın ruh
    ve vicdanından alınmış olmalıdır. Halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak
    daha
    çok aydınlara yöneltilen bir vazifedir. Gençlerimiz ve aydınlarımız
    niçin yürüdüklerini ve
    ne yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice
    kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice
    benimsenip kabul
    edilebilecek bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya
    atmalıdır.

    İlerlemek yolunda
    yapılacak her önemli teşebbüsün, kendine göre önemli sakıncaları vardır.
    Bu
    sakıncaların en az dereceye indirilmesi için tedbir ve teşebbüslerde
    hata yapmamak
    lazımdır.İnsanların hayatına, faaliyetine egemen olan
    kuvvet, yaratma ve icad yeteneğidir. Manevi
    kuvvet ise özellikle ilim ve
    iman ile yüksek bir şekilde gelişir.Her
    işin esas hedefine kısa ve
    kestirme yoldan varmak arzu edilmekle beraber,
    yolun kabul edilebilir,
    mantıki ve özellikle ilmi olması şarttır.
    Her
    yeni yetişen kendinden
    eskisini beğenmeyecek kadar yükselirse o zaman, ancak o
    zaman gelecek
    nesiller birbirinden kademe kademe yüksek seviyede bir yükselme grafiği
    meydana
    getirebilir ki, insanlığın ilerlemesinin amacı da budur.Bir
    millet için mutluluk olan
    bir şey diğer millet için felaket olabilir.
    Aynı sebep ve şartlar
    birini mutlu ettiği halde diğerini mutsuz
    edebilir. Onun için bu millete
    gideceği yolu gösterirken dünyanın her
    türlü ilminden, buluşlarından, ilerlemelerinden istifade edelim,
    ancak
    unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak
    mecburiyetindeyiz.Milletimizin tarihini, ruhunu, geleceklerini
    gerçek,
    sağlam, dürüst bir görüşle görmeliyiz
    Taassup cahilliğe dayanır.
    Bundan dolayı taassubu
    olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o
    halde halkı aydınlatmak lazımdır.

    Bu millet ve memleket
    ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma
    almış gelmiş olanları
    korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan
    başka, parti parti
    eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen
    almak için Avrupa’ya,
    Amerika’ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve
    göndereceğiz.
    İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa
    gidip,
    öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye çok zayıf kalır.
    Bunun yerine
    mecburiyet geçerli olur. Hayati gerçekleri bilerek,
    bilmeyenlere de uygun bir yol
    ile veya zor ile anlatarak amacımıza
    yürüyeceğiz Bizi o amaca varmaktan
    alıkoyan iki kuvvet vardır. Biri
    dış düşmanlardır. Bunlar bizi bir sömürge
    haline koymak için
    ilerlememizi istemeyenlerdir. Fakat çiftçi arkadaşlar, muhterem babalar,
    bizim için
    bunlardan daha zararlı, daha öldürücü bir sınıf daha vardır:
    O da
    içimizden çıkması muhtemel olan hainlerdir. Aklı eren, memleketini
    seven, gerçeği gören
    kimselerden böyle bir düşman çıkmaz. İçimizden
    böyleleri çıkarsa onlar ya aklı
    ermeyen cahiller, ya memleketini
    sevmeyen kötüler, ya gerçeği görmeyen körlerdir. Biz
    cahil dediğimiz
    zaman mutlaka okula gitmemiş olanları kastetmiyoruz. Kastettiğim ilim,
    gerçeği bilmektir.
    Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı
    gibi, hiç okumak bilmeyenlerden
    de, özellikle sizlerin içinizde
    görüldüğü gibi, gerçeği gören gerçek bilginler çıkar.


    Sanayileşmek, en büyük milli
    davalarımız
    arasında yer almaktadır. Çalışması ve yaşaması için ekonomik elemanları
    memleketimizde mevcut
    olan büyük, küçük her çeşit sanayii kuracağız ve
    işleteceğiz. En başta
    vatan savunması olmak üzere, ürünlerimizi
    değerlendirmek ve en kısa yoldan en
    ileri ve mutlu Türkiye idealine
    ulaşabilmek için, bu bir zorunluluktur.


    Memleket için kaçınılmaz
    olan sanayiinin kurulması bitmedikçe, her
    yönden kalp huzuru bulmamıza imkân yoktur.
    Bu sebeple, memleketin
    sanayiye ait donanımını tamamlamak için, bütün gayret ve
    dikkatimizi
    çekmeyi yerinde buluyorum.Türkiye’de devlet madenciliği, milli kalkınma
    hareketi ile yakından ilgili,
    önemli konulardan biridir.
    Genel sanayileşme
    düşüncemizden başka, maden arama ve
    işletme işine, herşeyden önce dış
    ödeme vasıtalarımızı, döviz gelirimizi artırabilmek için
    devam etmeye ve
    özel bir önem vermeye mecburuz.Maden Tetkik ve Arama
    Dairesi’nin
    çalışmalarına en yüksek gelişme hızını vermesini ve bulunacak
    madenlerin, verimlilik hesapları
    yapıldıktan sonra planlı şekilde hemen
    işletmeye konulmasını temin etmemiz lazımdır. Elde
    bulunan madenlerin en
    önemlileri için, üç yıllık plan yapılmalıdır.
    İtiraf ederim
    ki,
    düşmanlarımız çok çalışıyor. Biz de onlardan daha çok çalışmaya
    mecburuz. Çalışmak
    demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın
    gereklerine göre bilim ve teknik
    ve her türlü madeni buluşlardan azami
    derecede yararlanmak zorunludur.


    Harp sanayi kuruluşlarımızı, daha
    çok geliştirme ve genişletme için
    alınan tedbirlere devam edilmeli ve sanayileşme
    çalışmamızda da ordu
    ihtiyacı ayrıca gözönünde tutulmalıdır Bütün uçaklarımızın ve
    motörlerinin memleketimizde
    yapılması ve hava harp sanayiimizin de bu
    esasa göre geliştirilmesi gerekir.
    Hava kuvvetlerinin kazandığı önemi
    gözönünde tutarak, bu çalışmayı planlaştırmak ve bu
    konuyu layık olduğu
    önemle milletin görüşünde canlı tutmak lazımdır.İlim, tercüme ile
    olmaz,
    inceleme ile olur.İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde
    ben emir
    vermem. Bu alanda isterim ki, beni bilim adamları
    aydınlatsınlar. Onun için
    siz kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız,
    bana söyleyiniz, sosyal ilimlerin güzel (yapıcı)
    yönlerini gösteriniz,
    ben takip edeyim.
    Ben, manevi miras olarak hiçbir
    ayet,
    hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim
    manevi mirasım
    ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda
    olduğumuz çetin ve
    köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen
    eremediğimizi, fakat asla taviz (ödün)
    vermediğimizi akıl ve ilmi rehber
    edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor,
    milletlerin,
    toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor.
    Böyle bir dünyada,
    asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,
    aklın ve ilmin gelişimini inkâr
    etmek olur. Benim Türk milleti için
    yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım
    ortadadır. Benden sonra
    beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver (eksen) üzerinde
    akıl ve
    ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.•

    * Bu yazı Bütün Dünya dergisinden
    alınmıştır

  5. Mineli
    Devamlı Üye
    ATATÜRK VE BİLİM

    adamı olarak düşünmek ne denli yanlışsa, O yüce insanı bilim
    dışlılıkla suçlamak (Hitler, Musolini vs.) o denli korkunçtur. Atatürk’ün tüm
    yaptıkları, düşünce yapısı, bilme, toplumsal güce, akla dayanıyordu.

    İsterseniz
    Onu kendi özdeyişiyle değerlendirmeye başlayalım:

    “ Hayatta en gerçek yol
    gösterici bilimdir.” sözü bile Onunla - bilim arasındaki işteşliğin, fikirlerin
    ne denli bilimsel verilerle örtüştüğünün bir kanıtı olsa gerek.

    Bilimin
    kısaca bir tanımı ile konuyu genişletmeye çalışalım: “ Bilim ve
    teknolojinin ilerlemesi ile birlikte uygarlığın gelişebilmesi için; insanoğlunun kendi aklını
    kullanabilmesi, düşünme ve yorumlama yeteneğinin geliştirilmesi, Dogmaların tutuculuğundan kurtulmasıdır. Bilim
    doğal ve toplumsal olayları araştırır.

    Atatürk’e göre bilim; öncelikle, özgün
    bir kültür yaratmanın etkin bir aracıdır. Bu nedenle O bilimi,
    toplumun gelişmesini engelleyen bozuklukların giderilmesi ve ulusal bir kimlik yaratılması
    için etken bir araç olarak görmüş ve kullanılmıştır.

    Yaptıklarının hiçbiri,
    âfâkî - duygusallık taşımaz. O nedenle tarihsel yaşıtları, tarihin karanlıkları
    içerisinde yitip gitmiştir. Atatürk’se ilmin sonsuz ışıtıcılığı güvencesinde bugüne dek
    yaşamış ve yaşayacaktır da.

    Bakınız, 156 ülkenin oy birliği ile
    aldığı karar da (ki 1981 yılı Onesco’nun Atatürk’ün doğumunun 100.
    yılı nedeniyle)

    “ Uluslar arası anlayış ve barış yolunda çaba
    harcamış Üstün Bir Kişi; olağanüstü bir Devrimci; sömürü ve emperyalizme
    karşı savaşan İlk Lider; insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü;
    insanlar arasında renk, dil, ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz Devlet Adamı…
    nitelemeleri ile dünyaya takdim edilmesi sanırız ki, yüce ATA’nın ne
    denli bilimsel bir bakış akışı ile olayları gözlemleyip, çareler üretmesinin
    en yanılmaz bir kanıtı olsa gerek bu belge…

    Aslında yüce
    Atatürk’ün neyi başardığını, bilimsel bir yöntemle nasıl bunların üstesinden geldiğini
    anlayabilmek için; Osmanlı’nın, Duraklama, Gerileme devirlerinin iyi analiz edilmesi gerekir,
    diye düşünüyorum. Avrupa’da Rönesans -reform ve Fransız İhtilâli gerçekleşirken, Osmanlı’da
    bilim çökmüş, yok gibidir.

    İstanbul Rasathanesi 1580’de dinsel taassubun etkisi
    ile yıktırılıyor. 1774 Lavoisier, havanın oksijen- hidrojen- azottan olduğunu saptamış.
    Osmanlı hâlâ doğanın, su- toprak-ateşten olduğunu savunuyor. Matbaa akıl bilme
    aykırı yorumlarla 330 yıl sonra Osmanlı’ya ulaşabiliyor. Vezir-i Azam Damat
    Ali Paşa savaşlara gitme- gitmeme durum değerlendirmelerini müneccimleri ile yapıyor.
    Daha onlarca sıralayabileceğimiz nedenler Osmanlı’da bilimin tükenmişliğinin tarihi kanıtlarıdır.
    Oysa,
    Kemalist devrimler; akıl ve bilime dayanmaktadır.

    1- Eskimiş kurumları yıkmak,
    çağın gereklerine göre yeni kurumlar oluşturmak.

    2- Değişim ve yeniliklere
    sürekli olarak açık kalmak- kalıplaşmamak. Onun için Atatürk devrimleri durağan
    değildir.

    “ Çağdaş uygarlık seviyesinin üstünü” işaretlemesi, gençlere “ Beni
    takip edeceksiniz. Yorulsanız da beni takip edeceksiniz, ilerleyeceksiniz.” demesi Ata’nın
    gençliğe bilimsel ışık göstermesi devamlı aydınlık saçması, bilimsellikten başka ne
    olabilir ki…? Eğer hala kurduğu, lâik- Demokratik Cumhuriyet ayakta ise;
    Durmadan değişen dünya, toplumsal düzenin, sürekli olarak ileri bilimsel çözüm
    önerilerinin yaşama geçirilmiş olmasıdır diye düşünüyorum. Eserlerinin sonsuza dek yaşamasını
    sağlayacak, insan ve kurumları oluşturmak da ATA’nın bilimselliğinin canlı kanıtlarıdır.


    Örneğin: Dil, Tarih Kurumu, Üniversiteler yasası ( o zaman için
    ), ekonomik alanda İzmir Ekonomik Kurultay’ını toplamak daha birçoklarını saymak
    olası elbet. Ata’nın bilime değer vermesinin en çarpıcı bir örneği
    de: Nazi zülmünden kaçan 142 bilim adamı ABD gibi zengin,
    olanaklı bir devletin onlara kucak açmışken; orayı değil, o zamanın
    Türkiye’sini yeğlemeleri, Atatürk’ün bilime değer vermesinin, Atatürk’ün yoksul Türkiye’sinin bilimsel
    bir tabana oturtulmuşluğunun tarihi bir kanıtı olsa gerek. Bir bilim
    adamı: “ Yaşam ve gereksinimler sonsuzdur. Oysa değişmez oldukları için
    dinsel kurallar bir noktada son bulur ve kendini yeniler” diyor.
    Yüce Atatürk bunun için gençlere şöyle sesleniyordu.: “ Çocuklar gözünüz
    ufuklara kadar görürü görüyoruz. Onun da ötesini görmeye çalışacağız.” Türk
    ulusundan da istekleri şunlardı: “ Gençler ve her yurttaş, akıl
    ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.

    … Zamanın
    gereklerine göre; bilim teknik ve her türlü uygarlık buluşlardan azami
    derecede yararlanmak zorundadır.

    Ölümünden 63 yıl geçmesine karşın, 21. yy.
    da hâlâ Atatürk beyinlerde ve yüreklerde… Çünkü Kemal ATATÜRK: bilimi
    ve aklı yol gösterici olarak kabul ederek, ufkun ötelerini görmüş,
    göstermiştir…

    Ne mutlu O’nun gösterdiği ışıklı yoldan yürüyen aydınlık kuşaklara…


  6. kesemez
    Yeni Üye
    mineli güzel olmus saol

  7. Ziyaretçi
    hepinize teşekkür ederim çünkü sınavıma çok yardımcı oldunuz

  8. Ziyaretçi
    biraz kompazisyondan çıkmış gibi ama sınavda çıkıcak bu yüzden kendim yazmaya karar verdim nasıl yapıcam bilmiyorum

  9. Ziyaretçi
    bu yazılar çook uzun değil mi sizcede?

  10. Ziyaretçi
    valla süper bir site

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12346 ... SonuncuSonuncu


atatürk ile ilgili kompozisyon,  atatürk hakkında kompozisyon,  türk ve ata ile ilgili paragraf,  atatürk ile ilgili kompozisyonlar